Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Yumurtlama olmayacağından da hamilelik imkânsızdır.Vad är sannolikheten att äpplet inte faller?
Temsili demokraside "azledilen" adayın bir sonraki seçimde kazanabilme imkanı da genellikle mevcuttur.Det händer alltjämt att en skämtsam "tredjeopposition" framfträder.
Kıyafetlere geldiği takdirde bu kokuyu tekrar kıyafetlerden yok etmek imkânsızdır.Får man detta sekret på kläderna kan det vara svårt att få bort lukten.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Flera saker uppdagas som visar att saker och ting inte är som de verkar.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.Förändringar till det sämre kan komma plötsligt.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Detta har de berättat om i boken Impossible Love.
Bunun yanında GSM imkânlarından da yararlanılmaktadır.Vissa modeller har dessutom möjlighet till GSM-anslutning.
Dolayısıyla Vesalius çok sayıda kadavra üzerinde çalışma imkanı buldu.Vesalius lyckades få tillgång till lik genom att använda avrättades kroppar.
Tommy Jarvis çocukken imkansız bir şeyi başarmıştı.Judy Garland hade redan som barn mycket talang.
Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkânsız değildir."I traditionell trosuppfattning är han heller inte möjlig att personifiera.
Bu arada imkân buldukça resim de yaptı.Till och med dörrklockan ritade han.
Ayrıca ilk ücretsiz yükseltme imkanına sahip Windows sürümüdür.Det är även den enda dlcn som är gratis.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Det blir en stor skandal.
Yeni Mahalle ulaşım imkânları yönünden oldukça gelişmiştir.Närmsta granne finns lyckligtvis en bra bit bort.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Här finns nu en möjlighet att skapa sysselsättning.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Nick klargör att detta är omöjligt.
İlçede kolay alışveriş imkânları da sunulmaktadır.Direkt byteshandel skulle också vara möjligt.
"Ama bu imkansız." diye devam etti Sam.Det kommer bara inte att ske”, sa Ingo.
Bu komut, kayıtlara ulaşım imkânı sağlamaktadır.Möjligheten kommer fortfarande att kräva registrering.
Böylece kullanıcılara ucuz uçak bileti alma imkanı sunuyor.Detta gör det möjligt för flygbolaget att erbjuda lägre biljettpriser till passagerarna.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Inspelningar är alltid svåra men vi klarade av det.")
Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.Man skulle vägra köpa brittiskt salt.
Gerçekten brick hale gelmiş cihazlarda tamir çok zordur ya da imkansızdır.Evakuering och materialtransporter gjordes mycket svåra eller helt omöjliga.
Araziler az verimli ve sulama imkanı yoktur.De har lågt golv och nigningsmöjlighet.
Ekonominin tüm alanlarında ve genel harcamalarda kullanılıp uluslararası ticarete de imkân sağlamıştır.På så sätt tjänar alla länder på handeln och världens resurser skulle användas på ett effektivare sätt.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.Med större tillgång på mat ökade befolkningen och specialisering i olika yrkeskategorier blev möjlig.
Bu şirin yarımada, yılda 320 gün, güneşin doğuş ve batışını seyir imkânı verir.Klimatet med 320 soldagar per år är den stora anledningen.
Ödül olarak, ailesiyle aylarca yaşadığı San Francisco'de tatil yapma imkânı kazandı.Där bodde han hos en värdfamilj i San Francisco under flera månader.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Jag valde det omöjliga.
Köyün zengin iklimi pek çok şifalı bitkinin kendiliğinden yetişmesine imkân verir.Man kan säga att regnskogen till stor del alstrar sitt eget vattentillskott.
Ardışık MS çeşitli deney dizilerini imkanlı kılar.Kan vi experimentellt upptäcka extra dimensioner?
1-5 sınıflı şirin bütün imkânları mevcut bir ilköğretim okuludur.1 211 socknar saknade ännu helt skolundervisning.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ulaşım imkanları çok az gelişmiş durumdadır.De direktdemokratiska inslagen är således starkt begränsade i unionen.
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.Han har blivit kallad "De omöjliga objektens fader".
Böylece havya ucundaki sıcaklık değerini sabit tutma imkânı sağlamaktadır.Taktil förnimmelse kan vara att i gräset känna något kallt mot foten.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Det blev en försiktig start, då ingen ville riskera att förstöra sina däck.
1970'lerde Katedrale yakın bir Roma hamamı kalıntısı bulunmuş ama bunu sergilemek imkâni bulunamamıştır.En kyrkklocka köptes in år 1740, men man var inte nöjd med den.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Att sova lugnt var nästan omöjligt.
Tüm delege için yeterli imkanlara sahip 1.500 gazeteci için uluslararası bir basın merkezi.Міжнародний прес-центр для 1500 журналістів з відповідними можливостями для всіх делегатів.
Buna ek olarak, pek çok cinsel poz imkansızdır.Крім того, неможливі немала кількість сексуальних позицій.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Існують багато різних методів доказу неможливості чого-небудь.
Elektronik ticaret imkânı.Лімітовані можливості електронної комерції.
Daha genel olarak, bilginin ya da enerjinin c'den daha hızlı hareket etmesi imkansızdır.Взагалі, інформація або енергія не може передаватися швидше, ніж c.
“Ama bu imkansız.” dedim.Це неможливо зробити".
Melisso, Ruggiero'yu burayı hemen geride bırakıp kendini adadan kurtarmanın imkanı olmadığını ona ikaz eder.Мелісо попереджає Руджеро, що він не може зараз покинути острів.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Якщо ж він стверджує, що щось неможливе, він скоріше за все помиляється.
Bu yüzden "çemberi karelemek" terimi, "imkansızı yapmak" anlamında kullanılır.Через це фраза «квадратура круга» часто використовується у сенсі «робити щось неможливе».
Fakat bazen tek bir "seyrek çözüm" bulma imkanı da vardır.Але майже завжди вдається знайти взаємноприйнятне рішення.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Монтроз заявив, що це неможливо.
Çıplak gözle, dürbünle veya küçük bir teleskopla gözlemlenemeyecek gökcisimlerini inceleme imkanı sunar.Із Stellarium, можливо побачити те, що можна бачити неозброєним оком, біноклем або маленьким телескопом.
Yeni arazilerin ilhak edilmesi ve kolonin kurulması İmparatorluğunuza şekil vermenize imkan sağlayacak.Приєднання нових територій і заснування колоній формують імперію.
Genelde imkânsızı başaran adam olarak tanınır.Повний граф зазвичай позначається Kn.
Kadın: Bu, imkânsız.Це неможливо.
Bu nedenle grup, turnenin geri kalanını kendi finansal imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır.Причиною стала відмова декількох країн брати на себе фінансові витрати на турнір.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Це мав би бути грандіозний скандал.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Також вони зможуть побачити, як були отримані результати роботи.
İkinci açıdan ise bu bir yargıç kararının temyiz yoluyla geri çevirilmesini imkansızlaştırır.У цей момент голос судді повертає її до дійсності.
Dizi kuramsal fizikçi Michio Kaku ve onun kitabı "İmkansız Fizik"i barındırıyor.Серії створюються фізиком Мітіо Каку, їх основою є його книга Physics of the Impossible.
Kamera, 3 boyutlu görüntü çekimine imkân vermektedir.Верхній екран може відтворювати тривимірну картинку.
Sınırlı imkânları ile bu durum artarak devam ettirilmektedir.На превеликий жаль, цим їх функції обмежуються.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod