Bu bölümde, oyuncuya kendi oyun senaryosunu yaratma imkanı vermiştir.Autorul își imaginează posibilitatea de a scrie o piesă de teatru.
Sen böyle bir şeyin imkanı var mı zannediyorsun?Tu crezi că așa ceva este posibil?
Bir ayda işi tamamen bitirmek imkansız.Este absolut imposibil să termin treaba într-o lună.
Anladığım kadarıyla, öylesine bir plan imkansızdır.Din câte văd eu, un asemenea plan este imposibil.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.Este imposibil să îl fac să înțeleagă teoria.
Sen imkansızı yapmamı rica ediyorsun.Îmi ceri să fac imposibilul.
Tom'un yarışı kazanmasının imkanı yok.Nu există nici o posibiltate ca Tom să câștige cursa.
Seni burada yalnız bırakmamın imkanı yok.În nici un caz nu am să te las singură aici.
Onun nereye gittiğini bilmenin imkanı yok.Nu există nici o cale de a ști unde a plecat.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Arcképét felvázolni szinte lehetetlen.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Hogy sikere lesz-e, nem tudom – őszintén szólva nem nagyon érdekel; végül kiknek nem tetszik majd?
Böylelikle 16 parçadan oluşan büyük bir grubu geçindirmek, finanse etmek imkânsız bir hale geldi.Megnézzük, hogy van-e elég tizenhatos ahhoz, hogy egy nagyobb egységet képezzen.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Ez akár százszoros nagyítást is lehetővé tesz.
Kadın: Bu, imkânsız.Ez viszont lehetetlen.
Yan açılardan dahi mükemmel netlikte izleme imkanı sunar.Innen maradhatott fenn rendkívül jó jelzőkészsége is.
Akorları değiştirmek başlarda imkansız görünüyordu.Kezdetben változtatások nélkül üzemeltek.
Bu durum basit bir olasılık hesabıyla hareket etmemize imkân sağlar.Az egyszerűség kedvéért itt csak néhány valószínűséget adunk meg.
Hayır, imkânsız !Lehetetlen. .
Durum, en kısa sürede gerekli imkanlar kullanılarak yerel mülki amire bildirilir.Ilyen kiadások előtt a tulajdonostársakat lehetőség szerint értesíteni kell.
Çarşı içinde maç izleme imkanı bulmuştum.Egy mérkőzésen dőlt el a továbbjutás sorsa.
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.Emellett digitális aláírásra is képes.
Werther’in bu acıya dayanması ise imkânsızdır.Werther csalódására azonban ez a szerelem beteljesületlen marad.
“Ama bu imkansız.” dedim."Az nem lehet..."
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Ez azt jelenti, hogy a teljes kipusztítás szinte lehetetlen.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Ámbár tudják, hogy szerelmük lehetetlen.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Több tényező is van, ami miatt ez nem lehetséges.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Robert Weinberg szerint ez lehetetlen.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.A folyamat leállítása lehetetlen volt.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Mindkét ország kormányának tudnia kell, hogy az ellenállás reménytelen.
Araştırmacılar kurbanların gerçek sayısının kaç olduğunun bilinmesinin imkansız olduğunu söyledi.A kutatók nem értenek egyet abban, hogy e családnak hány faja is volt valójában.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Közben szerelmi élete is felélénkül.
Programlar hakkında kısa ön bilgi ve program hakkında resim gösterme imkânı sunmaktadır.Programozási ismeretekkel viszonylag könnyen létre lehet hozni ilyen programot.
Bu tarz sistemlerde büyük ölçekli vektör yok oluşu, neredeyse imkansızdır.Ekkora gőznyomás észlelése csaknem lehetetlen.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Maléter lassan látta be, hogy ez lehetetlen.
Fakat oyun için bir indirme imkanı sunulmamıştır.A játéknak nem jelent meg játékoskeret-frissítése.
Sûredeki ilk ayette de bu duruma imkan tanıdı.A segédcirkáló kapitánya nyilvánvalóan elsőként ismerte fel a helyzet komolyságát.
Aynı zamanda hizmetlilere hizmet yerini kendi kurma imkanı veriyor.Lehetőség lenne a tulajdonosok saját munkájára is.
Bu dönemde kendi imkânlarıyla çıkardığı 11:11 (2001) ve Songs (2002) albümlerini sattı.Ezeken a fellépéseken kezdte el árulni saját kiadású lemezeit: a 11:11-et (2001) és a Songst (2002).
Bu yayıncı kuruluşların müsabakaları dış ülkelere satma imkânı da mevcuttu.A szövetség megragadta a lehetőséget, hogy a televíziós jogokat külföldi országokban is értékesítse.
Ayrıca üyelerin, yayımlanan soru ve cevaplara yorumlarıyla katkı sunabilmesine imkan tanınmaktadır.A szerző saját belátása szerint válaszol a fölmerült kérdésekre és felszólalásokra.
Böylece Lancaster Şehir Konseyinde hiçbir partı için koalisyon kurma imkanı kalmamıştır.Elképzelhetetlen a hamburgi család karácsonyi vacsorája ponty nélkül.
Belçika'nın, düşmana karşı koymasına artık imkân yoktu.Bizonyára nem egyszer kellett a falunak az ellenség elől menekülnie.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Továbbá lehetőség van szakváltásra is.
Kaybolmak tamamen imkânsızdır, sadece yürüyerek Peak Tram İstasyonu'na ulaşılabilir.A vízesést csak gyalogosan lehet megközelíteni egy közúti forgalom elől elzárt útszakaszon keresztül.
Bu jenerasyon özellikle önceki nesillere göre oyunculara birbirleri ile daha fazla etkileşim imkanı sunmuştur.Mindhárom dalt nehézségük miatt főleg operaénekesektől hallhattuk korábban.
Siperden başın kaldırmasının imkânı da yoktu.A hengerformától nem tudtak elrugaszkodni.
Bu çeşit örnek almayı titiz, tenkitçi bir şekilde inceleme imkânı yoktur.Ellenkező esetben aligha lehetne belőlük előrelátásokat levezetni, és őket tapasztalatilag ellenőrizni.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Sehän on loistava tilaisuus paeta vankilasta.
Çalışma üzerine: Sorunlara değil imkânlara odaklanın.Tarpeet: Keskity tarpeisiin, älä positioihin.
Kadın: Bu, imkânsız.Se on mahdotonta.
Hayır, imkânsız !Ei onnistu!
2005 Mayısında kendi imkânlarıyla ilk EP’leri Five Minutes With Arctic Monkeys'ten bin tane bastılar.Se julkaistiin alun perin yhtyeen ensimmäisellä EP:llä Five Minutes with Arctic Monkeys toukokuussa 2005.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Tämä olisi kymmenen kertaa aiempaa arvioitua suurempi.
Bu durum terime Ay ve Mars yüzeylerini içerme imkanı verir.Siellä olosuhteet muistuttavat Kuun ja Marsin pintaa.
İmkan varsa önce gölgede kurutulduktan sonra güneşte bırakılır.Jos mahdollista, pidä aurinko takanasi.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Tyrell kertoo sen olevan mahdotonta.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Tämä tekee liikkeelle lähtemisen lähes mahdottomaksi.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.En ikinä uskonut, että pystyisin siihen.»
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Kuningas sanoi olevansa valmis vastarinnan lopettamiseen.
Kimi istasyonlarda ise taban bant elde etmek ve dağıtım yapmak imkânı vardır.Asemalla saattaa olla työpajoja laitteiden kokoamista ja huoltoa varten.