Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Tom'un sınavı geçmesi imkansız.مستحيل ان يتجاوز توم الامتحان
Tamir edilen köprü, Japon kuvvetlerinin ve zırhlı trenlerinin ilerlemesine imkân sağladı.A ponte reparada possibilitou o avanço das forças japonesas e seus trens blindados.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Filmes como este não são apenas difíceis de fazer, mas quase impossível de fazer bem."
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Quando ele diz que algo é impossível, ele está muito provavelmente errado.
“Ama bu imkansız.” dedim.“Não é possível”, pensei.
Kablosuz transfer kabloların bağlantısının uygunsuz, tehlikeli ve imkânsız olduğu durumlarda kullanışlıdır.Transmissão sem fio é útil em casos onde interconectar fios metálicos é inconveniente, perigoso ou impossível.
Rome: Total War oyunculara tarihî savaşları yaşama ve yeniden senaryo yazma imkanı tanır.Rome: Total War permite que os jogadores combatam em cenários de batalhas históricas.
X-ışını kristalografisi bu salınımın boyutunu da ölçmeye imkan sağlar.A cristalografia de raios X permite medir o tamanho destas oscilações.
Fakat bazen tek bir "seyrek çözüm" bulma imkanı da vardır.No entanto, em alguns casos é possível encontrar apenas uma solução.
Yazılım geliştiricilerinin çoğu zaman kernel (İS) kodunun tamamına erişim imkanı vardır.Os desenvolvedores de Software têm muitas vezes acesso a todo o kernel (SO) de código fonte.
Bu oyun içi paralar oyunculara ücretsiz kasa alma imkanı sunar.Em troca, ele permite que o jogador tenha nada nas garagens de graça.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.King percebeu que vingança não era a resposta.
Bu son aile, Túrin Turambar ve grubuna Amon Rûdh'da barınma imkânı sağladılar.Eles deram abrigo a Túrin Turambar e seu grupo em sua casa em Amon Rûdh.
Yani yemeğin kabuk tutmasına imkân yoktur.Então, não tem sentido manter aquele imóvel.
Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi.Isso significava que era impossível reabastecer as tropas com armas e munição.
Park alanında kamp yapma imkânı mevcuttur.É possível acampamento no local.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Tyrell diz-lhe que é impossível.
Zip2, kullanıcılar ve reklamverenler arasında çift yönlü iletişim için imkan tanıyordu.Zip2 permitiu comunicação em duas vias entre usuários e anunciantes.
Bu manipülasyonlar sömürü tehdidini hafifletebilir, ancak imkansız hale getiremezler.Essas manipulações podem mitigar a ameaça de exploração, mas não pode fazê-la se tornar impossível.
Hanlık bu imkandan mahrum idi.A pousada aí, portanto, era uma necessidade.
Çünkü bu imkânsız.Porque era impossível.
Kadın: Bu, imkânsız.Isso é impossível.
Güç bir devletin kaynak ve imkân-kapasitelerini tanımlamada da kullanılır.A impressão é utilizada para apoiar tanto as representações do poder como fonte de inspiração.
Acara'nın çay, fındık, narenciye ve tütün yetiştirmek için iyi imkânları vardır.Adjara tem boas terras para cultivo de chá, frutas cítricas e tabaco.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.A partir daí, permanece em contacto com o público continuadamente.
Fakat, Selçuklu ordusunun daha fazla hareket imkanı vardı.O hospital de Xexuão tinha ainda menos recursos.
Büyüyen ünü sayesinde 1870'li yıllarda bol bol seyahat etme imkanı buldu.A crescente reputação de Boudin permitiu-lhe viajar bastante na década de 1870.
Eğer zamanda yolculuk saati mümkün hale getirirse, zamanda yolculuğun kendisi imkânsız olur.Acreditando na possibilidade de poder viajar no tempo, Dr.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!".E nessa capacidade, Halloween não decepciona".
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Mas se for atirada para dentro de água, a sua trajetória torna-se imprevisível.
Düşük işletme basıncı, daha hafif ve dayanıklı olmayan silindir kullanımına imkân verir.Com pressão suficiente torna-se um sólido e com menor pressão volta ao estado líquido.
İnternet tarayıcıları için hazırlanan bazı eklentiler, Google Çeviri'ye kolay erişim imkanı sağlamaktadır.Extensões para navegadores permitem fácil acesso ao Google Tradutor a partir do navegador.
İlk kapalı devre televizyonların en büyük problemi video görüntülerinin kayıt edilebilme imkanın olmamasıydı.Por sorte, a câmera não era a única fonte de registro de imagens.
Pazarlarda tüketiciler yüksek kaliteli ürünü düşük fiyata bulma imkânı sağlarlar.Muitos turistas param para comprar os produtos por preços acessíveis.
Hoparlör: Sesi duymamıza imkan veren parçadır.Você tem uma voz que precisa ser ouvida.
O nedenle zengin bir iş imkanı sunar.É um excelente negócio que o enriquece.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Dez anos depois, este parece ser um amor impossível.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.É impossível dizer qualquer coisa sobre ela.
Şu anda bu yerde cami olmasa bile, kahisnel vahiy gelmeden Tapınağın tekrar inşası imkansızdır.O pouco que resta dele torna impossível a reconstrução do templo.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Era a personificação da lei.
Araziler az verimli ve sulama imkanı yoktur.Felizmente possui baixa virulência e nenhum potencial invasivo.
Kolay ganimet imkanı bölgeye çok sayıda Viking savaşçısının akmasına yol açar.As subidas das águas poderia danar numerosos sítios arqueológicos da região.
Bu kavanoz ovalanarak üretilen elektriğin depolanmasına imkan sağlamaktadır.Note que este valor é independente da resistência geradora de ruído.
Polatlı'nın neredeyse bütün imkanlarından faydalanılmaktadır.Praticamente todo o orçamento foi gasto com locações.
Merkez bankalarının amacı gelir artışını ve iş imkânını artırmaktı.Sua fusão ocorreu a fim de aumentar a altura e o poder do membro.
Ücret karşılığında vize süresinin 60 gün daha uzatılmasına imkan vardır.Recentemente a segurada ganhou o direito de requerer prorrogação licença-maternidade por até 60 dias.
Bumba yelken direğine 180 derece dönüş imkânı sağlayan bir mafsal ile bağlanmıştır.Então o navio viu-se forçado a realizar uma virada de 180 graus.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Eu não poderia ter ido sem ele."
Komplocu emirlerin onu yakalamaya imkanları olmadı.A força policial falhou em manter a ordem.
Bugün tümleşik devre imkânları ile en modern bilgisayar sistemleri donatılmaktadır.O problema dos sistemas não perturbativos tem sido aliviado pelo advento dos computadores modernos.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.A relação deles torna-se impossível.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Não quero saber quem começou, mas é bom pararem de se encostar.
Farklı teknikler denemek, atlayışçılara daha uzun uçuşları tatma imkânı verdi.Ao mesmo tempo, técnicas mais seguras permitiram o transporte de longa distância.
Türü ehlileştirmek imkansız ve tehlikelidir.Este modo de viajar é ilegal e extremamente perigoso.
Çok yavaş olan yörünge hareketi, yörünge parametrelerinin tespitine imkan vermemiştir.O tempo monitorado é curto demais para a determinação de parâmetros orbitais.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Mas o que parecia impossível aconteceu.
İmkansızı başarmıştır tanrıça; iktidarı için, halkı için...Nas casas, que Deus permitiu elevar a honra; para a celebração, neles, de Seu nome.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Trata-se de uma dimensão de onde é impossível se escapar.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.Zijn vrouw spoort hem echter aan standvastig te blijven.
Diğer taraftan, CSW askeri harekatlar için geniş bir imkanlar ve fırsatlar yelpazesi sunmaktadır.Aan de andere kant biedt het CSW ook een brede range van mogelijkheden en kansen voor militaire operaties.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod