Recklinghausen şehri "şehir imtiyazları" beratını 1236'da almıştır.Recklinghausen sai kaupunginoikeudet vuonna 1236.
Berlin Antlaşması ile Bosna Vilayeti, imtiyazlı bir vilayet olmuştur.Kroateille sopimus.lupasi laajan alueen.
1909 yılında ise imtiyaza ilişkin mukavelename imzalanmıştır.Vuonna 1909 selvitettiin tilaajakunnan koostumusta.
31 Ağustos 1230'de Utrecht Başpiskoposu Zwolle'ye şehir olama imtiyazlarını bağışlamıştır.Vuonna 1122 piispa myönsi Utrechtille kaupunkioikeudet.
İoannis, Aleksios'un Venediklilere verdiği imtiyazları yenilemeyi reddetti.Ainoastaan Tyros kieltäytyi antautumasta Aleksanterille tämän asettamien ehtojen mukaan.
Kylo Ren (doğum ismi: Ben Solo) Yıldız Savaşları imtiyazında olan bir kurgusal karakterdir.Kylo Ren on kuvitteellinen hahmo Tähtien sota -elokuvissa.
Lully bu imtiyazlardan büyükce bir servet yapmayı başardı.Buffett on hankkinut sijoituksillaan valtavan omaisuuden.
Velhasıl diğer devletlerin hiçbirine verilmeyen imtiyaz, İtalya'ya verildi.Italiassa arvoa ei ole annettu muille.
31 Ağustos 1230'de Utrecht Başpiskoposu Zwolle'ye şehir olama imtiyazlarını bağışlamıştır.Τις 31 Αυγούστου 1230, ο επίσκοπος της Ουτρέχτης έδωσε στο Ζβόλε δικαιώματα πόλης.
Hıristiyanlara imtiyazlar sağladı.Αυτό παρείχε στους Χριστιανούς κάποια δικαιώματα.
Bu vergi toplama imtiyazı Cumhuriyet elitleri tarafından bir sömürü aracı olarak kullanıldı.Το γεγονός αυτό κατακρίθηκε ως προεκλογική υπόσχεση στους ιδιοκτήτες ταξί.
Bu berat ile bu yerleşke ortasında her hafta bir kere bir pazar kurulması imtiyazı sağlamaktaydı.I den periode byggedes i gennemsnit et beboelseshus om måneden.
Kylo Ren (doğum ismi: Ben Solo) Yıldız Savaşları imtiyazında olan bir kurgusal karakterdir.Kylo Ren (eller Ben Solo) er en fiktiv karakter i Star Wars-universet.
Cohors torquata (LA): torques taşıma imtiyazlı bir destek birliği.Cohors torquata (LA): støtteenhet dekorert med en torques (militær dekorasjon).
1761'de kendisine asalet imtiyazı verildi ve Carl von Linné diye anılmaya başlandı.Etter at han ble adlet i 1761, tok han navnet Carl von Linné.
Bakunin aynı şekilde herhangi bir imtiyazlı konumu veya sınıfı reddetmiştir.Taube selv benektet imidlertid enhver likhet med figuren.
Japonya kuzey Sahalin'deki kömür ve petrol imtiyazlarından vazgeçecektir.Melarang penjualan minyak dan produk minyak sulingan ke Korea Utara.
Görüşmelerde her iki taraf da birbirlerine kayda değer imtiyazlar vermişti.Kemudian, kedua belah pihak mengirim pesan terima kasih satu sama lain.
Her ikisinin de imtiyaz sahibi kişisi Nuriye Ulviye Mevlan Civelek idi.Hai người cùng Kim Dữu Tín (Kim Yu Shin) đã liên kết để chống lại Mĩ Thất.
1923'te,Pinhas Rutenberg’e yüksek elektrik üretimi ve dağıtımı için özel bir anlaşmayla imtiyaz verildi.Năm 1923, Pinhas Rutenberg được cấp phép độc quyền sản xuất và phân phối điện.
"Nişan-ı âli-i imtiyaz" ve "Prusya kara kartal şövalye nişânı" sahibidir.Được phong làm Diên Ninh trưởng công chúa (延寧長公主). ^ “Duệ Tông Hiếu Định Hoàng Đế húy Nguyễn Phúc Thuần”.
Sarah imtiyazlı bir çocukluk geçirmiştir.Elizabeth có một tuổi thơ đầy khó khăn.
Japonya kuzey Sahalin'deki kömür ve petrol imtiyazlarından vazgeçecektir.日本は、北樺太における石油と石炭の採掘権を放棄すること。
Her ikisinin de imtiyaz sahibi kişisi Nuriye Ulviye Mevlan Civelek idi.奈々世 二葉(ななせ ふたば) 一葉を守るために現れる奈々世の人格の一つ。
Yeni Şafak gazetesi TVNET televizyonunun imtiyaz sahibidir.元宝映テレビプロダクション所属。
Bakunin aynı şekilde herhangi bir imtiyazlı konumu veya sınıfı reddetmiştir.バクーニンはまたあらゆる特権的地位や階級という概念を拒絶した。
1899'da International Steam Pump Company'nin imtiyazlı ve adi hisselerinin halka arzını gerçekleştirdi.1899年には、同社初となる社債の引き受け(International Steam Pump Company)を行った。
Bu durum daha sonra pek çok defa, muhafazakar çevrelere tanınan bir imtiyaz olarak nitelendi.そのため以前は、代表的な保守主義の思想とされていた。
Lully bu imtiyazlardan büyükce bir servet yapmayı başardı.卡蘭希爾利用這個優勢取得很多財富。
Liman ve benzeri kurumlar için imtiyaz peşinde koşuyorlardı.對現實懷有不滿,和希摩爾一樣也有讓「辛」毀滅一切的想法。
Bu bir on yıl içinde canlanan ilk defa imtiyaz sahibi oldu.这是莱温斯基十多年来首次接受这样的采访。
Yeni Şafak gazetesi TVNET televizyonunun imtiyaz sahibidir.海神號遇險記 ※朝日電視台版。
Hristiyanların imtiyazlarını geri vermiştir.後放棄基督教信仰。
"Nişan-ı âli-i imtiyaz" ve "Prusya kara kartal şövalye nişânı" sahibidir.초명은 이서(李溆)이며, 초봉은 고평군왕(高平郡王)이다.
İlk günden beri imtiyaz sahipliğini Alpay İğci yürütmüştür.그는 집권 초기부터 공산권과의 수교를 추진했다.
31 Ağustos 1230'de Utrecht Başpiskoposu Zwolle'ye şehir olama imtiyazlarını bağışlamıştır.ב-31 באוגוסט 1230, העניק הבישוף של אוטרכט לזוולה זכויות עירוניות.
Geri kalan film yapımcıları ise Şanghay'daki yabancı imtiyazlarda çalıştı.מוזכרות שם חנויות מעוטרות בעבודה זרה שהיו בבית שאן.
1974 - Federal İmtiyaz İstavrozu, 1nci sınıf; Almanya.Рим отново иска Цезар (1974), второстепенна роля 3.
Cohors torquata (LA): torques taşıma imtiyazlı bir destek birliği.Cohors torquata: auxiliárna jednotka s poskytnutým torques (vojenská dekorácia).
Fraport, 35 yıllık imtiyaz süresince aktarılacak 403 milyon €'luk yatırımın % 60'ını ödeyeceğini söylemiştir.Fraport zaplatí 60 % z investície, čo predstavuje sumu 403 miliónov eur po dobu 35 rokov.
Yani kimse imtiyazlı olamaz.Nobena oseba se ne sme vzeti za jamstvo.
Derginin künyesinde sahibi ve imtiyaz sahibi değişmemiştir.Kopališče je skozi zgodovino menjalo nemalo lastnikov.
Geri kalan film yapımcıları ise Şanghay'daki yabancı imtiyazlarda çalıştı.Dela naslednjih generacij so izhajala iz Shennongovega priročnika.
İlk günden beri imtiyaz sahipliğini Alpay İğci yürütmüştür.FIA nuo metų pradžios padidino superlicencijos kainą.
31 Ağustos 1230'de Utrecht Başpiskoposu Zwolle'ye şehir olama imtiyazlarını bağışlamıştır.31. augustil 1230 andis Utrechti piiskop Zwollele linna õigused.
Bu imtiyaz İzmir'de demiryolu sanayisini hızlıca hakim kıldı.Jaapanisse tulnud budismi võttis õukond kiiresti omaks.
Bunlardan ikinci grubun en az %51'i daimi statüde çalýþan imtiyazlý doktora araþtýrmacýlarýdýr.Al menos el 51 % de éstos deben ser investigadores con el título de doctor, y con plaza ja como docentes.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.C'est une génération qui a grandi en tenant leurs voix pour acquises.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Đây là thế hệ dùng tiếng nói của mình để đấu tranh cho quyền lợi.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Dies ist eine Generation, die damit aufgewachsen ist, ihre Stimme als selbstverständlich zu sehen.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Dit is een generatie die is opgegroeid met een soort vanzelfsprekende mondigheid.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Ei sunt o generație care a crescut crezând că i se cuvine să îi fie ascultate opiniile.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Esta es una generación que ha crecido tomando la palabra y dando eso casi por sentado.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Esta é uma geração que cresceu sem que a sua voz fosse muito questionada.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.È una generazione cresciuta dando un po' per scontato che la si ascolti.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Ez egy olyan generáció, akik úgy nőttek fel, hogy természetes volt hallatniuk a hangjukat.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.이 세대는 그들의 발언권을 매우 당연하게 여기며 성장해온 세대입니다.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Tohle je generace, která vyrostla ve světě, kde na jejich hlasu záleží.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.To jest pokolenie, przyzwyczajone do tego, że mają głos.
Bu yeni nesil kendi seslerini çıkarmak konusunda oldukça imtiyazlılar.Toto je generácia, ktorá vyrástla s tým, že ich hlasy sú brané ako samozrejmosť.