İki şeyi aynı anda yapmak imkânsızdır.Het is onmogelijk twee dingen tegelijk te doen.
İmkansız gibi görünüyor.Het lijkt onmogelijk.
“Ama bu imkansız.” dedim.Lecz może byłoby to niemożliwe”.
Skynet tarafından izinin bulunmasına imkân yoktur.Nie ma żadnego sposobu, dzięki któremu Skynet mógłby go namierzyć.
Ara verme imkanlarının az olması.Możliwości pobłądzenia niewielkie.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Nie udaje mu się jednak zmylić zazdrosnego męża.
Şubat 2011'den başlayarak işverenler imkânlarını WISHES’da sunmaya başlayabilecekler.Począwszy od lutego 2011 pracodawcy mogą zamieszczać tam swoje oferty pracy.
Hayır, imkânsız !Nie da się!
Ancak iki su bendi, bundan sonrasına su taşıtlarıyla geçişi imkânsız kılmaktadır.伊豆能売) Następnie, podczas mycia wodą dolnych części ciała, zrodziło się dwóch bogów: Sokotsuwatatsumi (jap.
Anlatılanların imkânsız olduğunu düşünüyordu, annesi ve kardeşinin Doriath'da olduğunu duymuştu.Dowiedział się od Aeriny, że jego matka i siostra wyruszyły do Doriathu.
Çalışma üzerine: Sorunlara değil imkânlara odaklanın.Skoncentruj się na interesach, a nie stanowiskach.
RPG-7’nin yeni çıkan modelleri gece görüş ve kızılötesi gibi imkânlara da sahiptir.Granatnik powstawał w tym samym czasie co RPG-7 i wyglądem oraz możliwościami bojowymi jest do niego podobny.
Belirli tip yanlışlıklardan meydana gelen hataları bir daha oluşmalarını imkansız kılarak yok ederler.Będą starać się aby nie powtórzyły się błędy popełnione w przeszłości.
İmkan varsa önce gölgede kurutulduktan sonra güneşte bırakılır.Jeśli to możliwe, miej Słońce za sobą.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Mogłem, ale nie chciałem.”
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Znów pojawia się wątek niemożliwej miłości.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.A więc wielobóstwo jest zgoła niemożliwe.
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Nie występują jedynie w pełnosłonych morzach (z wyjątkiem jednego gatunku).
Kopyalanması neredeyse imkansız.Odzyskanie kamer okazało się niemożliwe.
Çünkü Angband, Ered Engrin’in kuzey tarafındaydı ve oraya ulaşmak imkânsızdı.Na północny zachód od nich znajdowało się pasmo Ered Engrin.
Yani bir nevi zaman içinde geri giderek yanlış ayarları düzeltebilmeye imkân tanıması.Na szczęście szybko znajduje sposób, żeby naprawić swój błąd.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Wszystkie te atrybuty były związane z władzą.
Ordunun ikmali imkânsız hâle geldi.Żołnierze obu armii nie śpieszyli się.
947'de ise bu imkân yoktur.Co ciekawe, w 924 nie ma wspomagania kierownicy.
Belli bir miktar karşılığında 1000 kredi alıp bunu sunulan seçenekler arasında harcama imkanı mevcut.Dopiero gdy uzbiera się tysiąc szylingów, można wystąpić o pożyczkę.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Tytułu nie da się zrozumieć, oglądając film.
İnkâr edememe, size daha sonra o işleme kimlerin katıldığını kanıtlama imkânı verir.Później dodał do tego Kto jest zdolny to przyjąć?
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.To jest jego niezbywalne prawo.
İktidar imkanı kaldırılırdı.Władza naiba była absolutna.
Yaptığı ticaretler, ona Burgonya Düklüğü ile iletişim kurma imkanı vermiştir.Skontaktował się z nim, po czym umożliwił mu ucieczkę posyłając chleb z pilnikiem.
Bir hizmet imkânım olursa yaparım.Gdy trzeba było coś robić, robiłem.
Bugün tümleşik devre imkânları ile en modern bilgisayar sistemleri donatılmaktadır.Do dyspozycji policji oddano najnowocześniejszy sprzęt informatyczny.
İmkanı olsa bile rakibin eli alması şart değildir.Organ koncesyjny nie tylko może ale musi dokonać wyboru koncesjonariusza.
Eğer zamanda yolculuk saati mümkün hale getirirse, zamanda yolculuğun kendisi imkânsız olur.Z punktu widzenia podróżującego taka podróż byłaby natychmiastowa.
Sistem, aynı anda sınırsız sayıda kullanıcıya erişim imkânı vermektedir.W aplikacji użytkownik ma dostęp do nieograniczonej ilości elementów.
Bu versiyon ayrıca kablosuz ağ üzerinden multiplayer oynama imkanı sağlar.Pozwala także na sieciową rozgrywkę wieloosobową, czego nie oferowała podstawowa wersja.
Oyunda araba modifiye etme imkânı olacak.Możliwość naprawienia samochodu w boksie.
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.Niedopuszczalne jest także zastosowanie ich przed dyrektywami językowymi.
İlk üç kısmın yarısında kısa bir ara verilip katılımcıların kalan soruları okumasına imkan verilmektedir.Trzeci dokument wydaje się zbyt krótki, żeby pomieścić nazwiska 30 krewnych.
Yıllarca Avrupa’da yaşamış, kadınları tanıma imkânı bulmuştur.Przez wiele lat mieszkał w Europie, zdobywając naukowe doświadczenie.
Ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle 1 sene sonra ayrılmak zorunda kaldı.W rok później zdezerterował w wyniku wyczerpania psychicznego.
Ama problem "imkanlarda" idi.Wyniki ukazały się w „Rzeczpospolitej”.
Balıkçılık ile ilgilenenler için de birçok imkân sunmaktadır.Np. mogą to być osoby zainteresowane wędkarstwem.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Kobieta ma jednak inną miłość.
Ayrıca iş bulma imkânları da oluyor.Umie również czegoś szukać.
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.Miałam szczęście Go poznać.
O, sağlanan tüm imkanlara ve verilen ödüllere rağmen düşkünlerevindeki odasından ayrılmadı.Choć nie był do końca zadowolony ze swojej pensji i przywilejów, pozostał tam do śmierci.
Bir daha kalkınma imkâni bulamadı ve hanlığın merkezi olamadı.Nie chciała być na jego utrzymaniu i nie odpowiadała jej rola gospodyni domowej.
Bu yüzden imkansız harita bulunmamaktadır (Olasılık bulunduran haritalar bulunabilir).To znaczy, że nie wysyła on żadnych pakietów (które mogłyby zostać wykryte).
Deneysel fizikteki dersleri sırasında, en basit uygulama ekipmanını kullanmak bile neredeyse imkânsızdı.Najwłaściwszym było podczas pouczania zastosowanie stylu prostego.
Bağımsız siyasetçiler, kendi imkânlarıyla seçim kampanyası yürütürler.Oznaczało to, że kandydaci niezależni musieli samodzielnie prowadzić swoją kampanię wyborczą.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.När han påstår att något är omöjligt, har han troligtvis fel.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.Därmed gjordes alla kompromisser omöjliga.
Zuroff, Suriye'de iç savaş nedeniyle, Brunner'in mezarının tam yerinin bilmenin imkansız olduğunu söyledi.Enligt Zuroff har det syriska inbördeskriget gjort det omöjligt att exakt lokalisera Brunners gravplats.
“Ama bu imkansız.” dedim.("Det är omöjligt!")
Kadın: Bu, imkânsız.Det är omöjligt.
Bölünmüş ekranla çoklu oyuncu oynama imkânı.Det går att spela två spelare split-screen.
Bu madde gereği, anayasanın değiştirilmesi imkânı yasama organına sunulmuştur.Efter det tar kammaren ställning till det eventuellt ändrade lagförslaget.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Detta har gjort att all användning har belagts med myndighetskrav.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Jag kunde inte fatta det!"