inanıyorlar ile cümle
inanıyorlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
5
HECE
11
ORT. KELİME
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.Venerează dumnezeul creștin, au cruci, poartă biblii.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.Ze vereren de christelijke god. Ze hebben kruisjes. Ze hebben bijbels bij zich.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.Λατρεύουν το Θεό των χριστιανών, έχουν σταυρούς, έχουν μαζί τους τη Βίβλο.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.Они поклоняются христианскому богу, носят кресты и библии.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.Почитат християнския бог, носят кръстове, библии.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.הם עובדים את האל הנוצרי, יש להם צלבים, הם נושאים את התנ"ך.
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.إنهم يعبدون الإله المسيحى , عندهم صلبان ، إنهم يحملون أناجيل .
Hıristiyan Tanrısına inanıyorlar, haçları var, yanlarında İncil taşıyorlar.聖書には小さな記号があります
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok."불평하는것을 들었습니다 -- "저는 말해지는것을 들었는데 우리에게는 리소스가 없기 때문에 정의를 창조하는것을 도울 수가 없습니다"
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok.""Ouvi dizer que não podemos ajudar a criar justiça "porque não temos os recursos."
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok.""Slišal sem, da ne moremo pomagati ustvarjati pravice, ker nimamo sredstev."
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok."ומעוצבנים -- "שמעתי שנאמר שאנחנו לא יכולים לעזור ביצירת צדק "מפני שאין לנו את המשאבים
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok."ويتمتمون-- " لقد سمعت القول بأننا لا يمكن أن نحقق العدالة لأننا لا نملك الموارد."
--"İnsanların konuşmalarını duydum adaletin sağlanamayacağına inanıyorlar çünkü sağlayabilecek kaynaklar yok.""我々には正義をもたらすことは出来ないんだ その為の資質がないから"と言う会話なんだ」 「でも分かってもらいたいのは
Naziler'e ve Japonlar'a karşı savaşta kazananla kaybedenin belirleyeceğine inanıyorlardı.나치와 일본군과의 전투에서 패배와 승리가 분명히 판가름 날 것이라고
Naziler'e ve Japonlar'a karşı savaşta kazananla kaybedenin belirleyeceğine inanıyorlardı.יגרום להבדל בין הפסד לניצחון כשזה הגיע למלחמה נגד הנאצים
Naziler'e ve Japonlar'a karşı savaşta kazananla kaybedenin belirleyeceğine inanıyorlardı.سوف يقلب موازين الحرب من الهزيمة الى النصر عندما يواجهون النازيون
Naziler'e ve Japonlar'a karşı savaşta kazananla kaybedenin belirleyeceğine inanıyorlardı.明暗を分けることになると 真剣に考える 人たちさえいました
Neler döndüğünü bilmiyorlar, nasıl kontrol ediklerinin farkında değiller. Ancak bu kelimelere inanıyorlar.Dom vet inte vad som händer och dom vet inte hur dom blir manipulerade men dom tror på dessa ord.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.A to, že lidé, kteří mají silný pocit lásky a sounáležitosti věří, že jsou hodni lásky a sounáležitosti.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.Cei care simt puternic iubirea şi ataşamentul cred că sunt demni să le primească.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.De mensen die dat sterke besef hebben, geloven dat ze liefde en erbij horen, waard zijn.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.즉, 견고한 사랑과 소속감을 느끼는 사람들은 자신이 사랑받고 소속될 가치가 있다고 믿는다는 것이었죠.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.Las personas con un sentido fuerte de amor y pertenencia, pensaban que eran dignas de amor y pertenencia.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.Ľudia, ktorí majú silný zmysel pre lásku a pocit spolupatričnosti, veria, že sú toho hodní.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.Se, että ihmiset, joilla on vahva rakkauden ja joukkoonkuuluvuuden tunne uskovat olevansa sen arvoisia.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.И тя беше, че хората, които имаха силното чувство за любов и принадлежност вярваха, че заслужават любовта.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.והוא היה, שהאנשים שלהם הייתה תחושה חזקה של אהבה ושייכות חיו באמונה שהם ראויים להיות נאהבים ושייכים.
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.وكان ذلك ، هم الناس الذين لهم إحساس قوي بالحب والإنتماء يؤمنون أنهم أحق بالحب والإنتماء .
O da, güçlü bir sevgi ve bağlılık duygusu olan insanlar, sevgi ve aidiyeti hak ettiklerine inanıyorlar.深い愛情や関係性を感じている人は 自分が愛されるに値すると信じているのです それが違いなのです
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Credono veramente nella loro superiorità, e sono irrispettosi nei confronti di chi non lo è.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.De tror virkelig på deres egen overlegenhed, og de er respektløse over for dem, der ikke er.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Ei chiar cred în propria lor superioritate, şi nu arată respect faţă de cei care nu sunt ca ei.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Eles acreditam verdadeiramente na sua superioridade e não respeitam quem não partilha essa identidade.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Ellos creen realmente en su propia superioridad, y son irrespetuosos con quienes no lo son.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.He todella uskovat omaan paremmuuteensa, eivätkä he kunnioita ulkopuolisia.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Họ thực sự tin vào sự ưu việt của mình, và sẽ là xúc phạm nếu ai mà không như vậy.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Ils croient fortement en leur propre supériorité et sont irrespectueux envers les autres.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.한족은 실제로 자신들이 우월하다고 생각합니다. 한족이 아닌 문화를
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Mereka sangat percaya dalam superioritas mereka sendiri, dan mereka tidak menghormati mereka yang bukan Han.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Ők tényleg hisznek a saját felsőbbrendűségükben, és nem tisztelik azokat, akik ezt nem így gondolják.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Pravzaprav verjamejo predvsem da so superiorno ljudstvo zato so do drugačnih, pogosto nepoštljivi.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Są głęboko przekonani o swojej wyższości i lekceważą inne nacje.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Skutečně věří ve svoji vlastní nadřazenost a nerespektují ty, kteří jsou jiní než oni.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Ze geloven echt in hun eigen superioriteit, en ze zijn respectloos voor degenen die dat niet zijn.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Πραγματικά πιστεύουν στην ανωτερότητά τους, και δεν σέβονται τους άλλους.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Вони щиро вірять у свою вищість, і вони не поважають тих, хто не з ними.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Они и вправду верят в собственное превосходство и относятся к чужакам без уважения.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.Те наистина вярват в собственото си превъзходство, и не се отнасят с уважение, към онези, които не са.
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.הם מאמינים באמת בעליונות שלהם, והם חסרי כבוד
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.فهم يؤمنون حقاً بعلوهم وهم لا يحترمون
Onlar gerçekten kendi üstünlüklerine inanıyorlar, ve öyle olmayanlara saygıları yok.自分達の優位性を信じています そして漢民族はそうでない民族に対して 失礼なのです
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.Acreditavam que aquilo que os tornava vulneráveis tornava-os bonitos.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.Credevano che quello che li rendeva vulnerabili li rendeva belle persone.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.Creían que lo que los hacía vulnerables los hacía hermosos.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.De ansåg att det som gjorde dem sårbara gjorde dem vackra.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.De troede på at det der gjorde dem sårbare også gjorde dem smukke.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.Erau convinşi că ceea ce-i face vulnerabili, îi face frumoşi.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.He uskoivat, että haavoittuvuus tekee heistä kauniita.
Onları kırılgan yapan şeyin aynı zamanda onları güzel yaptığına inanıyorlardı.Họ tin là những điều khiến họ có thể bị tổn thương khiến họ trở nên đẹp hơn.