Fadıl gözlerine inanmadı.Fadil didn't believe his eyes.
Fadıl gerçekten inanmak istedi.Fadil really wanted to believe.
Tom gerçekten Mary'nin masum olduğuna inanmak istiyordu.Tom really wanted to believe that Mary was innocent.
Tom'a Mary'ye inanmamasını söyledim.I told Tom not to believe Mary.
Buna inanma.Don't believe this.
Onlara inanma.Don't believe them.
Onlara inanmayın.Don't believe them.
Tom bir an bile Mary'ye inanmadı.Tom didn't believe Mary for a second.
Tom gözlerine inanmadı.Tom didn't believe his eyes.
Tom kendisini sevdiğini söylediğinde Mary'ye inanmadı.Tom didn't believe Mary when she said she loved him.
Tom gerçekten Mary'nin söylediğine inanmak istiyordu.Tom really wanted to believe what Mary was saying.
Sami'nin hikayesi o kadar gülünçtü ki kimse ona inanmadı.Sami's story was so grotesque that nobody believed him.
Bir yalana inanmak genellikle doğruya inanmaktan daha kolaydır.A lie is often easier to believe than the truth.
Ona gerçeği söyledik ve o hala buna inanmayacak.We told him the truth and he still won't believe it.
Partiye gitmektense evde kalmayı tercih edeceğine inanmayı zor buluyorum.I find it difficult to believe that you'd rather stay home than go to a party.
Başkalarının söylediklerine her zaman inanmaman gerekir.You shouldn't always believe what others say.
Tom Mary'nin hikayesine inanmayı zor buldu.Tom found Mary's story hard to believe.
Bana inanmak zorundasın, Tom.You have to believe me, Tom.
Sana inanmak için hiçbir gerekçe yok.There is no reason to believe you
Tom onun olacağına inanmadı.Tom didn't believe that would happen.
Tom, Mary'nin öldüğüne inanmayı reddetti.Tom refused to believe Mary was dead.
İnternette okuduğun her şeye inanma.Don't believe everything you read on the Internet.
Tom hatalı olduğuna inanmayı reddetti.Tom refused to believe that he was wrong.
Tom'un söylediği her şeye inanmaman gerekir.You shouldn't believe everything Tom says.
Tom'un söylediğine inanmaman gerekir.You shouldn't believe what Tom says.
Bana inanmazsan kim inanır?If you don't believe me, who will?
Leyla, Sami'ye inanmadı.Layla didn't believe Sami.
Ona inanmayı reddettiler.They refused to believe it.
Ona inanmayı reddetti.She refused to believe it.
Her şeye inanmak zayıflıktır ve hiçbir şeye inanmamak aptallıktır.Believing everything is weakness, and believing nothing is foolishness.
Onlara söylediklerime inanmayı reddettiler.They refused to believe what I told them.
Onların bana söyledikleri şeye inanmayı reddettim.I refused to believe what they told me.
Böyle bir şeyin olabileceğine inanmayı reddettim.I refused to believe such a thing could have happened.
O bana inanmadı.He didn't believe me.
Bana inanmadı.He did not believe me.
Sen bana inanmadın.You didn't believe me.
Tom, Mary'nin böyle bir şey yapacağına inanmadı.Tom didn't believe Mary would do something like that.
Sami'nin ona inanmak için hiç nedeni yoktu.Sami didn't have any reason to believe that.
O kadar berbat bir şeyin buralarda olabileceğine inanmak zor.It's hard to believe that something that terrible could happen around here.
Buralarda öyle bir şeyin olabileceğine inanmak zor.It's hard to believe that something like that could happen around here.
Tom buna inanmayı reddetti.Tom refused to believe it.
Tom'un bana söylediği şeye inanmadım.I didn't believe what Tom told me.
Tom bana onu söylediğinde inanmadım.When Tom told me that, I didn't believe it.
Sami ona neredeyse inanmadı.Sami almost didn't believe it.
Tom, Mary'ye John'un söylediğine inanmamasını tavsiye etti.Tom advised Mary not to believe what John said.
Tom, Mary'ye okuduğu her şeye inanmamasını tavsiye etti.Tom advised Mary not to believe everything she read.
Tom hayaletlere inanmadığını söylüyor.Tom says he doesn't believe in ghosts.
Tom, Mary'nin gerçekten bunu yapmak istediğine inanmadığını söylüyor.Tom says he doesn't believe Mary really wants to do that.
Tom, Mary'nin bunu yapabileceğine inanmadığını söyledi.Tom said he didn't believe Mary could do that.
Tom, Mary'nin bunu yapacağına inanmadı.Tom didn't believe Mary would ever do that.
Tom, Mary'nin bunu yaptığına inanmadığını söylüyor.Tom says he doesn't believe Mary did that.
Tom, Mary'nin söylediği tek kelimeye inanmadı.Tom didn't believe a word Mary said.
Ben sana inandım ama Tom inanmadı.I believed you, but Tom didn't.
Tom Mary'ye inanması gerekip gerekmediğini bilmiyordu.Tom didn't know whether he should believe Mary or not.
Tom, Mary'nin dün John'un gittiğine inanmadığını söylüyor.Tom says Mary doesn't believe John went yesterday.
Tom Mary'nin bunu yaptığına asla inanmayacak.Tom will never believe that Mary did that.
Tom buna inanmadı.Tom didn't believe that.
Tom Mary'nin kazanacağına inanmadı.Tom didn't believe Mary would win.
Mary, Tom'un kendisine yalan söyleyebileceğine inanmadı.Mary didn't believe that Tom would lie to her.
Bu öğleden sonra ne olduğuna inanmayacaksın.You won't believe what happened this afternoon.