Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Uğur Bayar) İmkanı Yok (söz.Ook hoeft dan geen tol (Maut) betaald te worden.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Het 'terugdraaien' is dus bijna onmogelijk geworden.
Bu da, daha kaliteli çelik üretimine imkân sağlamaktadır.Daardoor werd het veel gemakkelijker om kwalitatief hoogwaardig staal te vervaardigen.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Hierdoor krijgt de baby alle krachten van het masker.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Ontsnappen werd zo vrijwel onmogelijk.
The Impossible Voyage (Türkçe: İmkansız Yolculuk), 1904 yılı Fransa yapımı sessiz film.Le voyage à travers l'impossible is een Franse stomme film uit 1904.
Arbitraj imkânı yoktur.Er is geen scheidsrechter.
“Ama bu imkansız.” dedim.Het is onmogelijk."
378'e gelindiğinde Valens doğudaki üssü Antakya'dan batıya ilerleme imkânı buldu.Begin 378 was Valens zelf in staat om vanuit zijn oostelijke basis in Antiochië naar het westen te marcheren.
Hayır, imkânsız !Dat kan niet!
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Zo valt hij van onder gezien niet op in vergelijking met de zee.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.Hij genoot duidelijk van het contact met het publiek.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Wanneer hij beweert dat iets onmogelijk is, heeft hij hoogstwaarschijnlijk ongelijk".
2005 Mayısında kendi imkânlarıyla ilk EP’leri Five Minutes With Arctic Monkeys'ten bin tane bastılar.De eerste officiële ep, Five Minutes with Arctic Monkeys, kwam in 2005 uit.
İmkan varsa önce gölgede kurutulduktan sonra güneşte bırakılır.Geef dat wij het, Nadat de sluier verwijderd is, in de hemel zullen aanschouwen.
Adaylar sınav sonuçlarını ÖSYM'nin resmi internet sitesinden görme imkanına sahiptir.Kijkers kunnen aanwijzingen van de serie onderzoeken op de officiële webpagina's.
Arbogast Norman’ın annesini görmek ister, Norman bunun imkânsız olduğunu söyler, Arbogast kuşkulanır.Arbogast wil ook Normans moeder ondervragen, maar Norman weigert, omdat ze volgens hem ziek is.
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.Wij zullen hen bewijzen dat er geen zoeter geluk is dan dat van een kind.
İmkansız Poetika.Utrechtse gedichten.
Her ikisini dengelemenin "son derece zor, neredeyse imkansız" olduğunu ifade etmiştir.De balans tussen beide was echter wel "ongelofelijk moeilijk".
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Ieder die in aanraking met dit goedje komt doet alles omgekeerd.
Ayrıca, televizyona fotoğraf yayınlama imkanı mevcuttur.Ook kunnen deze digitale foto's worden vertoond op de televisie.
Bu nedenle şehir merkeziyle ulaşım imkânı oldukça kolaydır.Door deze metroverbinding is het veel makkelijker om het centrum van de stad te bereiken.
Ayrıca İngiltere'de kadın öğrencilere erkeklerle eşit hakta öğrenim imkânı tanıyan ilk üniversitedir.De universiteit was de eerste in het Verenigd Koninkrijk die vrouwen op gelijke wijze toeliet als mannen.
947'de ise bu imkân yoktur.In 1947 zijn hier nog maar 999 van over.
Depolama imkanı olmadığından sabah çıkan balık mezat usulü bekletilmeden satılmaktadır.Men dient vissen die na een positieve uitslag overleven niet weg te geven of te verkopen.
Üstelik, online forumda fikir alışverişinde bulunma veya soru sorma imkanı vardır.Ook is de lijst online te raadplegen en kunnen suggesties worden gedaan.
Nadya da herkes gibi bu kitaplara devrimciler sayesinde ve yeraltı kütüphanelerinde ulaşma imkanı buluyordu.Bijgevolg hadden revolutionairen dergelijke boeken verzameld en ze in ondergrondse bibliotheken gehouden.
Paket ayrıca Simlerin çocuklarını hazırlık okuluna göndermelerine de imkan sunar.Ik geef jullie de goede raad om jullie kinderen naar school te sturen.
Özellikle gıda ve sağlık imkanları kısa sürede tükenme noktasına geldi.Vooral de invoer van voedsel en medicijnen nam sterk af.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Volgens Rosen is dat niet mogelijk.
Bundan dolayı eğitim imkânları yetersiz kalmaktadır.Daardoor hebben de trainingen geen effect.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Deze omstandigheid is niet bij wet bepaald.
Dolayısıyla şu an için sadece çok kısıtlı imkânlarla askeri amaçlı olarak kullanılmaktadır.Daarom wordt het slechts op zeer beperkte schaal industrieel toegepast.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Als grond wordt onteigend, wordt alles wat daar vast op staat eigendom van de overheid.
Bu rol ona, Friends dizisinin başrol oyuncularından biri olma imkânını sağladı.Hierin speelde ze het vriendinnetje van een van de hoofdrolspelers.
Öğlen uykusuna yatmak için gölgeli köşe bulabilmak imkânsizdir.De schildpad kan urenlang onderwater blijven tijdens de slaap.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Het stadsbestuur zag in dat weerstand bieden geen zin had.
Maalesef ölümcül hastalık bu planların gerçekleşmesine imkân vermemiştir.Spijtig genoeg verhinderde zijn plotselinge dood dit plan.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Ontsnappen was een onmogelijke zaak.
Her konferansın sonunda katılımcıların soru sormalarına imkân tanınmaktadır.Aan het einde van iedere aflevering is te zien dat de deelnemers elkaar ontmoeten.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Dit exemplaar is bijna niet te vinden.
Köyün gençleri iş imkanı olmayınca büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır.De jeugd trekt naar de grote steden bij gebrek aan werk.
Gerçekten brick hale gelmiş cihazlarda tamir çok zordur ya da imkansızdır.Kraken en herkraken kon door antikraak moeilijk of praktisch onmogelijk gemaakt worden.
Bu paket oyuna yeni imkanlar da eklemektedir.Met dit uitbreidingspakket worden enkele opties toegevoegd aan dit computerspel.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Ik kan niet weg zelfs als ik dat zou willen."
Kanlıkavak'ta halk Türkiye ortalamasının çok altında maddi imkana ve sosyal hayata sahiptir.Omsk presteert wat betreft economische groei en welzijn nog altijd onder het Russische gemiddelde.
Merkezinde Tanrı olan bir felsefe geleneğinin şüpheciliğe imkân tanımayacağı açıktır.Over welke vinger bij welke god hoort, is niet veel eenduidigheid.
Onun huyunu anlayabilmek neredeyse imkânsızmış.Zijn emotie is niet moeilijk te begrijpen.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Kandaulus kan zijn jaloezie nauwelijks onderdrukken.
Bu şekilde gerçekleştirilen uzatmalar teoride ömür boyu hapis cezasına imkan tanımaktadır.In theorie kan dit neerkomen op een levenslange gevangenisstraf.
Kadın: Bu, imkânsız.Dat is onmogelijk.
Bu rolünde olan başarısı, ona birçok hayran getirmekle birlikte, yeni projelerde çalışabilme imkanı da sundu.En het lukt hem wonderwel, hij mag aan het programma deelnemen.
Su kaynakları bol olana mahallesimüzde her türlü tarım ürünü yetişmesine imkân sağlamaktadır.In een landbouwontwikkelingsgebied krijgt de intensieve veehouderij alle kansen om zich te ontwikkelen.
Goro Butterfly'a laf anlamayı nerede imkânsız bulmaktadır.Dendrocoryne De betekenis van de botanische naam Tropilis is onduidelijk.
Bir defa tahta oturan şehzadeyi oradan atmak neredeyse imkansızdı.In een loopgraaf vuren was daardoor vrijwel onmogelijk.
Yapmak için bir şey düşünmeye imkan bulamadı.Hij kon met geen mogelijkheid iets bedenken om te doen.
Bu senin yegâne imkâniyetin.Dit is je enige kans.
150 yaşına kadar yaşamak neredeyse imkansız mı?Is het bijna onmogelijk om te blijven leven tot je 150 bent?
Her ne kadar onunla arkadaş kalmaya çalıştıysam da, bu imkânsız görünüyordu.Hoewel ik geprobeerd heb vrienden met haar te blijven, bleek dit onmogelijk.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod