Komplocu emirlerin onu yakalamaya imkanları olmadı.Флаг-капітан не дав виконати його наказ.
Bu sebeple "İmkansızlıklar Dedektifi" diye de anılır.Також відомий під назвою «Дефективний детектив».
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Якщо на вигляд вона важка, значить виконати її абсолютно неможливо.
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.Мені пощастило трохи з ним спілкуватися.
Mahallede yapılan tarım işletmeleri köy ve ilçe halkına iş imkânı sağlamaktadır.Обслуговування туристів на цій ділянці забезпечує роботу і дохід місцевим жителям.
Sesli konuşma imkânı vermekteydi.Здатні видавати голосні звуки.
Hemen meydana çıkmış kararsız aralık bırakma imkânı sağlayan iyileştirmeler.Так відразу ним змогли скористатися безліч хворих, які згодом швидко вилікувалися.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Усунути всі ці неузгодженості просто неможливо.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Але ця вимога Закону стосовно нього виконана не була.
75 dakikalık süre içinde en fazla 2 defa transfer imkanı sağlanmıştır.Тут товар перевозили у 25 разів швидше.
Bu komut, kayıtlara ulaşım imkânı sağlamaktadır.Це забезпечує швидкий доступ до листів.
Tommy Jarvis çocukken imkansız bir şeyi başarmıştı.Тому Хазал з дитинства не знала великих проблем.
Göl alanında kamp yapma imkanı vardır.На території табору є озеро.
O, sadece iskân ile yetinmeyerek buraya yerleştirilenler için bazı imkânlar da sağlıyordu.А тут були готові намальовані ікони, лише встановляли їх в іконостас».
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Це було зроблено з метою розподілу влади в країні.
Köylü kendi imkânlarıyla yapmıştır.Селяни його й послухали.
Kendi başarısını ölçebilme imkanı sağlar.Годен збрехати, щоб досягти успіху.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Перерахунок на сучасну вартість практично неможливий.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Можливо, я б навіть нікуди і не поїхала».
Polatlı'nın neredeyse bütün imkanlarından faydalanılmaktadır.Монстр здатний майже на все.
İmkansız Poetika.Невідома поезія.
Ancak Sovyetlerin askerî zayıflığı nedeniyle açıktan yüzleşmek o dönem için imkânsızdı.Можливо, це було через його низку військових невдач на той час.
Burada ilk mevsiminde sadece iki maçta oynama imkânı buldu.У першому сезоні він провів всього два матчі.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Можливо, йому це не до вподоби, але Тобі єдиний, хто може стримати її.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Тюрма, з якої неможливо втекти.
Ölmeleri imkansızdır.Знищити їх неможливо.
Malign tümörü oluşturan hücreler o kadar farklılaşmışlardır ki orijinlerinin ne olduğunu söylemek imkânsızdır.Деякі рослини так видозмінились, що важко навіть визначити їх предків.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Комплексна оцінка впливу на долю дитини будь-якого можливого рішення.
Fakat yamakların uslanması imkansızdı.Звертатися до окремих пікселів було неможливо.
Oyun 4 farklı karakteri kontrol etme imkanı tanıyor.Глядачі мали змогу побачити одразу 4 серії.
Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkânsız “başlangıç”ı tamamlayabilirse.Це гарна можливість закінчити своє життя, чи, може, почати нове?
Yağmur, pikniğe gitmemize imkan vermedi.Через дощ ми не змогли поїхати на пікнік.
O imkansız değil.Це не неможливо.
Zor olacak ama imkansız değil.Це буде складно, але не неможливо.
Bu benim için imkansız.Для мене це неможливо.
Onun imkansız olduğunu biliyorum.Я знаю, що це неможливо.
Rusça öğrenmesi zor, kaybetmesi kolay ve unutması imkansız.Російську мову важко вивчити, легко загубити, - та неможливо забути.
Bunu tamir etmek imkansız.Це неможливо полагодити.
Bu imkansız değil.Це не неможливо.
Ben onun imkansız olduğunu bilirim.Я знаю, що це неможливо.
Denizaltıların kullanımı için, hava olmadan ve daha sessiz çalışabilme imkânı verir.Při použití v ponorkách mohou pracovat tiše a bez zdroje vzduchu.
İmkanları olanlar için, müzik ve dans aranan eğlencelerdi.Pro ty, kteří si to mohli dovolit, byla populární zábavou hudba a tanec.
Bu dönemde kendi imkânlarıyla çıkardığı 11:11 (2001) ve Songs (2002) albümlerini sattı.První dvě alba 11:11 (2001) a Songs (2002) si vydala svým vlastním nákladem.
Sınırlı hareket imkanından dolayı piyon, satrancın en zayıf taşıdır.Vzhledem ke značně omezeným možnostech pohybu je pěšec nejslabší figurou na šachovnici.
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Na pevnou zemi však nenarazil a domníval se, že až k pólu se rozprostírá volné moře.
Nietzsche, uzun süreli çalışmayı imkansız kılan, uzun ve acılı hastalık atakları yaşamaya devam etti.Nietzsche ovšem stále zápasil s vracejícími se bolestivými záchvaty, které znemožňovaly delší práci.
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Jediný způsob, jak se můžeme dostat za hranice možného, je ponořit se do nemožného.
Gençlik çağlarından itibaren yazmaya başlamış, ancak kitaplarını yayınlama imkanı bulamamıştır.Svou literární činnost začala již v mladém věku, ale nikdy jí nenapadlo, že by své práce mohla zveřejnit.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Když o něčem prohlásí, že to možné není, zajisté se mýlí.
Sistem, aynı anda sınırsız sayıda kullanıcıya erişim imkânı vermektedir.Umožňuje současně pracovat neomezenému počtu uživatelů.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Ale nic jsme s tím nemohli udělat."
Bu makale, İngiliz hükümetine hayat sigortası fiyatlarını alıcının yaşına bağlı olarak ayarlama imkânı verdi.Tímto umožnil anglické vládě prodávat životní důchod za odpovídající cenu založenou na věku kupujícího.
İmkansızlıklar nedeniyle Kolombiya'da ağır yenilgiler aldı ve Jamaika'ya gitmek zorunda kaldı.Pokusil se porazit Španěly ve Venezuele, ale byl donucen se stáhnout do Kolumbie a pak na Jamajku.
Hattın tasarımı 90 saniye aralıkla işletmeye imkân vermektedir.Operaci lze provést za pouhých 90 sekund.
251/1-I - Yukarıdaki gibi, fakat dahili haberleşme imkânı vardır.He 115A-3: Podobná A-1, pouze lepší vysílačka.
Elektronik ticaret imkânı.Elektronické obchodování komodit.
Mali imkansızlıklar yüzünden proje uzun süre hayata geçirilemedi.Kvůli finanční krizi nežila rodina na Újezdě dlouho.
Vostok aracının yörüngesini değiştirme imkânı yoktu, sadece doğrultu değiştirebiliyordu.Vostok 1 nemohl měnit oběžnou dráhu, ale jen výšku.
Yine de uzun süre havada kalmaları imkânsızdır.Není možno jej dlouho ponechat na slunci.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Kartu není možné zkopírovat.