Hiç kimse benim ülkeme inanmıyor.Nobody believes in my country.
Bunun olduğuna inanamıyorum.I can't believe this is happening.
Bir hırsız herkesin çaldığına inanır.A thief believes everybody steals.
Duyduğunun hiçbirine ve gördüğünün yarısına inanma.Believe none of what you hear and a half of what you see.
Gördüklerinin ancak yarısına inan. Duyduklarının ise hiçbirine.Believe none of what you hear and only half of what you see.
Bazı insanlar aşka inanmıyor. Onlar sadece biyolojiye inanıyor.Some people don't believe in love. They just believe in biology.
Hiç kimse onun İsviçre'ye gittiğine inanmıyordu.Nobody believed that he went to Switzerland.
Bana inanmanı istiyorum.I need you to believe in me.
Buna inanmıyorum.I don't believe that.
Buna inanmam.I don't believe that.
Tom'a inanmıyorum.I don't believe Tom.
Bu inanılmaz.This is incredible.
Sadece buna inanmıyorum.I just don't believe it.
O şeyi yediğine inanamıyorum.I can't believe you eat that stuff.
Doktorun yememeni söylediği şeyleri yediğine inanamıyorum.I can't believe you're eating what the doctor told you not to eat.
O, inanılmaz derecede karmaşık.It's insanely complex.
Ben onun ABD vatandaşlığından vazgeçtiğine inanamıyorum.I can't believe he renounced his U.S. citizenship.
"Sen tom'u biliyor musun?" "Ben yapabileceğime inanmıyorum""Do you know Tom?" "I don't believe I do."
Bana onun bir yalancı olduğunu söyledi, ama ben ona inanmıyorum.He told me he was a liar, but I don't believe him.
Bunu bana yapıyor olduğuna inanamıyorum.I can't believe you’re doing this to me.
Onun bunu bana yaptığına inanamıyorum.I can't believe he did this to me.
Bunu benim için yaptığına inanamıyorum.I can't believe she did this to me.
Tom inanılmazdı.Tom was incredible.
Tom inanmadığını gözleriyle ifade etti.Tom rolled his eyes.
Tom Mary'nin ne kadar şirin olduğuna inanamadı.Tom couldn't believe how cute Mary was.
Onlar ona inanmazlar.They won't believe it.
Ona inanmaz.He won't believe it.
O buna inanmayacak.She won't believe it.
Tom'un ona inanacağına dair bir ihtimal olduğunu sanmıyorum.I don't think there's any chance that Tom will believe that.
Az önce gördüğüme inanmayacaksın.You won't believe what I just saw.
Tom'un yaptığına inanmayacaksın.You won't believe what Tom just did.
Az önce kimi gördüğüme inanmayacaksın.You won't believe who I just saw.
Tom'un bana eski arabam için ne kadar para verdiğine inanmayacaksın.You won't believe how much money Tom gave me for my old car.
Tom ve Mary'nin balayları için nereye gittiklerine inanmayacaksın.You won't believe where Tom and Mary went for their honeymoon.
Bunu bana onun yaptığına inanamıyorum.I can't believe that she did that to me.
Bunu bana yaptığına inanamıyorum.I cannot believe that she did that to me.
O, evrime inanmaz.He does not believe in evolution.
Kim Allah'a inanıyor?Who believes in God?
O, ölümden sonraki hayata inanıyor.He believes in an afterlife.
O, ölümden sonraki hayata inanmıyor.She doesn't believe in an afterlife.
Her şeyi bildiğine inanıyor.He believes he knows everything.
Herkes onların yaşlılıkları için hazırlandıklarına inanıyor.Everyone believes that they have prepared for their old age.
Şimdi bana inanıyor musun?Do you believe me now?
Buna inanabiliyor musun?Can you believe this?
Bana inanmıyorsun, değil mi?You don't believe me, do you?
Ben her zaman sana inanırım.I always believe you.
Bunu tekrar yaptığıma inanamıyorum.I can't believe I'm doing this again.
Ona inanamıyorum.I can't believe it.
Tom'un önerimizi kabul ettiğine inanamıyorum.I can't believe Tom accepted our offer.
Sana inanamam.I can't believe you.
Ben bunların hiçbirine inanmıyorum.I don't believe any of this.
Tom'un söylediği hiçbir şeye inanmıyorum.I don't believe anything Tom says.
Sadece Tom'a inanmadım.I just didn't believe Tom.
Sadece Tom'un söylediğine inanmadım.I just didn't believe what Tom said.
Ben hala gerçekten bunun olduğuna inanamıyorum.I still can't believe this is really happening.
Sana inanmak istiyorum.I want to believe you.
Senin sözüne inanacağım.I'll take your word for it.
Onun dediğine inanacak kadar aptaldı.He was foolish enough to believe what she said.
Onun söylediğine inanacak kadar aptaldı.He was stupid enough to believe what she said.
Tom'un Fransızcayı tam öğrenebileceğine inanmıyorum.We don't believe that Tom will be able to master French.