inandı ile cümle

inandı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bunun bir aşk olduğuna inandırmaya çalısır.Přesto právě oni potřebují cítit, že jsou milováni.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Hledání člověka a sny o milování se s ním.
İlimde derinleşenler, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler.Aceia care sunt înrădăcinați în știință spun: „Noi credem în ea; toate sunt de la Domnul nostru!”
Frischmann grubun bu yeni durumu kaldırabileceğine inandı.Frischmann a sperat că formația va putea face față situației.
Tüm olay seçim yapmakta ve hayatınızda inandığınız bir referansa sahip olmakta.Este despre a face alegeri, despre a avea referințe—lucruri din viața ta în care crezi cu adevărat.
Sadece neye inandığın var.N-aveți decât să credeți ce-ați vrea!
Bu broşür, Nikola Tesla'nın kahin olduğuna herkesi inandırdı.Comentariile lui Nikola Tesla sugerează că el ar fi putut conceput un astfel de turn.
Bütün bunların tasarımı yapılırken, en fazla önem taşıyan konu, inandırıcı bir şekilde işlenmesidir.Când trebuie să lași în urmă tot ce ai deținut, orice este păstrat devine incredibil de prețios.
Buna inandım.Mi s-a părut.
Faruk Aksoy yaptığı konuşmada filmin Avrupa rekorunu elde edeceğine inandığını belirtmiştir.Per total, Hogan a concluzionat că serialul își va găsi audiența în Regatul Unit.
(Onun yazdığı iddia ediliyor ama bana inandırıcı gelmiyor.)(A recunoaște este dureros, dar ajută!).
Sonunda oyuncularım bana inandı" ifadelerini kullandı.A játékosok végre hittek bennem".
Bütün bunların tasarımı yapılırken, en fazla önem taşıyan konu, inandırıcı bir şekilde işlenmesidir.Míg ezt a legnehezebb létrehozni, a kreativitás teljes erejét magukban hordozzák.
Buna inandım.És én elhiszem.
Bu broşür, Nikola Tesla'nın kahin olduğuna herkesi inandırdı.Ennek a kezelésnek alapját Nikola Tesla rakta le.
Değişikliklerin çoğu küçük ve estetikti, ancak bazı hayranlar bunların filme olumsuz etki yaptığına inandı.Ezek a változtatások vegyes fogadtatásra találtak, egyes rajongók szerint gyengítik a filmet.
Ama Michele onu bunun hiç iyi bir fikir olmadığını ona inandırır.Juliet nem tartja ezt jó ötletnek.
Seni gittiğine inandırdım ve sonra da gözündeki perdeyi kaldırdım.Odatérdeltem a csont mellé, és néztem, majd a földre feküdtem.
Örneğin bir insana saldırmış olduklarına dair bugüne kadar hiçbir inandırıcı kanıt gösterilememiştir.Eddig csak egyetlenegy bebizonyított nagy pörölycápa támadás történt, az is emberi provokáció miatt.
İnsanları zihin okuyabildiğine inandırarak kandırır.Ez lehetővé teszi, hogy az ember meggyőzően hazudjon.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Hisz az álmaiban, és meg akarja valósítani őket.
Ona inandın mı?Hittél neki?
Sadece neye inandığın var.Se on vain yksi osa siitä mihin hän uskoo.
(Onun yazdığı iddia ediliyor ama bana inandırıcı gelmiyor.)(Nykyään uskotaan, ettei hänellä todella ollut niitä.)
"Manon benim inandığım bir roman kahramanıdır.Mäkilä on myös romaanin ainoa uskovainen.
Johnson onu bu altının burada emin olduğun inandırır.Johnnie kertoo vakuuttaneensa sen täydestä arvosta.
Buna inandım.Uskon että uskon.
Bu adın İncil'deki açıklamaları daha inandırıcıdır.Kolmanneksi Raamatun sisältämät lupaukset vahvistavat uskoa.
Örneğin bir insana saldırmış olduklarına dair bugüne kadar hiçbir inandırıcı kanıt gösterilememiştir.Mikään järjestö ei ole toistaiseksi ilmoittautunut iskun tekijäksi.
Bunun bir aşk olduğuna inandırmaya çalısır.Kappale kertoo uskon menettämisestä rakkauteen.
Kocabaş herkesi Ertuğrul'un katil olduğuna inandırmıştır.Kaikki uskovat krokotiilin tappaneen Stephanien.
İnsanlar çok uzun bir süre gizli kitaplar, saklı mekanlar ve şaşırtıcı şeyler olduğuna inandı.Για πολύ καιρό οι άνθρωποι πίστευαν ότι υπήρχαν μυστικά βιβλία, κρυφά μέρη και συναρπαστικά πράγματα.
Sadece neye inandığın var.Μὴ πᾶσι πίστευε.
Örneğin bir insana saldırmış olduklarına dair bugüne kadar hiçbir inandırıcı kanıt gösterilememiştir.Κανένας υπονάνος δεν έχει ανακαλυφθεί μέχρι στιγμής να έχει πλανήτη.
Delillerin çoğu eksiktir, olanlar da fazla inandırıcı değildir.Και πάλι τα περισσότερα από αυτά ήταν ψεύτικα και σχεδόν κανένα δε θεωρείται αυθεντικό.
Karaciç de, Carter'in vaatlerine inandı.Ο Καραγιώργης έδειχνε εμπιστοσύνη στο πρόσωπο του.
1835'te Büyük Ay Aldatmacası birçok insanı Ay üzerinde egzotik hayvanların yaşadığına inandırmıştır.I 1835 narrede det store månebedrag en hel del mennesker til at tro, at der levede eksotiske væsener på Månen.
Ve bu da filmi inandırıcılıktan uzaklaştırıyor."Ærgeligt at filmen trækkes sådan i langdrag."
Örneğin bir insana saldırmış olduklarına dair bugüne kadar hiçbir inandırıcı kanıt gösterilememiştir.Man har til den dag ikke fundet beviser på en invasion udefra.
Hatta Homer'ı dudaklarından öperek ona inandığını ispatlar.Senere begyndte Hogan også at fortælle sine fans, at de skulle tro på sig selv.
''Aslında ben kişiliklerin gerçekten orada olduğuna inandım.Det har ført til at flere har troet at karaktererne var virkelige mennesker.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Der lægges store planer og drømmene skal stå deres prøve.
"Dershaneleri kapatma gerekçeleri inandırıcı değil".Et forbud mod at offentliggøre optagelsesceremonier er utænkeligt idag."
Bu noktada annesi onun bir gün bir NBA yıldızı olacağına inandığını belirtmişti.I opstarten til sæsonen fik Drejer vist, at han havde potentiale til NBA.
Herkes inandığı gibi yaşıyor.Tænkte alle som så til.
Onlar Tom'a inandılar.De troede på Tom.
Tom'a inandım.Jeg troede på Tom.
Bunun bir aşk olduğuna inandırmaya çalısır.Dette fører til et kjærlighetsforhold.
Bu broşür, Nikola Tesla'nın kahin olduğuna herkesi inandırdı.Oppfinneren Nikola Tesla var sikker på at det ville fungere.
Bir gün oğlunun olduğuna inandığı bir cesede rastlar.En av dem er sønnen som hun blir gift med.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Filmen handler om å følge dine drømmer og tro på deg selv.
Delillerin çoğu eksiktir, olanlar da fazla inandırıcı değildir.Ingen ting er idiotsikre; idiotene er altfor oppfinnsomme.
Sonunda oyuncularım bana inandı" ifadelerini kullandı.Jeg hadde endelig fått spillerne til å tro på meg».
Sadece neye inandığın var.Ia sepenuhnya percaya pada apa yang ia lakukan.
İnandı ve ulaştı".Merekapun beriman kepadanya, menerima dakwahnya.
(Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti.Isa menjawab, "Maha Suci Engkau, tidaklah patut bagiku mengatakan apa yang bukan hakku (mengatakannya).
Beyin yıkama gerçek olmayan bir şeye gerçek gibi inandırılmak demektir.Topeng membuat sesuatu yang tidak mungkin menjadi kenyataan.
Belki de bir göz aldanması ama o kadar inandırıcı ki...Ia adalah aktor handal dan sangat sukses, namun kupikir ia tak seharusnya berkata demikian. ...
Bir TV röportajında tanrıya inanmadığını, ama şeytana inandığını ifade eder.Dia mempercayai Tuhan, namun harus memercayai keberadaan Iblis.
Örneğin bir tanım ifadesinde, konuşmacı ne söylüyorsa, söylediği şeye inandığını gösterir.Misalnya ketika manusia ingin berbicara, ia akan memikirkan dahulu apa yang ingin ia ucapkan.
İlgili Sayfalar