Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Yazlık sitelerin bulunduğu bu mahallede birçok otel turistlere konaklama imkanı sağlamaktadır.U gradu su brojni hoteli u kojima ljeti odsjedaju Ruski turisti.
15 bin kişiye iş imkanı sağlayan kurum Peel Bölgesi'ndeki en büyük istihdam kaynağıdır.S osobljem koje broji preko 15.000 ljudi, to je najveći poslodavac u okrugu Peelu.
Bu durum çeliklerin yüksek sıcaklıklarda sertliklerini korumalarına imkân sağlar.U to se možemo uvjeriti zagrijavanjem željeza.
Bunlar sadece belirli kullanım tekniklerini önler, fakat bir güvenlik açığından korunma imkânsız.On daje upute posadama samo kad mora spriječiti sigurnosni rizik.
Burada ilk mevsiminde sadece iki maçta oynama imkânı buldu.U svojoj prvoj sezoni osvajaju samo dva boda.
Pasolini'ye göre çağdaş bireyin “kutsalı” algılayabilmesinin imkânı yoktur.Kao rezultat toga, Hadrosaurinae prema definiciji ne može uključivati tradicionalne "hadrosaurine".
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.U svim ovim slučajevima pogubljenje su izvršile svjetovne vlasti.
Bu tanka karşı savunma savaşı vermek de neredeyse imkânsızdı.Transport ovakvog tenka na bojište je bio nemoguć.
Ağırlığında ötürü arazide ilerlemesi imkânsız olacaktı.Zbog svoje mladosti nije mogao bitno utjecati na prilike u državi.
Tarikat, kendi imkânlarıyla birçok kale (Ordensburg) inşa etmişti.Kastilija je dobila naziv po mnogobrojnim utvrđenjima (kastelima).
Bu teori kuark modelinin gelişmesine imkan sağladı.Ovaj prototip je ponovno probudio interes u razvoju srednjeg tenka.
Böylece Manstein 7 Mart'ta Harkov şehir merkezine yeni bir saldırı başlatma imkânı buldu.To je omogućilo von Mansteinu obnavljanje ofenzive protiv samog grada Harkova, počevši od 7. ožujka.
251/1-I - Yukarıdaki gibi, fakat dahili haberleşme imkânı vardır.492.–505.</ref> međutim peroralna primjena može povećati izdržljivost i snagu.
Piyer, giderken Nataşa'ya özgür seçim imkanı vermişti.Put do Niša bio je za nju slobodan.
Buralarda yer alan plajlar; gölde yüzme aktivitesi ve kamping imkanı vermektedir.U blizini se nalazi Raški zaljev, gdje turisti odlaze na kampiranje i plivanje.
Bu şekilde insanlar birbirini görme imkânı bulur.Je tým daná možnosť si navzájom porozumieť.
Kopyalanması neredeyse imkansız.To je priam nemožné sfalšovať.
Kadın: Bu, imkânsız.Čo je nepravdepodobné.
Hanlık bu imkandan mahrum idi.Ľudia, ten pohľad stál za to.
Bu da, daha kaliteli çelik üretimine imkân sağlamaktadır.Cenovo skoro najvýhodnejší spôsob výroby ocele pre veľké množstvá.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.Myslím, že stále hľadal kontakt s človekom.
Tüm imkanlar ücretsiz olarak kullanılır.Bezúčelové úvery je možné použiť na čokoľvek.
Şubat 2011'den başlayarak işverenler imkânlarını WISHES’da sunmaya başlayabilecekler.Od februára 2011 budú môcť zamestnávatelia na portáli uverejňovať svoje pracovné ponuky.
Çadır ve karavanla konaklama imkânı mevcuttur.Je tu možnosť stanovania aj s karavanom.
Site, kullanıcılarına video yükleme, izleme ve paylaşma imkanı sunmaktadır.Portál umožňuje používateľom digitálny obsah vyhľadávať, prezerať, sťahovať, zdieľať a ďalej s ním pracovať.
Sınırlı imkânları ile bu durum artarak devam ettirilmektedir.Samozrejme s množstvom nesenej výzbroje sa táto schopnosť znižuje.
Su ulaşımına imkân verir.Rozšírenie počtu dopravných prostriedkov.
Fakat burası daha önce hiç rastlamadığı bir yapıdadır ve içerisinde ilerlemek neredeyse imkansızdır.Tento svet je to čo ste ešte nikdy neskúsili a preto sa to rozhodne oplatí.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.V inej obdobe tohto zápasu vylezenie z klietky nie je možné.
İsteyenin küçük işletme açmasına imkân tanındı.Pripisuje sa mu objav princípu najmenšej akcie.
Bu yüzden kültürel yöntemlerle hastalıkla mücadele etmek neredeyse imkansızdır.Ďalšou výhodou je, že prakticky nemôže dôjsť k infikovaniu kultúr.
947'de ise bu imkân yoktur.Preto nemožno napísať 999 ako IM.
İlçede kolay alışveriş imkânları da sunulmaktadır.Na našom trhu je prístupný aj instantný čaj.
Bu özellik, Atari 2600 gibi oyun konsollarıyla da yarışabilmesine imkân sağlıyordu.Úplne prvou bola hra Superman pre konzolu Atari 2600.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Je to niečo nepravdepodobne možné.
Askerlerin desteği olmadan, hükumetin ayakta kalması imkansızdı.Bez podpory letectva boli prevahe spojencov nemohli dlho vzdorovať.
Bu yemekler köy halkı tarafından kendi imkânlarıyla yapılır.Tieto služby obyvateľom zabezpečovali susedné obce.
Sesli konuşma imkânı vermekteydi.Vďaka nej dokázal vydávať hlasité zvuky.
Bu görüşe göre, seyahat edecek bir geçmiş ya da gelecek olmadığı için zamanda yolculuk imkânsızdır.V tem pogledu je časovno potovanje nemogoče, saj ni prihodnosti ali preteklosti, v kateri bi se potovalo.
Ekim ayında ise Moskova Enstitüsü'ne roketle Mars'a ulaşmanın imkânı hakkında bir ders verdi.Oktobra je na Letalskem inštitutu predaval o možnosti poleta na Mars z raketo.
Bazı medya üyeleri bunu, zamanda yolculuğun imkansız olduğuna dair bir kanıt olarak algılamışlardır.Nekateri člani medijev so povzeli to kot pokazatelj dokaza, da je časovno potovanje nemogoče.
İmkanları olanlar için, müzik ve dans aranan eğlencelerdi.Za tiste, ki so si lahko privoščili, sta bila priljubljena zabava glasba in ples.
Kopyalanması neredeyse imkansız.To je skoraj nemogoče razvozlati.
Bu görüşe göre İsa'nın iki ayrı doğası olduğunu söylemek imkansızdır.Na slednjem je prevladalo stališče, da ima Jezus dve naravi.
Ratzenberger'in kaza yapmadan önce yaptığı derece ise yarışa 26. sırada başlamasına imkan tanıyordu.Ratzenbergerjev čas, ki ga je postavil pred nesrečo, bi mu prinesel 26. štartno mesto.
Ulaşım imkanı bulunmaktadır.Dosegljivost storitve.
Kadın: Bu, imkânsız.(Učenec): To ni dopustno.
Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.Tako se je Goethe med drugim že kot otrok seznanil z ljudsko knjigo dr. Fausta.
Bu makale, İngiliz hükümetine hayat sigortası fiyatlarını alıcının yaşına bağlı olarak ayarlama imkânı verdi.To je omogočilo britanski vladi, da je prodajala življenjske rente po zmernih cenah na podlagi starosti kupca.
Bu nedenle, belirli bir anda dalga ve parçacığın tam özelliklerinin ölçülmesi imkânsızdır.Zaradi tega je v poljubnem trenutku nemogoče meriti vse značilnosti valovanja in delca.
Werther’in bu acıya dayanması ise imkânsızdır.Werther zasluti, da je zanj nedosegljiva.
Günümüz imkanlarıyla bu işlevlerin tümüyle yapay bir şekilde taklit edilmesi imkansız görülmektedir.Predstavljam si, da so razmere v teh dirkalnikih popolnoma nepredstavljive.
2013 senesi itibarıyla soru-cevap platformunun yanına, kullanıcılarına blog yazma imkanını da vermiştir.Maja 2014 je začel pisati tudi svoj blog, ki je dostopen na:
Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi.Enoti je za učinkovito obrambo primanjkovalo orožja ter streliva.
Sistem, aynı anda sınırsız sayıda kullanıcıya erişim imkânı vermektedir.Drugič, uporabniki imajo zagotovljen neomejen medsebojni dostop.
Bu yüzden askerlerin birçoğu sahili görme imkânı bile bulamamıştır.Mnogi kljub opazovanju niso videli kanalov.
1916 kışı son derece sert geçmekteydi ve mücadele yapılması neredeyse imkânsızdı.Zima 1917/18 je bila zelo ostra in nekaj ujetnikov ni dočakalo pomladi.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Če je vesmu temu zadoščeno je napredek neizbežen.
Tahsil imkanı olmayan alacakları iptal etmek.Preklicu se ni moč odpovedati.
Bu çeşit örnek almayı titiz, tenkitçi bir şekilde inceleme imkânı yoktur.Takšnega izida poskusa ne moremo v nobenem primeru pričakovati.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod