inandı ile cümle

inandı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Buna inandım.ويعتقد ام.
"Dershaneleri kapatma gerekçeleri inandırıcı değil".لذلك لا يوجد سبب لمواصلة قرار إيقاف الطلاب".
Ancak katılımcılar bu verileri sübjektif olarak inandırıcı bulmuşlardır.بالرغم من ذلك، وجد المُشاركون أنَّها مُقنِعة موضوعيًا.
İyiyi, doğruyu ve güzeli arayan toplumların her zaman barış içinde yaşayacağına inandım.Acho que as sociedades que procuram o bem, o amor e a beleza viverão sempre em paz.
Ancak katılımcılar bu verileri sübjektif olarak inandırıcı bulmuşlardır.Contudo, os participantes os consideraram subjetivamente convincentes.
(Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti.Porém, ele confiava em seu talento e dizia: Meu tempo há de chegar!
Sadece neye inandığın var.Mas, em quem acreditar?
Bu çalışmaların ilki orta çağda Avrupalıların dünyanın düz olduğuna inandıkları uzun süreli mitin kaynağıdır.A primeira dessas obras é a fonte do mito medieval em que os europeus acreditavam que a Terra era plana.
Sitoblastların etrafında yeni hücrelerin biriktiğini gözlemlediğine inandı.Acreditou que tinha observado novas células a aparecerem à volta dos "citoblastos".
İnanmayan gazeteciye birkaç numara yaparak onu inandırır ve öyküsünü anlatmaya başlar.Um repórter não acredita na história e começa a investigar.
Ama pek inandırıcı olmaz bu Kurtbey için.Ainda que não o suficiente para a ganância de Leopoldo.
Sonunda oyuncularım bana inandı" ifadelerini kullandı.Eu finalmente fiz os jogadores acreditarem em mim".
Onlar insanları İslam dinine inandırdılar.Foram bem acolhidos por nativos de religião islâmica.
Pierre ise kendini Napolyon'un Mesih Karşıtı (Deccal) olmasına inandırır.Pierre convence-se, através da numerologia, que Napoleão é o Anticristo do Apocalipse.
İran'ın büyüklüğünü yeniden ortaya çıkarmanın kaderleri olduğuna inandılar.Ook willen ze de groeiende invloed van Iran terugdrijven.
Sadece inandığı değerler adına savunmasını yapar.Hij werd geloofd om zijn verdedigende kwaliteiten.
Fakat verilen bu nedenin uygunsuz ve gerçek olmadığına dair gayet inandırıcı delil bulunmaktadır.Overtuigend bewijs voor of tegen die stelling, ontbreekt echter.
Kendinize ileride faydalı olabilece­ğine inandığınız notlar tutun, mümkünse günlük tutun.Breng de handen achter de rug zover mogelijk naar elkaar toe, indien mogelijk in elkaar gevouwen.
Ketuhanan yang Maha Esa: Bu ilke Endonezya halkının bir tanrıya inandığını belirtir.Dit eerste principe herbevestigt het geloof van de Indonesiërs dat God bestaat.
Alice, Raymond kendisi ile evleneceğine inandırdı.Raymond kondigt aan dat hij gaat trouwen met Elvier.
Ama Michele onu bunun hiç iyi bir fikir olmadığını ona inandırır.Maria vermoedt echter dat Çois dat geen goed idee zal vinden.
İnanmadığın şeylere inandığım için, beni inandırma numarası yapmanın faydası yok!Het heeft geen zin te doen alsof om mij te laten geloven dat ik dingen geloof die jij niet gelooft!
Ona inandığını söyleme.Zeg nou niet dat je hem gelooft.
İnandı ve ulaştı".Warto wierzyć!”.
Johnson onu bu altının burada emin olduğun inandırır.Johnson uspokaja ją, że złoto będzie bezpieczne.
Bu yazılar Zerdüşt'ün neye inandığını anlatan tek belgedir.Jest to jedyny spis w którym pytano o wyznanie.
Sadece neye inandığın var.W co wierzą?.
Onlar filmin şehri kötü anlamda gösterildiğine inandılar.W filmie przedstawiono je jako miasto górnicze.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Kobieta sądzi, że dzięki temu zrealizuje swoje marzenia...
Daha sonra, faşist İtalya'da böyle bir devletin gerçekleştiğini gördü ve inandı.Jako Włoch wierzył w państwo faszystowskie.
''Aslında ben kişiliklerin gerçekten orada olduğuna inandım.Zdaniem uczonych postać ta istniała naprawdę.
İnsanları zihin okuyabildiğine inandırarak kandırır.Potrafią czytać w myślach.
İnsanlar çok uzun bir süre gizli kitaplar, saklı mekanlar ve şaşırtıcı şeyler olduğuna inandı.Alldeles för länge trodde människor att där fanns hemliga böcker, gömda platser och fantastiska saker.
Bir gün oğlunun olduğuna inandığı bir cesede rastlar.En dag får han syn på en död kropp av en ung pojke som han tror är hans son.
Kimi reklamlar, inandırıcı olmaktan uzaktır.Och reklamen lovar inte mer än vad den håller.
''Aslında ben kişiliklerin gerçekten orada olduğuna inandım.Vissa trodde att huvudpersonen fanns på riktigt.
Örneğin bir tanım ifadesinde, konuşmacı ne söylüyorsa, söylediği şeye inandığını gösterir.Säg vad du menar, annars tror folk att du menar vad du säger.
Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.Ingen lösning presenteras läsaren.
Sadece neye inandığın var.Vem kan man egentligen lita på?
Bunun yerine Yahudilerin, kendilerini Avrupa’dan uzaklaştırması gerektiğine inandı.Han menade att judarna borde göra avkall på dem för att kunna integreras.
İnsanları zihin okuyabildiğine inandırarak kandırır.Hjälpa dig att övertyga människor om ditt sätt att tänka.
Buna inandım.Så tänkte jag.
İnandı ve ulaştı".مؤمن‎) — віруючий, правовірний.
Başımızı önce Allah’a, daha sonra da size dayadık ve size inandık.تقبل الله منا ومنكم صالح الاعمال‎) — Хай прийме Аллах від нас і від вас праведні справи!
Sadece neye inandığın var.Те в що я вірю.
İnsanlar çok uzun bir süre gizli kitaplar, saklı mekanlar ve şaşırtıcı şeyler olduğuna inandı.Занадто довго люди вважали, що існують секретні книги, приховані місця та дивні речі.
Sonunda oyuncularım bana inandı" ifadelerini kullandı.Нарешті гравці повірили в мене.»
(Bu sonucun inandırıcılığına ilişkin bir tartışma aşağıda belirtilmiştir.)(Результат того поєдинку було анульовано.).
"Manon benim inandığım bir roman kahramanıdır.Героїня роману — наша сучасниця.
Mankenler gibi inandırıcı kafaları var.У них правдоподібні голови, як у манекенів.
Bunun bir aşk olduğuna inandırmaya çalısır.Це мусить бути те, що ми іменуємо коханням!
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Троє несамовито радіють мрії, що стає такою близькою.
Ve bu da filmi inandırıcılıktan uzaklaştırıyor."Цей фільм важко забути.»
Onlar insanları İslam dinine inandırdılar.Їх навертали в мусульманську віру.
Tom Mary'ye inandı.Том повірив Мері.
Buna inandım.To jsem si mohl myslet.
(Bu sonucun inandırıcılığına ilişkin bir tartışma aşağıda belirtilmiştir.)(O hodnověrnosti tohoto podání se vedou spory.)
Sitoblastların etrafında yeni hücrelerin biriktiğini gözlemlediğine inandı.Věřil, že kolem „cytoblastů“ vznikají nové buňky.
Bu ifadesi polisler tarafından inandırıcı bulunan Williams serbest bırakıldı.Díky Philově dohodě je policisté propustí.
Bu deneyim onu, mesleğinin dil incelemesi konusunda olacağına inandırdı.Zkušenosti jí utvrdily v tom, že má sledovat politickou kariéru.
İlgili Sayfalar