inanmış ile cümle
inanmış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
İmkansız şeylere inanmıştınız ve korkusuzdunuz.恐れを知らなかったのを 自分の内なるスーパーヒーローと
İşte sorun da bu. Onlara inanmış olmam.И самое жуткое ... я поверил им.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Dalam kata-katanya sendiri, dia yakin pada mulanya bahwa yang baru terjadi tidak mungkin nyata.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Din cuvintele sale reiese că la început era convins că cele întâmplate nu puteau fi adevărate.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Először ő maga is meg volt győződve arról, hogy ami történt nem lehet valóságos.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.I hans egna ord var han först övertygad om att det som hänt inte kunde ha varit på riktigt.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.In zijn eigen opgetekende woorden: hij was er eerst van overtuigd dat wat gebeurd was, niet echt kon zijn.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.그가 했다고 전해지는 말에 의하면 처음에는 마호메트가 자신에게 일어난 일이 사실일 리 없다고 확신했답니다.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Podľa jeho vlastných slov bol najprv presvedčený, že to čo sa stalo nemohlo byť skutočné.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Po svojih lastnih besedah je bil sprva prepričan, da kar se je zgodilo, ni moglo biti resnično.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Seine eigenen Worte waren, dass er zunächst überzeugt war, die Geschehnisse konnten nicht real gewesen sein.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Z jego własnych relacji okazuje się, że z początku był przekonany, że wydarzenie nie mogło być prawdziwe.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.Самият той казал, че отначало бил убеден, че всичко това е нещо нереално.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.במילים שדווחו כשלו, הוא היה משוכנע בתחילה שמה שקרה לא יכול היה להיות אמיתי.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.حسبما قال وسُجل عنه، كان مقتنعا في البداية أن ما حدث يستحيل تصديقه.
Kendi kelimelerine göre, ilk başta kendisi bile olanların gerçek olamayacağına inanmış.彼は その時起こったことは 現実である訳がないと 初めは思っていました せいぜい 幻覚だっただろうと
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Aber er war davon überzeugt, dass dieses World Wide Web eines Tages die ganze Welt übernehmen würde.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Ale on był kompletnie przekonany że World Wide Web pewnego dnia obejmie cały Świat.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Dar el era absolut convins ca acest World Wide Web va cuceri lumea într-o bună zi.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.De teljesen meg volt róla győződve, hogy a Világhálója egy nap meghódítja a világot.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Hij was volledig overtuigd dat zijn World Wide Web op een dag de hele wereld zou overnemen.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.하지만 그는 그의 월드 와이드 웹이 언젠가는 전 세계에 퍼질 것이라는 확신에 차있었습니다
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Mais il était totalement convaincu que son World Wide Web allait conquérir le monde un jour.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Ma lui era fermamente convinto che il suo World Wide Web avrebbe conquistato il mondo prima o poi.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Mas ele estava totalmente convencido de que esse World Wide Web um dia cobriria o mundo.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Nhưng anh ta hoàn toàn tin tưởng rằng World Wide Web sẽ chiếm lĩnh thế giới vào một ngày nào đó.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.No on bol celkom presvedčený, že jeho World Wide Web jedného dňa ovládne svet.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Pero él estaba completamente convencido de que su World Wide Web conquistaría algún día el mundo entero.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Αλλά ήταν πλήρως πεπεισμένος ότι ο Παγκόσμιος Ιστός του θα καταλάμβανε τον κόσμο μια μέρα.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Але він був цілком переконаний, що ця Всесвітня Мережа Інтернет одного дня підкорить весь світ.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.Но он был абсолютно убеждён, что его "Всемирная паутина" однажды завоюет мир.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.אבל הוא היה משוכנע שהרשת שלו תשתלט על העולם יום אחד.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.لكنه كان مقتنعا تماما بأن شبكته العنكبوتية العالمية ستنتشر في العالم يوما ما.
Kendisi World Wide Web dediği şeyin tüm dünyayı saracağına tamamen inanmıştı.信じ切っていました そして私に ブラウザを書くよう言ってきました
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Bila sem prepričana v edino zgodbo o Mehičanih in se nisem mogla bolj sramovati.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Crezusem doar acea poveste unică despre mexicani şi îmi era incredibil de ruşine.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Dałam się zwieść "jednej historii" dotyczącej Meksykanów i nie mogłam bardziej wstydzić się za siebie.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Elhittem az egyetlen történetet a mexikóiakról, és nem is szégyellhettem volna jobban magamat.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Eu tinha cedido à história única dos mexicanos e não podia sentir mais vergonha de mim.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Había creído en la historia única sobre los mexicanos y no podía estar más avergonzada de mí.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Ich glaubte die einzige Geschichte über Mexikaner und ich konnte nicht beschämt genug über mich sein.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Ik was gevallen voor het enkel verhaal over de Mexicanen en ik schaamde me dood voor mezelf.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Jag hade köpt den enda berättelsen om mexikaner och jag var djupt skamsen över mig själv.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.J'avais avalé toute crue l'histoire unique sur les Mexicains et je m'étais sentie honteuse au possible.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.멕시코인들에 대한 단편적 이야기를 믿어왔던 것입니다. 그리고 제 자신이 너무도 부끄러웠습니다.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Olin niellyt tarinan yhdenlaisista meksikolaisista, enkä olisi voinut olla enemmän häpeissäni.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Saya telah mempercayai cerita tunggal tentang orang-orang Meksiko dan saya sangat malu pada diri saya sendiri.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Uvěřila jsem jedinému příběhu o mexičanech a nemohla jsem se za sebe víc stydět.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Uverila som jedinému príbehu Mexičanov a viac som sa za seba hanbiť nemohla.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Είχα χάψει τη μία και μοναδική ιστορία για τους Μεξικανούς και ντρεπόμουν αφάνταστα για τον εαυτό μου.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Я піддалась цим єдиними розповідям про мексиканців і мені ще ніколи не було так соромно.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.Я поддалась единственной истории о мексиканцах, и мне не могло быть более стыдно за себя.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.שוכנעתי לקנות את הסיפור היחיד על מקסיקנים וחשתי שאני מאד מתביישת בעצמי.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.لقد وقعت في نظرة آحادية تجاه المكسيكيين ولا يمكن أن أشعر بالخجل أكثر من نفسي.
Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım, ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.自分が恥ずかしくてたまりませんでした このようにシングルストーリーは
Newton ışığın minik, atom benzeri parçacıklardan oluştuğuna inanmış ve bunlara "corpuscle" adını vermişti.뉴턴은 빛이 원자같은 아주 작은 입자로 만들어져 있다고 믿었습니다. 그는 그 입자를 '작은 입자'라고 불렀습니다.
Newton ışığın minik, atom benzeri parçacıklardan oluştuğuna inanmış ve bunlara "corpuscle" adını vermişti.Newton credea că lumina e făcută din particule mici ca atomii pe care el i-a numit corpusculi.
Newton ışığın minik, atom benzeri parçacıklardan oluştuğuna inanmış ve bunlara "corpuscle" adını vermişti.Newton pensava che la luce fosse fatta di piccoli atomi simili a particelle, chiamati corpuscoli.
Newton ışığın minik, atom benzeri parçacıklardan oluştuğuna inanmış ve bunlara "corpuscle" adını vermişti.Newton tin rằng ánh sáng được cấu tạo từ những hạt tí hon giống nguyên tử, mà ông gọi là vi hạt
Newton ışığın minik, atom benzeri parçacıklardan oluştuğuna inanmış ve bunlara "corpuscle" adını vermişti.Newton věřil, že světlo se skládá z malým, atomům podobných částic, které nazval "tělíska".