378'e gelindiğinde Valens doğudaki üssü Antakya'dan batıya ilerleme imkânı buldu.Teprve na jaře roku 378 se Valens vypravil z Antiochie na západ.
Çete üyeleri, birkaç tane NBA oyuncusunun yeteneğini çaldığı için, yenilmeleri imkansızdır.Kvůli ztrátě pověsti, mnoho skvělých hráčů z NBA odmítlo účast v reprezentaci.
Bu nedenle, seyircilerin kalblerini kazanmama imkâni bulunmamaktadır.Z toho důvodu je očekávající, že pro diváky nebude přístup do zákulisí možný.
İlçede sulama imkânlarının kısıtlıdır.Přípustná je pouze mírná volnost v prstech.
Böyle bir imkânı da bütün yazılımların hepsi sağlamıyor.Tento seznam v žádném případě neobsahuje všechny možnosti.
Bu nedenle şehir merkeziyle ulaşım imkânı oldukça kolaydır.Odtud lze snadno dojet do centra města prostředky veřejné dopravy.
Masa tenisinden badmintona her türlü spor imkânı mevcuttur.V TenSingu by se měla rozvíjet celá osobnost.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.Služebnice však za sebe dává své paní za pravdu a lichotí její kráse.
Maalesef ölümcül hastalık bu planların gerçekleşmesine imkân vermemiştir.Náhlá smrt mu však nedovolila tento záměr realizovat.
Kolay ganimet imkanı bölgeye çok sayıda Viking savaşçısının akmasına yol açar.Zdravé stromy takto dokáží odolat náletu mnoha kůrovců.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Neúspěch je tu téměř nemožný.
Çeşitli spor ve düşünsel etkinlikler (satranç vb.) gibi faaliyetler için öğrencilere imkân sağlanmaktadır.Je nutná maximální soustředěnost a aktivita žáků (posluchačů).
Kuşatmacı Haçlı ordusunu levazım ve ıaşesi imkansız hale geldi ve kuşatmacı Haçlı ordusunda açlık başladı.Obléhání skončilo katastrofou a křižáci trpěli strašným hladem.
Avcılık, dağ sporları ve kış turizmine imkân sağlarlar. .Články propagoval turistiku, horolezectví a zimní sporty.
Bu durumda tarımsal ürün çeşitliliğine imkân sağlar. .Jejich růst vyplynul z produkce rozmanitého zboží.
Ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle 1 sene sonra ayrılmak zorunda kaldı.Provoz ale musel o rok později z finančních důvodů ukončit.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Zde však nastává problém, jelikož tito lidé byli do slumů dopraveni státními úřady.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Ovšem jejich vztah je poznamenán vypravěčovou žárlivostí.
Eğitim-öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak.Nerovné šance na vzdělání.
24/7 sistemi 7 gün 24 saat bulunan ürünlere en yüksek teklifi vererek ürünü alabilme imkanını sunuyor.Můžete je najímat na 7, 14 nebo 21 dní, nejvýhodnější je najímat je na 21 dní.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Bethe dokázal, že to není možné.
Böylece birbirini daha iyi anlayan taraflar, gelecekteki pozisyonlarını daha doğru alma imkânı bulurlar.Lidé tedy jedli hodně, aby vypadali lépe v očích případných nápadníků.
Blogger İnternette blog açmaya imkan sağlayan internet sitesi.Je internetovým blogerem s uměleckou tématikou článků.
Bunun imkansız olduğu ancak günümüz şartlarında anlaşılacaktı.Dosáhnout více, však bylo za daných okolností nemožné.
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Ne všichni slavisté však s nimi souhlasí.
Mahalleye iki adet yoldan ulaşım imkânı vardır.Do osady lze se dostat dvěma cestami.
Bu gösterim kalite evi incelenirken daha rahat bir takip imkanı sağlar.Tato náplň vytvoří při explozi viditelný obláček, který usnadňuje sledování střelby.
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Prohlásil dokonce, že jeho výsledky byly „nemožné“.
Aynı zamanda hizmetlilere hizmet yerini kendi kurma imkanı veriyor.Ona sama se také se svými služebnými postila.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Filmele de acest gen nu sunt deloc greu de realizat, dar sunt aproape imposibil de realizat cum trebuie.”
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Când afirmă că ceva e imposibil, foarte probabil că se înșeală.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Dar întoarcerea e imposibilă.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Dacă nu sunt reparate în timp util, ele devin neutilizabile.
“Ama bu imkansız.” dedim.M-am încredințat însă că aceasta e imposibil”.
Onu birisiyle karşılaştırmanıza imkân yoktur.Nimeni n-a văzut-o cu vreun bărbat!”
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Singura cale de a descoperi limitele posibilului este de a te aventura dincolo de ele, în imposibil.
Bu dönemde kendi imkânlarıyla çıkardığı 11:11 (2001) ve Songs (2002) albümlerini sattı.În această perioadă, a vândut CD-uri produse de ea la spectacolele sale: 11:11 (2001) și Songs (2002).
İktidar imkanı kaldırılırdı.Preluarea puterii era acum desăvârșită.
Köy arazisinin % 50 si Uzunlu barajının kanalet sistemi ile sulama imkânına sahiptir.Aproximativ 10% din populație are acces la un sistem de canalizare.
Bu metotla çok düşük seviyedeki ABA’nın belirlenmesine imkân verir.O astfel de soluție permite o precizie a indicației mai ridicată în plaja de sarcini mai mici.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Nu poți spune că este nimic, filmând acele scene.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.În această perioadă a avut posibilitatea de a intra în contact cu populația.
Fakat oyun için bir indirme imkanı sunulmamıştır.Acesta e un motiv suficient pentru respingerea jocului.
Hitler, imkânsız bir görev olan Tuna Nehri'ni geri alma konusunda direndi.Germanii au mai contraatacat o dată, Hitler insistând pe sarcina imposibilă de recucerire a Dunării.
Europeana farklı kültürel ve tarihsel miras enstitülerinden farklı türde içeriğe erişim imkanı sağlamaktadır.Europeana oferă acces la diferite tipuri de conținut din diverse instituții deținătoare de patrimoniu.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Realizează că este gelos pe tânărul din tablou.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Dar nu am avut timp să-l fac”.
Oslo Spektrum'un daha küçük boyutu ve kapasitesi, yarışmaya ev sahipliği yapmasına imkân vermedi.Spectrul Oslo nu va găzdui concursul, din cauza mărimii și capacității reduse ale acestuia.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Din acest motiv, atacurile de precizie erau imposibile.
İmkansız Poetika.Poezii inedite.
Hayır, imkânsız !Nu se poate!
Böylece Mickey selefi olduğu Oswald'a flirt etme konusunda benzeme imkanı buldu.Cum a reușit el să depășească măsurile de securitate din jurul lui Oswald?
Sistem herhangi bir hata durumunda süratli bir geri dönüşe imkân tanımaktadır.O traducere a acestuia ar fi: Sistemul s-a recuperat după o eroare serioasă.
Bazı durumlarda kanserli dokuyu cerrahi müdahale ile çıkartmak imkânsız olabilir.În unele cazuri, eliminarea chisturilor se realizează prin intervenție chirurgicală.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Există de asemenea posibilitatea de a atașa documente.
Tüm imkanlar ücretsiz olarak kullanılır.Toate datele produse de Ensembl pot fi folosite gratuit.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Tactica de învăluire era imposibilă.
Bu büyük oyun imkanlarına yol açar.Acest lucru a contribuit cu succes la atragerea jucătorilor ocazionali.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Sicran le explică imposibilitatea acestui demers.
Bunların yanı sıra, sitelerde bloglar, mesajlaşma imkânı, bilgi ve dosya paylaşım imkânı bulunmaktadır.Datele sunt disponibile online pentru cercetare, schimb de date și partajare.