Ana içeriğe geç
Sözlük

inan ile cümle

inan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Sana tamamen inanmıyorum.I totally don't believe you.
Aşk ona inananlara aittir.Love belongs to those who believe in it.
Üzgünüm size inanmıyordum.I'm sorry I didn't believe you.
Size inanmadığım için üzgünüm.I'm sorry I didn't believe you.
Tom'un onun yaptığını söylediğin şeyi yapacağına inanmak zor.It's hard to believe Tom would do what you said he did.
Siz arkadaşlar ne olduğuna inanmayacaksınız.You guys won't believe what happened.
İfadenin yanlış olduğuna inanıyorum.I believe your statement is incorrect.
Feministler tüm cinsiyetlerin siyasal, sosyal ve ekonomik eşitliğine inanırlar.Feminists believe in the political, social, and economic equality of all genders.
Ben sadece internette okuduğum şeyin yarısına inanıyorum.I only believe half of what I read on the internet.
Tom'un bana söylediğine inanıyorum.I believe what Tom told me.
Tom'un sana söylediği her şeye inanıyor musun?Do you believe everything Tom tells you?
Onun bana "seni seviyorum" dediğine inanamadım.I couldn't believe he told me 'I love you'.
Ben ona inanmamız gerektiğini düşünüyorum. O, sınavlarını geçecek.I think we must believe in him. He's going to pass his exams.
Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz.We believe it's possible.
Sadece benim sözüme inanamıyor musun?Can't you just take my word for it?
O olduğundan beri bir yıldan daha fazla bir süre olduğuna inanamıyorum.I can't believe it's been more than a year since that happened.
Yeterince inandırıcı değildim.I wasn't persuasive enough.
Buna inanmıyorsun, değil mi?You don't believe it, do you?
Ona inandım.I believed that.
Hiç kimse Tom'a inanmayacak.No one will believe Tom.
Onun onu yapabileceğine inanmıyorum.I don't believe he could do that.
Buna inanabilir misin? Biz Japonya'dayız!Can you believe it? We're in Japan!
Buna inanabiliyor musun? Biz Almanya'dayız.Can you believe it? We're in Germany!
Buna inanabiliyor musun? Biz Avrupa'dayız!Can you believe it? We're in Europe!
Buna inanabilir misin? Biz Çin'deyiz!Can you believe it? We're in China!
Buna inanabiliyor musun? Biz Fransa'dayız.Can you believe it? We're in France!
Mary'nin çekici olduğunu düşünmediğine inanamıyorum.I can't believe you don't think Mary is attractive.
Tom kendine inanamadığına söylüyor.Tom says he can't trust himself.
Ben sadece Tom ve Mary'nin gerçekten evleneceğine inanamıyorum.I just can't believe Tom and Mary will actually get married.
Ben gerçekten burada olduğuma inanamıyorum.I can't believe I'm actually here.
Tom inanılmaz bir şekilde sıkılmıştı.Tom was incredibly bored.
Kim Tom'a inanacak?Who's going to believe Tom?
Neden Tom'a inanıyorsun?Why do you believe Tom?
Hey, buna inanmayacaksın.Hey, you're not going to believe this.
Ona gerçekten inandığını sanmıyorum.I don't think that you really believe that.
Onu yapabileceğime inanmıyorum.I don't believe I can do that.
Söylediğin hiçbir şeye inanmıyorum.I don't believe anything you say.
Tom'un Mary'ye inanmadığını söyleyebilirim.I can tell that Tom doesn't believe Mary.
Uzaylılara inanır mısın?Do you believe in aliens?
O inanılmaz derecede aptalca.That's unbelievably stupid.
Bana inanan bir babam vardı.I had a father who believed in me.
Çok inandırıcı görünmüyor.It doesn't look too convincing.
O binada yaşadığına inanamıyorum.I can't believe you live in that building.
Yardım etmek istediğine inanıyorum.I believe you want to help.
Tom'un göstermeye cüret ettiğine inanamıyorum.I can't believe Tom has the nerve to show up.
Bunu söylüyor olmana inanamıyorum.I can't believe you're saying this.
İstediğine inanBelieve anything you want.
O inanılmaz geliyor, değil mi?That sounds credible, doesn't it?
Bu gerçekten inanılmazdı.It was really incredible.
O oldukça inanılmazdı.It was pretty incredible.
Tom'a inanıp inanmayacağımı bilmiyorum.I don't know whether to believe Tom or not.
Ben her zaman onu inanılmaz keyifli buldum.I've always found her unbelievably pleasurable.
Ben her zaman onu inanılmaz zevkli buldum.I've always found her unbelievably pleasurable.
Ben onu her zaman inanılmaz sevimli buldum.I've always found her unbelievably adorable.
Tom'un gelecek hafta bizimle birlikte gerçekten Boston'a gitmek istemediğine inanamıyorum.I can't believe Tom really doesn't want to go to Boston with us next week.
Tom'u dövebileceğine gerçekten inanıyor musun?Do you really believe you can beat Tom?
Tom'a inanmıyor musun?Don't you believe Tom?
Herkes bana inandı.Everyone believed in me.
Bana inandığını biliyorum.I know you believe me.
Belki bana inanacaklar.Maybe they'll believe me.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod