Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
SRW ve Spectra kodları bu imkanı içerir.Tako sfera in torus dopuščata kompleksne strukture.
Paket ayrıca Simlerin çocuklarını hazırlık okuluna göndermelerine de imkan sunar.Danes Lasančani ponosno pošiljajo svoje otroke v šole.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.To je omogočalo neskončne poševne ploskve.
Halbuki kuzeyden bu arazilere daha kolayca ulaşım imkanı bulunmaktadır.Te države imajo preko nordijskega koncila omogočeno še lažje prehajanje oseb nordijskimi državami.
Bu nedenle ulaşım imkanları iyi bir konumdadır.To omogoča dobro prometno povezanost.
Firefox Sync, ayrıca şirket veya kuruluşlar için kendi sunucularını kurma imkanı tanımıştır.Firefox je postal tudi dobro poznan večjim spletnim mestom in podjetjem.
Elektronik ticaret imkânı.Elektronsko poslovanje.
Bir olay süreç içerisinde gerçekleşmezse, olasılığı 0'dır, yani imkânsızdır.Pri diskretni porazdelitvi je dogodek z verjetnostjo 0 nemogoč.
Python kütüphaneleri ile birlikte Java kütüphanesinin kullanımına imkân vermektedir.Uporabnike opozarjajo na ikono Moja knjižnica.
Bir tür cihaz bulurlar fakat dar zamanları yüzünden araştırmaya imkânları yoktur.Lahko doniram nekaj denarja, a kaj več zaradi pomanjkanja časa ne morem nareiti.
Fakat bazen tek bir "seyrek çözüm" bulma imkanı da vardır.Kdaj tudi poda tudi "checklisto" za rešitev problema.
378'e gelindiğinde Valens doğudaki üssü Antakya'dan batıya ilerleme imkânı buldu.Valens je bil šele leta 378 dovolj močan, da je lahko iz svoje baze v Antiohiji odšel proti zahodu.
Gençlik çağlarından itibaren yazmaya başlamış, ancak kitaplarını yayınlama imkanı bulamamıştır.Pisati je začela zgodaj, vendar takrat svojih del še ni objavljala.
Bu terk etme yaşlı kadın için ölüm demektir, çünkü kendi başına kaldığında yiyecek bulması imkânsız olacaktır.Ko ta umre ostane zapuščena, saj se ne zna znajti brez nje.
Bu takımda uzun süreler alma imkanı buldu ve tecrübe kazanarak bir sezon sonra tekrar Ülkerspor'a döndü.Ekipa se po tej izkušnji počuti dovolj zrelo, da ponovi nastop štiri leta kasneje.
Scud-B'nin 300 km'lik menzili İran-Irak Savaşı sırasında İran'ın Bağdat'ı vurmasına imkân sağlamıştır.Scud-B raketų 300 km skridimo nuotolis leido Irano-Irako karo metu 1985 m. kovą Iranui apšaudyti Bagdadą.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Aitvaru atsikratyti beveik neįmanoma.
Tilmun Adası ulaşılması neredeyse imkânsız bir yerdedir.Nordo pasiekti laivu beveik neįmanoma.
Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.Taigi Aitvaro atsikratyti neįmanoma.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Vadinasi, jei kažkuriuo teiginiu tiki labai daug žmonių, greičiausiai jis teisingas.
Bunun yanında GSM imkânlarından da yararlanılmaktadır.Kitur jis papildys MG3 galimybes.
Bu büyük oyun imkanlarına yol açar.Šios taisyklės stipriai praplėtė žaidimo galimybes.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Visai įmanoma, kad tai neturės tokios komercinės sėkmės, bet tai nesvarbu.
O kalan kayaçların mineralojisi olması imkansız ve nadirdir.Rečiau gali būti įgimta aortos vožtuvų stenozė.
İlk üç kısmın yarısında kısa bir ara verilip katılımcıların kalan soruları okumasına imkan verilmektedir.Pirmuosiuose keturiuose posėdžiuose buvo aiškinamasi, ar pastarieji gali dalyvauti Susirinkimo darbe.
Bu iş sayesinde önemli siyasetçi ve gazetecilerle tanışma imkânı buldu.Įkvėpimo šaltiniu ir vadovėliu ją laikė daug žymių istorinių strategų ir politikų.
Bu iklim çeşitliliği Türkiye'de pek çok farklı ürünün yetişmesine imkan vermiştir.Dėl įvairaus klimato Turkijoje gali būti auginamos įvairios kultūros.
Bu çölü geçmek imkânsızdır.Keliauti tokiu mišku be kirvio neįmanoma.
Çünkü bu hayanın en büyük özelliği avlarına asla kaçış imkanı vermemesiydi.Nes patys milžinai jau tikriausiai niekada neatsikratys savo godumo.
The Impossible Voyage (Türkçe: İmkansız Yolculuk), 1904 yılı Fransa yapımı sessiz film.Taip pat garsi ir jo 1904 m. juosta „Neįmanoma kelionė“ (Le voyage à travers l'impossible).
