Onun doğruyu söylediğine inanmıyorum.I don't believe that he's telling the truth.
Onun bana ne söylediğine inanmayacaksın!You won't believe what she told me!
Söylediğin her şeye inanırdım.I used to believe everything you said.
İlk başta Tom'a inanmıyordum.At first, I didn't believe Tom.
Tom'u nasıl inandırmaya çalışırız?How do we reason with Tom?
Asla Tom'a inandığımı söylemedim.I never said I believed Tom.
Tom'un seni aradığına inanıyorum.I believe Tom is looking for you.
Bunun amacını anlamak inanın mümkün değil.Believe me, the purpose of that is not understandable.
Bunun herhangi bir kullanımı olduğuna inanıyor musun?Do you believe this has any use?
Tom bana inanmak istemedi.Tom didn't want to believe me.
İtalya'da yapılan bu titanyum bisiklet inanılmaz hafiftir.This titanium bicycle made in Italy is incredibly lightweight.
Bana inanmıyorsan bir de sen bak!Take a look at it if you don't believe me!
Tom'un onu herkesin önünde yaptığına inanamıyorum.I can't believe Tom did that in public.
Bana inanacak birine ihtiyacım var.I need someone to believe me.
Benim için bunu yapacağına inanamıyorum.I can't believe you would do that for me.
Seni bana inandırmak zorundaydım.I had to make you trust me.
Tom ne olduğuna tamamen inanamadı.Tom couldn't quite believe what was happening.
Sanırım Tom'a inanmaya başlamamızın zamanı.I think it's about time we started to believe Tom.
Tom'un kazanmasına izin verdiğine inanamıyorum.I can't believe you let Tom win.
Sadece Tom'un gitmesine izin verdiğine inanamıyorum.I can't believe you just let Tom go.
Tom'un bunu yapabileceğine inanamıyorum.I can't believe Tom could be capable of this.
Buna inanmaya başlıyorum.I'm beginning to believe it.
Sadece sana sarıldığıma inanamıyorum.I can't believe I just hugged you.
Bunun sana inanılmaz görünmesi gerektiğini biliyorum.I know this must seem incredible to you.
Hala benim erkek kardeşimi öldürdüğüme inanıyor musunuz?Do you still believe I killed my brother?
Gerçekten benim erkek kardeşimi öldürdüğüme inanıyor musunuz?Do you really believe I killed my brother?
Bu gerçekten inanılmazdı.It was really incredible.
O oldukça inanılmazdı.It was pretty incredible.
Asla batıl inançlı bir insan olmadım.I've never been a superstitious person.
Tom insanların hikayesine inanmalarını istiyor.Tom wants people to believe his story.
Prenses "Kalenin içine gizlice girdiğine inanamıyorum!" dedi."I can't believe that you snuck into the castle!" said the princess.
Ben onun gittiğine inanamıyorum.I can't believe that he's gone.
Ben o artık gittiğine inanamıyorum.I can't believe that he's gone now.
Benim yaklaşımım inanılmaz derecede basit ama çok etkili.My approach is amazingly simple but very effective.
Tom bize inanıyor gibi görünmüyor.It doesn't look like Tom believes us.
Tom hâlâ buna inanan insanlar olup olmadığını merak ediyordu.Tom wondered if there were still people who believed that.
Herkes bana inandı.Everyone believed in me.
Ben inançsız değilim.I'm not a disbeliever.
Artık Tom'un söylediği hiçbir şeye inanamıyorum.I can't believe anything Tom says anymore.
Rüzgar inanılmaz bir hızda esiyor.The wind is blowing at an incredible speed.
Her ikinizin de bizi tanıdığına inanıyorum.I believe you both know us.
Her ikinizin de onları tanıdığına inanıyorum.I believe you both know them.
Her ikinizin de beni tanıdığına inanıyorum.I believe you both know me.
Her ikinizin de onu tanıdığına inanıyorum.I believe you both know him.
Hepinizin bizi tanıdığına inanıyorum.I believe you all know us.
Hepinizin onları tanıdığına inanıyorum.I believe you all know them.
Hepinizin beni tanıdığına inanıyorum.I believe you all know me.
Hepinizin onu tanıdığına inanıyorum.I believe you all know him.
Biliyorum, buna inanmak zor.I know that it's hard to believe.
Müfettiş Dan'ın hikayesine inanmadı.The inspector didn't believe Dan's story.
Kadınların altıncı hissinin olduğuna inanıyor musunuz?Do you believe that women have a sixth sense?
Altıncı hisse inanıyor musun?Do you believe in the sixth sense?
Dan, Linda'nın bunu yaptığına inanmak istemedi.Dan didn't want to believe that Linda did that.
Dan kime inanacağına karar vermek zorundaydı.Dan had to decide whom to believe.
Dan gerçekten tüm dünyanın onun etrafında döndüğüne inanıyor.Dan really believes that the whole world revolves around him.
Dan evrenin merkezi olduğuna inanıyor.Dan believes that he's the center of the universe.
Bunu tek başına yaptığına inanmamı mı bekliyorsun?Do you expect me to believe you did this by yourself?
Tom'a inanmayan tek kişi sen değilsin.You're not the only one who doesn't believe Tom.
Gerçekten buna inanmamı bekliyor musun?Do you really expect me to believe this?
Tom buna inanmayacak.Tom isn't going to believe this.