Ana içeriğe geç
Sözlük

inan ile cümle

inan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Ben öyle olduğuna inanmıyorum.I don't believe so.
Barışa inanıyorum.I believe in peace.
Tom'un bize yardım edebileceğine inanmıyorum.I don't believe Tom can help us.
Üzgünüm Tom, sana inanmıyorum.Sorry Tom, I don't believe you.
Tom'un bana söylediğine inanmış gibi davrandım.I pretended to believe what Tom told me.
Çamaşır makinesinde ne bulduğuma inanmayacaksın.You won't believe what I have found in the washing machine.
Tom'un bana yardım etmeye istekli olacağına inanamıyorum.I can't believe Tom would be willing to help me.
Tom'un gerçekten seninle Boston'a gitmek istediğine inanamıyorum.I can't believe Tom really wanted to go to Boston with you.
Tom'un evden buraya kadar bütün yolu yürüdüğüne inanamıyorum.I can't believe Tom walked all the way here from his house.
Tom'un gerçekten Boston'a gitmek istediğine inanmak zor.It's hard to believe that Tom really wants to go to Boston.
Başka yollar olduğuna inanıyorum.I believe that there are other ways.
Buna inanamıyorum. O benden hoşlanmıyor.I can't believe it. She doesn't like me.
Yemin ederim ne yapıyor olduğuma inanamıyorum.I swear I can't believe what I'm doing.
Tom gerçekten Mary'nin masum olduğuna inanmak istiyordu.Tom really wanted to believe that Mary was innocent.
Nişanlı olduğuna inanamıyorum.I can't believe you're engaged.
Onların söylediği bir şeye inanmıyorum.I don't believe a thing they say.
Tom'un bize söylediği her şeye nasıl inanabiliriz?How can we believe anything Tom is telling us?
Senin haklı olduğuna inanıyorum.I do believe you're right.
Gerçekte onu demek istediğine inanmıyorum.I don't believe you really mean that.
Kendimi inanılmaz hissettim.I felt amazing.
Onu yapabileceğimize inanmıyorum.I don't believe we can do that.
Ben Tom'a inandım.I believed in Tom.
Bu tam anlamıyla inanılmazdı.This was literally unbelievable.
Fadıl, Leyla için inanılmaz miktarda para bıraktı.Fadil left an incredible amount of money for Layla.
Fadıl ilahi mesajlar alıyor olduğuna inanıyordu.Fadil believed he was receiving divine messages.
Fadıl hâlâ Leyla'nın suçlu olduğuna inanmıyor.Fadil still doesn't believe Layla is guilty.
Haklı olduğuna inanmıyorum.I don't believe you're right.
Tom'un öyle bir şey söyleyeceğine inanamıyorum.I can't believe Tom would say something like that.
Sami şansına inanamadı.Sami couldn't believe his good luck.
O sadece batıl inanç.That's just superstition.
Bu kadar batıl inançlı olmaya son ver.Stop being so superstitious.
Bu kadar batıl inançlı olmayı kes.Stop being so superstitious.
Sami, hayatta elde ettiğinden daha fazlasını hak ettiğine inanıyordu.Sami believed he deserved more than what he had been given in life.
Meleklere inanmıyorum.I don't believe in angels.
Şeytanlara inanmıyorum.I don't believe in demons.
Ruhlara inanmıyorum.I don't believe in spirits.
Ben hayaletlere ve cinlere inanmıyorum.I don't believe in ghosts and goblins.
Elbette ona inanmıyorsun, değil mi?Surely you don't really believe that, do you?
Muhtemelen herhangi birinin buna inanabileceğini hayal etmeyi zor buluyorum.I find it hard to imagine that anyone could possibly believe this.
Tom onun olacağına inanmadı.Tom didn't believe that would happen.
Tom, Mary'nin öldüğüne inanmayı reddetti.Tom refused to believe Mary was dead.
Tom'un öldürüldüğüne inanıyorum.I believe Tom was murdered.
Tom'un öldürüldüğüne inanıyor musun?Do you believe that Tom was murdered?
İnternette okuduğun her şeye inanma.Don't believe everything you read on the Internet.
Polis, Leyla'nın cinayete bir şekilde karıştığına inanıyordu.The police believed that Layla was somehow involved in the murder.
O gün Leyla'nın başına geldiğine inandığım şey budur.This is what I believe happened to Layla that day.
Buradaki manzara inanılmazdır.The view here is amazing.
Bilgisayarlar inanılmaz cihazlardır.Computers are amazing devices.
Bilgisayarlar inanılmaz aygıtlardır.Computers are amazing devices.
Bunu yapmayı kabul ettiğime inanamıyorum.I can't believe I agreed to do this.
Seninle gelmeyi kabul ettiğime inanamıyorum.I can't believe I agreed to come with you.
O zaman ne kadar saf olduğuma inanamıyorum.I can't believe how naive I was at the time.
Bunun olacağına gerçekten inanıyor musun?Do you really believe that'll happen?
Obezitenin bir hastalık olduğuna inanıyor musunuz?Do you believe obesity is a disease?
Leyla şansına inanamadı.Layla couldn't believe her luck.
Onlara söylediklerime inanmayı reddettiler.They refused to believe what I told them.
Onların bana söyledikleri şeye inanmayı reddettim.I refused to believe what they told me.
Böyle bir şeyin olabileceğine inanmayı reddettim.I refused to believe such a thing could have happened.
Tom, Mary'nin böyle bir şey yapacağına inanmadı.Tom didn't believe Mary would do something like that.
O kadar berbat bir şeyin buralarda olabileceğine inanmak zor.It's hard to believe that something that terrible could happen around here.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod