Balığın denizde avlanmasından tüketimine kadar geçen süreçte pek çok kişiye iş imkânı sağlanmaktadır.Tämä jatkuu, kunnes riittävän moni yleisön jäsen on ehtinyt käydä kalamaljassa.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Kaiverrettujen muotojen jäljittely on melkein mahdotonta.
Örneğin, Walt Disney, 1956 yılında makul imkansızı konuştu.Friedrich Jungheinrich keksi vuonna 1956 työntömastotrukin.
Bunun için mantık dili oluşturmanın imkanını soruşturur.Näin puhutulle kielelle annetaan mahdollisuus rakentua.
"İmkânsız Nasıl Mümkün Oldu?Se osoittautui mahdottomaksi.
Babası oğlunun Londra'ya gidip orada ressamlık sanatı öğrenmesine imkan sağladı.Hän antoi koiransa nukkua makuuhuoneessaan ja opetti sille temppuja.
Haftalık olarak yayımlanan Küçük Mecmua, maddi imkânsızlıklardan ötürü zamanla aksadı.Kerran viikossa ilmestynyt pienilevikkinen lehti lopetettiin taloudellisesti kannattamattomana.
Blogger İnternette blog açmaya imkan sağlayan internet sitesi.Blogbook on Internetissä toimiva mainosrahoitteinen blogipalvelu.
Fakat oraya gidiş imkânı bu oyunda yoktur.Alkuperäisessä pelissä ei ole tätä mahdollisuutta.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Miesseurassa hän oli maineestaan mustasukkainen.
Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.Kilpailijat voivat toivoa Big Brotherilta haluamaansa ruokaa.
Bu paket oyuna yeni imkanlar da eklemektedir.Peli tuo mukanaan uusia esineitä.
O zaman daha muntazam deneme yayınlarına başlamak imkanı bulacağız."Mä luulen, että me saatetaan julkaista toi myöhemmin sinkkuna."
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Päätöstä vastustaneitten mielestä tämä tapahtui valtiovallan painostuksen vuoksi.
ROM'lara yapıları itibarıyla veri yazma imkânı yoktur.Romaneja estetään tekemästä virallista asumisilmoitusta.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Menetelmä ei kuitenkaan ollut riittävän tehokas tuottaakseen saippuan valmistuksessa tarvittavan soodan.
Ordulardaki bu uygulama çok nadir görüldüğü için kanıtların test edilme imkânı sınırlıdır.Näitä aseita käytetään harvoin rintamalinjassa niiden epätarkkuuden takia.
Bu şekilde gerçekleştirilen uzatmalar teoride ömür boyu hapis cezasına imkan tanımaktadır.Elinkautinen vankeus on vankeusrangaistus, joka teoriassa kestää tuomitun kuolemaan saakka.
Fakat roktan önce pek hareket etme imkanı olmadığından oyunun başında pek etkili değildir.Tärkeää tapahtumaa edeltävänä iltana hän ei kuitenkaan lähde minnekään.
Ortak kültürel unsurlarının bunların hangisinden geldiğini belirlemek neredeyse imkansızdır.On yhä vaikeampi erottaa mitkä kulttuurivaikutteet on peräisin mistäkin..
Oxford öğrencilerinin eğitimleri sırasında maddi destek için değerlendirebilecekleri pek çok imkân mevcuttur.Oxfordin opiskelijoilla on myös mahdollisuus saada stipendirahoitusta omille opinnoilleen.
Bunu yapmak neredeyse imkansız.On lähes mahdotonta tehdä näin.
Orada yaşamayı imkansız bulacaksın.Tulet huomaamaan, että siellä on mahdotonta elää.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Ταινίες σαν αυτή δεν είναι απλώς δύσκολο να γίνει, αλλά σχεδόν αδύνατο να γίνει καλά».
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Η Λουτσία του λέει ότι αυτό είναι αδύνατο.
1993 yılında Doğu Avrupa'da komünizmin çökmesi birçok yeni ülkeyle rekabet etme imkanı verdi.Το 1993, η κατάρρευση της ΕΣΣΔ στην Ανατολική Ευρώπη έδωσε πολλές νέες χώρες την ευκαιρία να ανταγωνιστούν.
Fakat başlangıçta Street View için Google Maps'e entegre halde Adobe Flash ile kullanım imkanı bulunuyordu.Αρχικά, οι Χάρτες Google χρησιμοποίησαν το Adobe Flash για το Street View.
Sihirbazlar imkansız olan şeyi yapmıyorlar, sadece yapıyormuş gibi görünmelerini sağlıyorlar.Δεν κάνουν κάτι αδύνατο, αλλά απλά φαίνεται πως το καταφέρνουν.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Η είσοδος είναι αδύνατη.
Ancak bu geri çekilmeye engel olabilmenin imkânı yoktur.Δεν μπορούν να εμποδίζουν αυτή την αντίδραση.
Kadın: Bu, imkânsız.Εδώ είναι αδύνατο.
Renkler menüsü kullanıcıya renkleri düzenleme imkânı sunar(Renkler menüsü altında).Το μενού με τα χρώματα επιτρέπει στο χρήστη να επεξεργαστεί τα χρώματα.
Bu teknolojilerin günümüz için imkânsız olmasına rağmen gelecekte mümkün olabileceği anlatılır.Ωστόσο, με τα τεχνολογικά δεδομένα της εποχής μας, δεν φαίνεται προς το παρόν εφικτό κάτι τέτοιο.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Τέτοιου είδους συνακροάσεις είναι σχεδόν αδύνατον να ανιχνευθούν.
Her üç problemin de genel olarak imkansız olduğu artık kanıtlanmıştır.Οτιδήποτε πάνω από τρία επίπεδα, ωστόσο, αποδείχθηκε να είναι φυσικά ανέφικτο.
O nedenle zengin bir iş imkanı sunar.Ανέπτυξε πλούσια επιχειρηματική δραστηριότητα.
Bu nedenle kokunun objektif ve analitik olarak ölçülmesi imkânsızdır.Λόγω αυτού, μια αντικειμενική και αναλυτική μέτρηση της οσμής είναι αδύνατη.
Kendi topraklarımızda yaşamamız ve kalkınmamız için bize imkân sundu.Είμαστε έτοιμοι να δώσουμε την καρδιά και τη ζωή μας για σένα.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Με αυτό τον τρόπο οι λεπίδες ουσιαστικά ήταν αδύνατο να αποκολληθούν.
"Ama bu imkansız." diye devam etti Sam."Δεν έβγαινε σωστό," λέει η Lee.
Bu rol ona, Friends dizisinin başrol oyuncularından biri olma imkânını sağladı.Έτσι το μετονόμασε, δίνοντάς του την επωνυμία ενός από τα κορυφαία στελέχη της.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.Ωστόσο, είναι πολύ πιθανόν αυτές οι ταξινομήσεις να αλλάξουν και πάλι στο άμεσο μέλλον.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Το σχέδιο αυτό θα είχε πιθανότατα υλοποιηθεί, αν δεν συνέπιπτε μια πολύ άσχημη εποχή για τα κίτρα.
Hattın tasarımı 90 saniye aralıkla işletmeye imkân vermektedir.Αυτό σημαίνει ότι κάθε συνδρομητής μπορεί να κάνει μία κλήση διάρκειας 90 δευτερολέπτων/ώρα.
Bir ay içinde İngilizce öğrenmek imkansızdır.Δεν είναι δυνατόν να μάθεις την αγγλική γλώσσα σε έναν μήνα.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Når han fastslår at noget er umuligt, tager han med stor sandsynlighed fejl.
Bob'un kendisi ölçüm yapana kadar, nasıl bir sonuç elde edileceğini tahmin etmek imkansızdır.Det er først, når hun har fået at vide hvad Bob har målt, at der kan konstateres en korrelation.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Det er ganske umuligt for mig at sige noget derom.
Kadın: Bu, imkânsız.Men det er umuligt.
Eğer uygun olmayan durumlarda, örneğin kırsal alanlarda, ücretsiz ulaşım imkanı sağlamaktır.Det er altså kun i nødstilfælde, hvor det f.eks. ikke er muligt, at fremskaffe godkendt sikkerhedsudstyr.
“Ama bu imkansız.” dedim."Intet er umuligt", sagde han.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Men flere faktorer har gjort dette usandsynligt.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Det kunne jeg på ingen måde have".
Birçok gönüllü ise İspanya'ya kendi imkânları ile gitti.Der var dog en stor del, som selv tog til Spanien.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Det var kun ved at bruge alle sine kræfter, at han kunne bære barnet over.
Bu 7 milyon yıl boyunca suyun sıva halde bulunmasına imkan verir.Jeg har gået med den hat i syv år. - Kan du ikke få den af?
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Derfor er det i praksis umuligt at betale al gæld tilbage.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Et kærlighedsdrama om den umulige kærlighed mellem et søskendepar.
Bu özellik, Atari 2600 gibi oyun konsollarıyla da yarışabilmesine imkân sağlıyordu.Spillende tager form som et Atari 2600 spil.
Ordunun ikmali imkânsız hâle geldi.Før virkede hærens handlinger mere tilfældig.