Hattın tasarımı 90 saniye aralıkla işletmeye imkân vermektedir.Systemet vil have en togfølgetid på 90 sekunder.
Ayrıca pek çok dilde yazım denetimi imkanı da sağlanmıştır.Selvfølgelig finder mange mennesker det også ganske værdifuldt at studere skrevet sprog.
Potansiyel olarak gelecek yıllarda video analizlerinin teknolojik imkanlarla daha da artacağı anlaşılmaktadır.Det forlyder at mere audio- og videomateriale vil blive gjort tilgængeligt i fremtiden.
O benim dağa tek başıma tırmanmamın imkansız olduğunu düşünüyor.Han tror det er umuligt for mig at bestige bjerget alene.
Uğur Bayar) İmkanı Yok (söz.Fast eiendom kan derimot ikke være gjenstand for tilbakeholdsrett.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Når han fastslår at noe er umulig, tar han med stor sannsynlighet feil.
İsteyenin küçük işletme açmasına imkân tanındı.Medgiften muliggjorde åpningen av en liten forretning.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Det var her det utenkelige skjedde.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Dette er nesten umulig å dra av.
Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.Slik ble Goethe allerede som barn blant annet kjent med historien om Dr. Johann Faust.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Kniping var derfor umulig i blysats.
Üstelik, online forumda fikir alışverişinde bulunma veya soru sorma imkanı vardır.Det er også mulig å delta i online orienteringskonkurranser på Internett.
Bu ona Konstantinopolis'te saray ile temas kurma imkanı verdi.Hun søkte derfor hjelp ved hoffet i Konstantinopel.
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Konsekvensen vurderes til å være «ubetydelig».
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Det er umulig å si noe om akkurat nå.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Han bekjempet dette ved å erklære all landeiendom som statseiendom.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Både kongen og regjeringen innså at fortsatt motstand var nytteløst.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!".Men jeg tror ikke at Hizbollah vant noen seier i det hele tatt.»
Kentin stratejik konumu Nübye ile Nil Vadisi arasındaki ticaret yollarını kontrol etme imkânı verdi.Kom Ombo-tempelet – Kontrollerte handelsruten mellom Nubia og Nildalen.
Europeana farklı kültürel ve tarihsel miras enstitülerinden farklı türde içeriğe erişim imkanı sağlamaktadır.Europeana gir tilgang til ulike typer innhold fra ulike typer kulturminneinstitusjoner.
Bununla birlikte bu misyon, görevi başarıya ulaşmasını neredeyse imkansız görüyordu.Etter denne kampen så det nesten umulig ut å nå EM.
Eğitim-öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak.Større sjanse for å miste studierett.
Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.Det er umulig å rive seg løs.
Teleskobu olmayanların ya da kullanmayı bilmeyenlerin Dünya’nın döndüğünü bizzat görme imkanı yoktu.Det er ikke en virkelighet Telenor kjenner seg igjen i.
Köy arazisinin % 50 si Uzunlu barajının kanalet sistemi ile sulama imkânına sahiptir.Ca 35% av alle husstander kunne ta inn kanalen.
Tüm partnerler herhangi bir isteği karşılayabilecek imkanlar sunar.Alle godkjente organisasjoner kan søke om midler.
Önceki konu ve değişikliklere erişim imkânı.Finne nåværende problemstillinger og mulige forbedringer.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Hoff mente derinot at dette var en umulighet.
Bu şekilde insanlar birbirini görme imkânı bulur.På denne måten kan de kommunisere med hverandre.
İnkâr edememe, size daha sonra o işleme kimlerin katıldığını kanıtlama imkânı verir.Det viser seg senere at det er han som står bak disse hendelsene.
Evlere kadar su alma imkanı vardır.Vannverk pumper vann ut til husholdninger.
Bozgun çok açıktı; böylece Boemondo'nun tasarladığı büyük doğu Haçlılar prensliği imkansız hale geldi.Det umuliggjorde det store østlige fyrstedømmet som Bohemond hadde drømt om.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Charteret er blitt beskrevet som organisasjonens grunnlov.
1985 yılında maddî imkânsızlıklardan dolayı kapandı.I 1985 ble det slutt på kommersiell selfangst.
Bu açıdan yerleşim birimi pek çok alternatif konaklama imkânına sahiptir.Innredningen finnes i flere ulike alternativer.
Bu bölümde, oyuncuya kendi oyun senaryosunu yaratma imkanı vermiştir.Denne nye kontrakten ga ham også tillatelse til å lage sin egen serie.
Fakat oraya gidiş imkânı bu oyunda yoktur.Det var dessverre ingen interesse i dette spillet.
Her kademede eğitim gittikçe zorlaşıp imkânsız hale geliyordu.Kravene fra foreningen ble stadig vanskeligere å imøtekomme.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Venstre vil ha et krafttak for å redusere antallet fattige barn.
Sistem herhangi bir hata durumunda süratli bir geri dönüşe imkân tanımaktadır.Alarmen oppstod når det var en alvorlig feil på systemet.
Birisinin aynı anda hem Hristiyan hem de Yahudi olması imkânsızdır."Tidak mungkin seseorang menjadi Kristen dan Yahudi bersamaan."
2005 Mayısında kendi imkânlarıyla ilk EP’leri Five Minutes With Arctic Monkeys'ten bin tane bastılar.Pada bulan Mei 2005, mereka merilis EP pertama mereka, Five Minutes with Arctic Monkeys.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Film seperti ini tidak hanya sulit dibuat, tetapi hampir tidak mungkin."
"Akıl" ın bilimsel bilgisi çok metafizik olarak kabul edildi, bu nedenle ulaşılması imkansızdı.Pengetahuan ilmiah dari "pikiran" dianggap terlalu metafisik, maka mustahil untuk dicapai.
Bakımlı ve modern imkânlara sahiptir.Dengan sarana/prasarana yang modern dan nyaman.
Hitler, imkânsız bir görev olan Tuna Nehri'ni geri alma konusunda direndi.Hitler memaksakan suatu tugas yang tidak mungkin untuk menduduki kembali sungai Danube.
Güç bir devletin kaynak ve imkân-kapasitelerini tanımlamada da kullanılır.Kekuasaan juga digunakan untuk menjelaskan sumber daya dan kapabilitas (kemampuan) suatu negara.
Daha genel olarak, bilginin ya da enerjinin c'den daha hızlı hareket etmesi imkansızdır.Lebih umum, biasanya tidak mungkin untuk informasi atau energi untuk melakukan perjalanan lebih cepat dari c.
Böyle bir zaruretin, örfî vergilerin konmasına cevaz ve imkân sağladığı daha önce anlatılmıştı.Dia juga dapat menceritakan masa lalu orang tersebut dengan ganjaran atau balasan yang diberikan."
Genç Dryas'ın soğuk ve kurak dönemlerinde, herhangi bir yere kalıcı olarak yerleşmek imkânsızdı.Selama periode Younger Dryas yang dingin dan kering, tempat tinggal permanen di suatu lokasi adalah mustahil.
Airborne: Bu sınıf oyunculara sessiz kalırken hızlı hareket etme imkânı sunar.Airborne: Pembagian ini membuat pemain bergerak cepat sambil tetap diam.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Jadi mustahil untuk memakai dayung.
Böylece tırmanışçılar sıcak günlerde bile rahat tırmanma imkânı bulur.Pendakian di siang hari akan terasa sangat panas.
Bu hem hükümetin gerçekleştirdiği hem de ticari uzay programları için yeni imkanlar sunacaktır.”Biarkan mereka melakukan apa yang mereka akan lakukan di ruang publik dan bandara."
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Namun Abraham mengatakan hal itu tidak mungkin terjadi.
Artık barıştırılmaları imkânsızdı.Segala kemungkinan damai tertutup sekarang.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.Rasulullah menjaga kandungan istrinya dengan sangat hati-hati.
Eline geçen imkânları iyi değerlendirir."Keberuntungan" akan menempel di tangannya.
Ancak Japonların böyle bir şeye kalkışmalarının imkânsız olduğu sanılıyordu.Mereka beranggapan Jepang mustahil dapat membangun pesawat seperti itu.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Oleh karena itu, alat ini dijadikan sebagai barang pusaka kerajaan.