Bu gelişme Güney Kore'nin dış borç seviyesini azaltmaya başlamasına imkan tanımıştır.Kemajuan ini membuat Korea Selatan dapat membayar utang kepada pihak asing.
Çarşı içinde maç izleme imkanı bulmuştum.Saya memiliki kemampuan yang tersembunyi dalam bidang permainan.
Üniversite 15.000 kişiye iş imkani sunmaktadır.Jumlah mahasiswanya mencapai 15.000 orang.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Ia terkenal untuk Hukum Abeggnya.
Uygun kalite ve seri imalâta imkân sağlar.Menyediakan sarana dan prasarana yang memadai.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Aku tidak mungkin melakukannya.”
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Trulli lantas menyebut hasil tersebut sebagai hasil yang "tidak dapat dipercaya".
Fakat burası daha önce hiç rastlamadığı bir yapıdadır ve içerisinde ilerlemek neredeyse imkansızdır.Suatu prestasi yang belum pernah terjadi sebelumnya dan sangat sulit terulang kembali hingga sekarang ini.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Normalnya pemandangan seperti ini hampir mustahil dijumpai.
Ayrıca çevredeki lokantalar, taze balık yeme imkânını sunarlar.Di sekitar pantai banyak warung makan yang menyediakan ikan segar.
Sulama imkânları sınırlıdır.Gerakan sendi ini terbatas.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Inilah satu-satunya yang tidak mungkin salah.
Halkının yaşamınını ve gereksinmelerini kendilerinden dinleme imkâni oldu.Jangan sampai terdengar dan diketahui oleh kaumnya.
Kış zamanında, Akdeniz’den tekne geçimi imkansız olduğunda destek eksik kalıyordu.Jika angin barat laut bertiup kencang pada musim dingin, kapal-kapal tidak dapat berlabuh ke dalam dermaga.
Ancak şehirde bu imkân yoktur.Padahal sesungguhnya tidak terjadi pembauran dalam kehidupan masyarakat.
Ayrıca, televizyona fotoğraf yayınlama imkanı mevcuttur.Selain itu, berita juga dapat disiarkan di televisi.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Utang tanpa jaminan hampir sulit diperoleh.
İmkanları oldukça gelişmiş olup okulda spor salonu ve oldukça büyük bir kütüphane mevcuttur.Fasilitas gedung atau ruang belajar, perpustakaan cukup representative.
Böylece kullanıcılara ucuz uçak bileti alma imkanı sunuyor."Sering Berburu Tiket Pesawat Murah?
Ailesinin kısıtlı ekonomik imkanları nedeniyle ortaokula gidemedi.Ia tidak bisa bersekolah karena kondisi fisiknya yang terbatas.
Fakat Moğolistan arazisi ulaşıma imkan vermemektedir.Namun, pemerintah kolonial tidak mengizinkan dengan alasan keamanan.
Kamera, 3 boyutlu görüntü çekimine imkân vermektedir.Oleh karena itu, kamera diposisikan seperdelapan inci dari model.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Adalah skandal memiliki skandal.
Ancak insanın hem ömrü, hem de maddî imkânları sınırlıdır.Maka, manusia bertugas untuk memelihara, menata dan mengembangkan kehidupan.
Bu kuralın bir istisnası olmalıdır, yani yokluğu imkansız olan, Allah'tır."Demikianlah kehendak Allah dan takdir-Nya yang tidak dapat ditunda atau dihalang."
1993 yılında Doğu Avrupa'da komünizmin çökmesi birçok yeni ülkeyle rekabet etme imkanı verdi.Pada 1993, keruntuhan USSR di Eropa Timur memberikan kesempatan kepada beberapa negara baru untuk ikut serta.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Bisa pula berarti hasil kerja.
Buraya da ulaşım imkânları son derece kısıtlıdır.Namun, transportasi air ini juga sangat terbatas.
“Ama bu imkansız.” dedim.Ông nói: "Việc này là không khả thi".
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Các tác phẩm điện ảnh như vậy không chỉ khó làm, mà việc làm hay còn là điều không thể."
Güç bir devletin kaynak ve imkân-kapasitelerini tanımlamada da kullanılır.Tình trạng sức mạnh cũng được sử dụng để mô tả các nguồn lực và khả năng của một quốc gia.
Hayır, imkânsız !Không được!
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Con đường duy nhất để khám phá ra các giới hạn của cái có thể là hãy liều lĩnh tiến vào cái không thể.
Üniversiteye kabul edilen her bir öğrenci burada kendi elektronik adresini açmak imkanı elde ediyor.Còn mỗi học sinh cũng đã có được sự lựa chọn trường đại học cho riêng mình.
Bu istekleri IV. Aleksios "Şu ana kadar yaptığımdan daha fazlasını yapmama imkân yok" diyerek reddetmiştir.Alexios cứ một mực từ chối yêu cầu của họ, với câu nói, "Tôi sẽ không làm gì nhiều hơn tôi đã làm."
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Một số không thực hiện được, phải nhờ đến sự can thiệp của chính phủ.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Bùi Bá Kỳ nói rằng không thể được.
15 bin kişiye iş imkanı sağlayan kurum Peel Bölgesi'ndeki en büyük istihdam kaynağıdır.Cục này sử dụng hơn 15.000 nhân viên toàn thời gian và là người sử dụng lao động lớn nhất trong khu vực Peel.
Kadın: Bu, imkânsız.Đó là điều bất khả thi.
Akorları değiştirmek başlarda imkansız görünüyordu.Tuy nhiên, thay đổi ban đầu không được duy trì.
Fakat kanunların temelini değiştirmek imkansızdır.Hủy bỏ đạo luật là điều không thể tưởng tượng được.
Ancak bu savaş olayının fazla sürmesi imkânsızdır.Và do đó sự mở rộng chiến tranh là không thể.
"İmkânsız Nasıl Mümkün Oldu?"Ðây không thể nào là sự thật.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Bác sĩ nhiều lần cố gắng hồi sức cho em bé thất bại.
İmkansız Poetika.Thơ lõa thể!
Açıklamak da zaten imkânsız.Nó tuyệt đối không thể giải thích được.
Kalbimizdeki hislerimi anlatabilmem imkansız.Tôi không thể kể cho bạn về cảm giác hân hoan của chúng tôi.
Okulun sosyal hayatı geçtikçe gelişmekte, tüm imkanlarını sosyal hayat için kullanmaktadır.Hoạt động đào tạo của Nhà trường ngày càng được mở rộng, nhằm đáp ứng nhu cầu của xã hội.
O nedenle zengin bir iş imkanı sunar.Thế nên có cơ hội phục được nghiệp Bá.
Böyle bir imkânı da bütün yazılımların hepsi sağlamıyor.Song tất cả các văn bản như vậy đều không được thông qua.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Người đời xem đó là tấm lòng không ghen ghét đố kỵ của bà.
"Trump: İmkânsız zaferin anatomisi".“Anomalisa: Ảo giác của sự cô đơn”.
Dolayısıyla tüketicilere ucuz mal imkanı sağlanmış olacaktır.Vì vậy người tiêu dùng được hưởng giá điện thấp.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Nhưng nếu như ông ta nói một chuyện là không thể, thì khoan hãy tin tưởng, có lẽ ông ta nói sai đấy.
Bununla birlikte, pek çok Arap ülkesinde, kadınlar erkeklerle aynı eğitim imkânlarına sahip değildir.Tại Ả Rập Xê Út, nữ giới không có quyền lợi bình đẳng với nam giới.
İlk üç kısmın yarısında kısa bir ara verilip katılımcıların kalan soruları okumasına imkan verilmektedir.Chỉ mất 1/10 giây để ai đó đánh giá và đưa ra những ấn tượng đầu tiên của họ.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Việc sửa chữa vào lúc này là không thể.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Mà xem thế chúng, ta đánh thì tất thắng, giữ thì khó, nên sắp xếp thế nào để được thể?
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.Bởi một lẽ "có ông đứng tên người dùng vững dạ".
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.したがってほとんど返済が不可能になる。