Yalnızca şehirler arası ticareti yürüten lonca üyelerine imkan veriliyordu.Претендовать на подземку могли только города-миллионеры.
Özellikle bölücü terör örgütü, tüm imkânlarını kullanmaktadır.Как правило, атакующий использует все имеющие у него возможности.
Yani bir nevi zaman içinde geri giderek yanlış ayarları düzeltebilmeye imkân tanıması.Ведь он сводится, по сути, к исправлению того, что еще можно исправить.
Bu türlü surlara erişilebilse bile bir askerî birlikle buralarda savaşa girişmenin imkansız olduğu aşikardı.С такими войсками выиграть войну немыслимо… Что мы могли сделать?
75 dakikalık süre içinde en fazla 2 defa transfer imkanı sağlanmıştır.25 раз в течение одного дня устранял повреждения.
Kalbimizdeki hislerimi anlatabilmem imkansız.У меня не хватает слов описать наши чувства.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Её способность заключается в том, чтобы один раз использовать способность убитой куклы.
Ulaşım imkanı bulunmaktadır.Наличие транспорта.
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Единственный способ обнаружения пределов возможного состоит в том, чтобы отважиться сделать шаг в невозможное.
Maria ise Fizik Bölümü’nde gönüllü doçent olarak çalışma imkanı bulmuştu.Во время обучения Мари работала добровольцем в психиатрической клинике.
Lucien komadadır ve durumu hayata dönmesini imkânsızlaştıracak kadar ciddidir.Карл находится в коме, и остаётся неясно, сможет ли он выжить.
Gezimi uzatmaya imkân kalmadı.Виза по прибытию не может быть продлена.
Oldukça fazla tür sayısı mevcut olmasına karşın, pırasanın gerçek kökenini belirtmek neredeyse imkânsızdır.Поскольку многие подобные считалки существовали ранее, трудно точно установить её происхождение.
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.Он должен поступать так, как будет лучше ему, а мы — как лучше нам.»
Artık C++ dilinin güçlü imkanları da kullanılmaktadır.Добавлены новые языковые возможности C++11.
Bunun için koşma dahil birçok nazım (dizem) biçiminde belli bir hece sayısından bahsetmek imkânsızdır.Слово не следует путать с сахалар — множественным числом от самоназвания якутов, саха́.
Bu çölü geçmek imkânsızdır.Стыковка с этими дырами невозможна.
200'den fazla bilgisayar ve kablolu ve kablosuz internet imkanı bulunmaktadır.В Хайве более 250 компьютеров, а также доступны принтеры, сканеры и беспроводной интернет.
Fakat roktan önce pek hareket etme imkanı olmadığından oyunun başında pek etkili değildir.К тому же сразу после выхода игра работала не очень стабильно.
Bu durum, alanda kalabalık kuş topluluklarının beslenmesine imkân sağlamaktadır.Можно сказать, что и сейчас многие жители выращивают этих птиц.
Bu nedenle grup, turnenin geri kalanını kendi finansal imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır.Большая часть команд отклонила предложение об участии в турнире из-за финансовых проблем.
İletişim imkânları Slovenya’da, diğer Balkan ülkelerinden daha iyi durumda.وسائل الأتصال في سلوفينيا هي الأفضل عن باقي البلدان الموجودة في منطقة البلقان.
Önceki konu ve değişikliklere erişim imkânı.إمكانيّة استرجاع الموضوعات والتغييرات السابقة.
Bu yazarlardan bazıları daha sonra yazılarını toplama eserlerde yayınlama imkânı buldular.وبعض من هؤلاء الكتاب وجدوا فرصة لنشر كتاباتهم في مؤلفات مجمعة.
Bu göçlerin temel sebebi, sanayi alanındaki iş imkânlarıdır.يرجع السبب الرئيسي للمهاجرين هو إمكانية العمل في المجال الصناعي.
Yasal olarak ölü olan Edward'ın iş imkânlarını kısıtlanmıştır ve o kapıdan kapıya dolaşan bir satıcı olur.تم تحديد امكانيات ادوراد للعمل قانونيا واصبح بائع يتجول من باب إلى باب.
Ordulardaki bu uygulama çok nadir görüldüğü için kanıtların test edilme imkânı sınırlıdır.وامكانية اختبار النساء من أجل هذا التطبيق في الجيوش يكون محدود لما يبدو أنه نادر جداً.
Ancak insanın hem ömrü, hem de maddî imkânları sınırlıdır."جان عزيز: الإنسان والشاعر"، ص.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.وإذا تم توصيله بالماء يصبح من المستحيل استخدامه مرة أخرى.
Bu nedenle, belirli bir anda dalga ve parçacığın tam özelliklerinin ölçülmesi imkânsızdır.ولذلك، فإنه من المستحيل قياس كامل خصائص الموجات والجسيمات في لحظة معينة.
Nietzsche, uzun süreli çalışmayı imkansız kılan, uzun ve acılı hastalık atakları yaşamaya devam etti.ظل نيتشه يتعرض لهجمات متكررة ومؤلمة من المرض، ما جعل العمل المتواصل مستحيلا.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.وإذا قال أن شيئا ما مستحيل، فهو مخطئ.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.وكان النسيان مستحيلاً.
Yaptığı ticaretler, ona Burgonya Düklüğü ile iletişim kurma imkanı vermiştir.فسأله عن المكان الذي يمكنه أن يحضر منه التفاحات.
Elektronik ticaret imkânı.أعمال تجارية إلكترونية.
Bir malzemenin mükemmel bir kristalinin üretimi fiziksel olarak imkansızdır.وتعد صناعة بلورة بدون عيوب لإحدى المواد حاليا غير ممكنة فيزيائيا.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.ان وفرة الطعام وكثافة السكان جعلت تقسيم العمالة أمر ممكن.
Kalbimizdeki hislerimi anlatabilmem imkansız.ولكنني عاجز عن أن أبث عقلي في عاطفتي.
Bu kuralın bir istisnası olmalıdır, yani yokluğu imkansız olan, Allah'tır."فالله هو الحكم العدل له الحكم والأمر لا شريك له في حكمه وتشريعه.
Bu madde gereği, anayasanın değiştirilmesi imkânı yasama organına sunulmuştur.وهناك مشروع بإلغاء هذه المادة مطروح أمام السلطة التشريعية.
Arbitraj imkânı yoktur.ممنوع الحجز التعسفي.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.لم نكن نعتقد أنهم يمكنهم فعل ذلك".
1925 ve 1926 yıllarında maddi imkansızlıklardan hayata geçirilemedi.1956 إلى 1972 لم يدخلوا التصفيات.
"İmkânsız Nasıl Mümkün Oldu?من دون احتمالية حدوثها.
Kadın: Bu, imkânsız.هية المستحيله..
Ayrıca İngiltere'de kadın öğrencilere erkeklerle eşit hakta öğrenim imkânı tanıyan ilk üniversitedir.ولكن على كل حال، يدرك الناس الآن أن بإمكان النساء تعلم الرياضيات بنفس الكفاءة التي يتعلمها بها الرجال.
Kablosuz transfer kabloların bağlantısının uygunsuz, tehlikeli ve imkânsız olduğu durumlarda kullanışlıdır.يصلح نقل الطاقة لاسلكيًا في الحالات التي يكون فيها الاتصال الفيزيائي غير ملائم أو ضار أو غير ممكن.
Çalışmaları ağrı, bağımlılık ve depresyona yönelik yeni tedavi yöntemlerine imkan verdi.وقد مهدت اكتشافاتها الطريق للوصول لطرق علاجية جديدة لمحاربة الألم، و الإدمان والاكتئاب.
Dolayısıyla tüketicilere ucuz mal imkanı sağlanmış olacaktır.وهذا يتيح استخدام معادن رخيصة.
Sanskrit dili, yapı bakımından hem çekime hem de eklemelere imkân tanıyan bir dildir.ويقال زحلوقة (بالقاف) لغة أهل الحجاز، وزحلوفة (بالفاء) لغة أهل نجد.
Bu hareketli ortamlarda çalışılmasına imkân tanır.قدرتها على العمل في البيئات الصعبة.
Bir milyon atı beslemek Çin ve Hindistan'da imkânsızdır.يؤكل لحم القط كجزء من المأكولات غير المألوفة في الصين وفيتنام وسويسرا.
Replays: Oyun, maç esnasında kayıt yapma imkânı sunmaktadır.الخيار الوحيد المتبقي لو Chiffre هو جمع المال عن طريق اللعب القمار.
Pratik olarak kusursuz bir dengeyi sağlamak hemen hemen imkânsızdır.فمن المستحيل - من الناحية النظرية- أن يكون أداء النظام الحقيقي أفضل من المثالي.
Diğer gereksinimler, çevre dostu ve düşük maliyet imkanını içermektedir.الميزّة الأخرى استعمالُ القطوع الزائدةِ والقطوع المكافئةِ.
Paket ayrıca Simlerin çocuklarını hazırlık okuluna göndermelerine de imkan sunar.وعندها فقط أصبح أفراد عائلة جوو قادرين على إرسال أطفالهم إلى المدرسة.
“Ama bu imkansız.” dedim."هذا ممكن."
Ayrıca her türlü ilmi araştırmalara imkan sağlarlar.وهي تزودنا بالدافع حتى الدافع إلى المعرفة.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.هناك العديد من الطرق لإداء اختبار تحيز عدم الاستجابة.
Öldürücü madde, kurtarıcı tedavi uygulanması imkânsız olan hastaya doğrudan verilir.عندما تكون موافقة المريض غير متوفرة يسمى القتل الرحيم غير الطوعي.