Sürtünmenin olmadığı bir ortam bulmak neredeyse imkansızdır.Perėjimo metu kėkštų rasti beveik neįmanoma.
“Ama bu imkansız.” dedim.Jis dar pridėjo: „Tai netiesa.
Oyun bu konuda oldukça geniş imkânlar sunuyor.Žaidimas atveria labai plačius horizontus.
Bu çeşit örnek almayı titiz, tenkitçi bir şekilde inceleme imkânı yoktur.Dėl šios savybės per tokią medžiagą sunku arba neįmanoma įžiūrėti aiškaus vaizdo.
Büyüyen ünü sayesinde 1870'li yıllarda bol bol seyahat etme imkanı buldu.Vėliau ėmė sparčiai augti, nes 1870 m. netoliese buvo surasti dideli naftos ištekliai.
İktidar imkanı kaldırılırdı.Mero įgaliojimai buvo sustabdyti.
Fakat oyun için bir indirme imkanı sunulmamıştır.Tačiau su žaidėju nebuvo pratęsta sutartis.
Depolanan bilgilere ve dokümanlara anında ulaşma imkanı sağlar.Taip greitai galima rasti ir atspausdinti reikiamus žemėlapius.
Gençliğinde bir tüccar ve asker olarak seyahat etmiştir ve Orta Doğu'yu da tanıma imkanı bulmuştur.Oma nooruses oli Mauro kaupmehe ja sõdurina palju reisinud ning ta oli tuttav ka Lähis-Idaga.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Ent temagi satub armastuse köidikuisse.
Bu sayede çok az bir maaş, bir çalışma mekanı ve araştırma imkanlarına erişimi sağlanmış oldu.Ta sai väga väikese palga, tööpaiga ja juurdepääsu töövahenditele.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Ma ei saa kavatseda teha midagi, millest mul pole aimu, kuid põhimõtteliselt saab mind põhjustada seda tegema.
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.Küll ma temaga toime tulen.
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.Stiilust kasutatakse ka digitaalallkirja kirjutamisel.
Fakat diğer X-Men'lerin tüm olanları bilmelerine imkân yoktu ve bir trajediyi önleme şansları çok azdı.Mehed punkris ei teadnud toimuvast midagi ja nii võeti elu üsna kergelt.
Öldürücü madde, kurtarıcı tedavi uygulanması imkânsız olan hastaya doğrudan verilir.Erakorralist abi antakse patsiendile, kelle ravi ei ole võimalik edasi lükata.
Var olanın bölme yoluyla varlıktan kesilmesi imkânsızdır.Lõhenemise tagajärjel tekkinud lõhesse mahub inimene.
Yani mükemmel doğrusallıkta olmaları imkansızdır.Maaharimine aiamaal on võimatu.
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.Teda on nimetatud "viimaseks meheks, kes teadis kõike".
İşletme Enstitüsü altında yer MBA programlarında dokuz farklı alanda uzmanlaşma imkanı sunulmaktadır.Tillväxtverketil on üksteist kontorit üheksas eri kohas.
2003 yılında iPod ile uyumlu ve $0.99’a müzik indirme imkanı veren çevrimiçi mağaza iTunes Store tanıtıldı.Aastal 2003 avati iTunes Store, kus sai osta 0,99 dollari eest laule ja mis oli integreeritud iPodiga.
Güneş, deniz, temiz hava, şifalı sular, çevre ve iklim imkanlarından yararlanılmaya çalışılmaktadır.See eeldab head kliimat, värsket õhku, puhast vett, päikest, rikkumata loodust.
Lamia onun aşkına inanmaz ve bu bir imkânsız aşk haline gelir.Juliet armastab oma abikaasat; tal tekib võimalus truudusetuseks.
Tommy Jarvis çocukken imkansız bir şeyi başarmıştı.Judy Mazel'il olid juba lapsena kaaluprobleemid.
Bu nedenle ulaşım imkanları iyi bir konumdadır.Sõiduomadused on head.
Eğer gerekirse değişik birlikler birleşip büyük mevcutlu savaş güçleri kurma imkanları büyüktü.Kui oli vähegi võimalik, tehti pildid elusuuruses.
Kendi topraklarımızda yaşamamız ve kalkınmamız için bize imkân sundu.Loodame, et õpite meie riigi kohta ja austate seda.
Mahalleye iki adet yoldan ulaşım imkânı vardır.Mandriga ühendab linna kaks maanteesilda.
Bu nedenle, belirli bir anda dalga ve parçacığın tam özelliklerinin ölçülmesi imkânsızdır.Teiseks ei koosne viredki täiesti ühesuguse suuruse ja omadustega osakestest.
Okulu olmakla birlikte mevcud az, imkan kısıtlıdır.See, jah, see on meie kool pisike, väike, kuid armas.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod