“Ama bu imkansız.” dedim.あり得ないですよ」と述べた。
Ekim ayında ise Moskova Enstitüsü'ne roketle Mars'a ulaşmanın imkânı hakkında bir ders verdi.10月にはモスクワ研究所でロケットで火星に到達する可能性についての講演を行った。
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.そんなことしても、止めるのはほぼ不可能だからだ。
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.わがはからいにてつくる善にもあらざれば、非善という。
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.^ 「不可能を可能にする男」の意。
Bu makale, İngiliz hükümetine hayat sigortası fiyatlarını alıcının yaşına bağlı olarak ayarlama imkânı verdi.これによってイギリス政府は購入者の年齢に応じた適切な価格で年金サービスを供給することができるようになった。
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.デジタル署名にも応用されている。
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.^ ちばてつやの妻が熱心に推挙したという。
Skynet tarafından izinin bulunmasına imkân yoktur.クリスティンを追った描写はない。
Kadın: Bu, imkânsız.しかしそれは不可能である。
Aynı şekilde bir görev devam ederken başka bir görev yapma imkanı da sunulmuştur.こうして、別の任務が課されることも防いだ。
Kullanıcılara 7 gün 24 saat internet erişim imkânı da verilmektedir.インターネット経由での入会申し込みも、24時間可能である。
Ratzenberger'in kaza yapmadan önce yaptığı derece ise yarışa 26. sırada başlamasına imkan tanıyordu.ラッツェンバーガーが事故前に記録したタイムは予選通過最後尾の26位に相当した。
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.なんとなく、恋愛みたいなものなんじゃないの。
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.とにかく、この事態は当たり前のことであり、政府は法規に従う。
Halka açık telefon ve faks imkânları yoktur.電話及びFAX番号に変更はありません。
Bu tip bir olayı gerçekte gözlemlemek imkânsızdır.実際には、このような過程を見ることはできない。
Bitirilmesi neredeyse imkansız bir seviyedir.完全に倒すことは不可能に近い。
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.このため私は大統領との間にかなり密接な関係を持つことができるようになった。
Geriye kalan üç yarışta alınabilecek 30 puan, Hill'in şampiyonluğunu hâlen imkanlı kılıyordu.残り3戦全てでヒルが勝利した場合、30ポイントが加えられるため、ヒルにはまだタイトルの可能性が残されていた。
Ulaşımı ve iş imkânları sebebiyle göç alarak büyümüş ve muhtarlık halini almıştır.「慈悲あまねく御方」による創造と審判と楽園が語られる。
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.彼女の友である刹那に対し、激しい嫉妬心を露わにする。
Ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle okuyamaz ve Adana’ya dönmek durumunda kalır.しかし、彼は神託の内容を理解できず、アテーナイへ帰還する。
ROM'lara yapıları itibarıyla veri yazma imkânı yoktur.ローマ数字を読むのが苦手。
Halbuki kuzeyden bu arazilere daha kolayca ulaşım imkanı bulunmaktadır.このため自動車でのアクセスは北口より容易である。
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.これは法の不備であるとされている。
Devlet ve şehir hükumetleri bu tüccarlara iş imkanı sağlamalıdır.消費者及び小売店はこの事情を十分に踏まえるべきである。
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.よってこの説は「あり得ないこと」と結論付けられた。
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?だからなにというわけではないが、こういう影響のありかたはいいなと思う。
Elektronik ticaret imkânı.商用利用可能。
Mahalle çevresinde hastane ve okul gibi imkanlar bulunur.周辺には大学や病院などの大きな施設がある。
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.当然ながら壊れると使用不可能になる。
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ulaşım imkanları çok az gelişmiş durumdadır.コンゴ民主共和国の陸上交通は慢性的に困難な状態である。
Bu dönemde kendi imkânlarıyla çıkardığı 11:11 (2001) ve Songs (2002) albümlerini sattı.この時期の演奏は、2枚のセルフ・プロデュースによるCD(“11:11”と“Songs”)に収められている。
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.就職希望者もいる。
Oyun sistemimiz, tabii ki elde mevcut imkanlara göre belirlenecek.履修証明制度の創設はこれら既存の資格に適用する上でも期待されよう。
Ücret karşılığında vize süresinin 60 gün daha uzatılmasına imkan vardır.この60日間は、その司法管轄区域が追加情報を提出した場合に、さらに60日間延長できる。
Çünkü Angband, Ered Engrin’in kuzey tarafındaydı ve oraya ulaşmak imkânsızdı.しかしながら、アングバンドの北側がエレド・エングリンの北側にあり接近できなかったので、その包囲は限られた有効性しかなかった。
Bu nedenle grup, turnenin geri kalanını kendi finansal imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır.これは成功を収めたため兄弟はその収益を自身のレース活動資金にあてることができた。
Birisinin aynı anda hem Hristiyan hem de Yahudi olması imkânsızdır."神を崇拝するという意味において、「キリスト教徒もユダヤ人も異教徒も皆同じだ」と。
Bazı medya üyeleri bunu, zamanda yolculuğun imkansız olduğuna dair bir kanıt olarak algılamışlardır.このパラドックスは時間に逆行するタイムトラベルが不可能だとする証拠として使われてきた。
Bu kontrolde hangi bitin hatalı olduğunu anlama imkanı yoktur.これらのどれが正しいかを尋ねることは意味のないことかもしれない。
Şenol Güneş ile konuşma imkanım oldu.太陽ぷよ 太陽を模したぷよぷよ。
Üstelik, online forumda fikir alışverişinde bulunma veya soru sorma imkanı vardır.オンラインでの利用情報確認や予約も可能。
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.また不可能であると言った場合には、その主張はまず間違っている。
Yapılan konserlerde, çeşitli gitaristlerin kendini sergilemesi için de bir imkân sunmaktadır.セッション参加作ではスライドギターの名演も多い。
Aracın basit yapısı kolaylıkla tamir ve bakımı yapılabilmesine imkân tanımaktadır.父親のおかげで車の簡単な修理も出来る。
Yeterli zaman olduğunda düşman tanklarının hareket imkânını zorlaştıracak tank engelleri yapılmaktaydı.時計:一定時間、敵タンクの動きが止まる。
Başka konferanslara da katılabilme imkanı sunar.署名が加わる場合もある。
Uyuyan insanlara saldırır, onu elle yakalamak imkansızdır.眠っている人間に眠気を吹き込み、酷い怠け者にしてしまうとされている。
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.可能性の限界を測る唯一の方法は、不可能であるとされることまでやってみることである。
Tabii ki, doğrudan doğruya bu olguyu gözlemlemenin imkanı bulunmamaktadır.そのため原理的にそれらは観測することができないはずである。
Üniversite 15.000 kişiye iş imkani sunmaktadır.工場見学者累計15万人達成。
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.本人と初対面。
Bu durum, alanda kalabalık kuş topluluklarının beslenmesine imkân sağlamaktadır.このため鳥が白い個体を捕食する機会は増大した。
251/1-I - Yukarıdaki gibi, fakat dahili haberleşme imkânı vardır.レベル1-5まで存在し、上がるにつれて耐久能力が向上する。
Askerlerin desteği olmadan, hükumetin ayakta kalması imkansızdı.彼らの支援がなければ、詩作を続けることは不可能であったにちがいない。
Kalbimizdeki hislerimi anlatabilmem imkansız.自分の気持ちを伝えるのが苦手。
O, sadece iskân ile yetinmeyerek buraya yerleştirilenler için bazı imkânlar da sağlıyordu.この他、藤沢方からも乗降できるように小さな階段が設置されている。
Gerek şeker oranı gerekse aroması ile 1. kalite şarapların yapılmasına imkân tanımaktadır.果実のような風味とドライな味が特徴で、第一級の食前酒と評される。