Yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediği takdirde, görev süresi yalnız bir yıl uzatılabilir.No pueden ser elegidos nuevamente sino con un intervalo de un período.
Polatlı'nın neredeyse bütün imkanlarından faydalanılmaktadır.De esta manera se estarían utilizando casi completamente las capacidades de las capas.
1985 yılında maddî imkânsızlıklardan dolayı kapandı.Falleció de causas naturales en 1985.
1917 yılında, Scientific American açıklanan Vigenère şifreleme olarak "imkansız " çeviri".En 1917, la revista Scientific American afirmó que el cifrado Vigenère era imposible de romper.
Bunun yanında GSM imkânlarından da yararlanılmaktadır.Va más allá de las posibilidades de APM.
Eline geçen imkânları iyi değerlendirir.Según cuentan vertía el bien a manos llenas.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Creía erróneamente, que no podía producir una dosis fatal.
Ben 'imkânsız' sözcüğünü bilmiyorum.Non conosco la parola "impossibile".
Bir pasaport sizi bir ülkenin bir vatandaşı olarak tanımlar ve yabancı ülkelere seyahat etmene imkan verir.Un passaporto vi identifica come cittadini di un Paese e vi permette di viaggiare all'estero.
Uzay seyahatinin imkansız olduğu düşünülürdü.I viaggi spaziali erano ritenuti impossibili.
O neden imkansızdır?Perché è impossibile?
Metindeki bütün cümleleri hatırlamaya çalışma, bu neredeyse imkansız.Non cercare di ricordare ogni singola frase del testo, questo è pressoché impossibile.
Tom'un onu kendinin yapmasının imkanı yok.Non è possibile che Tom l'abbia fatto da solo.
Onunla dost şartlarda kalmaya çalıştım ama bu imkansızdı.Ho cercato di mantenere rapporti amichevoli con lui, ma è stato impossibile.
Birisinin aynı anda hem Hristiyan hem de Yahudi olması imkânsızdır."Non è possibile essere cristiani ed ebrei simultaneamente."
Buffy ismini duyup da hemen 'Bu önemli bir insan' diye düşünmenizin imkanı yok.Non c'è modo in cui tu possa sentire il nome Buffy e pensare, "Questa è una persona importante".
Çok yavaş olan yörünge hareketi, yörünge parametrelerinin tespitine imkan vermemiştir.Il suo moto orbitale molto lento non ha ancora permesso di stabilire i parametri della sua orbita.
1916 kışı son derece sert geçmekteydi ve mücadele yapılması neredeyse imkânsızdı.L'inverno 1916-17 fu molto duro, fatto che rese i combattimenti impossibili.
Fakat başlangıçta Street View için Google Maps'e entegre halde Adobe Flash ile kullanım imkanı bulunuyordu.In origine, Google Maps utilizzava Adobe Flash per Street View.
Uzun süre var olacak okyanusların oluşması imkansız olur.In tutti questi casi l'esistenza di oceani è impossibile.
Bob'un kendisi ölçüm yapana kadar, nasıl bir sonuç elde edileceğini tahmin etmek imkansızdır.Inoltre, è impossibile predire quale sarà il risultato fino a quando Bob non esegue la misura.
Fakat elindeki güçle şehir surlarını yarıp şehri ele geçirmesinin imkansızdı.La città non lo ha rafforzato, ma lo ha fatto traballare e lo ha estraniato.
Bu dönemde kendi imkânlarıyla çıkardığı 11:11 (2001) ve Songs (2002) albümlerini sattı.In questo periodo vendette i suoi CD, da lei prodotti, 11:11 (2001) e Songs (2002).
Kaba, acımasız ve zalimdir, ayrıca öğrencilere geçilmesi imkânsız çok zor testler hazırlayarak eziyet eder.È avaro, crudele, e tortura gli alunni con orrendi e terribili test impossibili da completare.
Blokların hangisinin hareket ettiğini saptamak imkansızdır.È importante sapere quali blocchi lasciare cadere.
Pratik olarak kusursuz bir dengeyi sağlamak hemen hemen imkânsızdır.In pratica è virtualmente impossibile raggiungere l'equilibrio perfetto.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Fare irruzione sarà quasi impossibile.
Bunun anlamı kesin ve açık bir varyasyon vermek imkânsızdır.Il che ne fa un incipit quanto mai esplicito e ineludibile.
Bu tarihte nehirde canlı bir yaratık görmek neredeyse imkânsızdı.A quel tempo era difficile trovare creature viventi nel fiume.
Bu imkansızdır demek skandal olur.ESCLUSIVA – Che scandalo!
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.Ma se i loro verranno bene, inseriremo i nostri ed i loro!"».
Ucuz ve daha yıkıcı silahların yapımına imkan tanıyacak.Plausibilmente potrebbe consentire armi convenzionali più a buon mercato e più distruttive.
Silahdar bunun imkansız olduğunu İV.VV., La ricerca impossibile.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!"."Se non riesci a battere lo Shoryuken, non puoi vincere!").
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Anche a volerlo raccontare è impossibile.
Kopyalanması neredeyse imkansız.È quasi impossibile da decifrare.
Ancak gerçek hayatta bu durum imkânsızdır.Tuttavia, questa leggenda non è riscontrabile nella realtà.
İzafiyet teorisine göre, özellikle sağlanmış bazı koşullar haricinde anti yerçekimi imkansızdır.Sotto la relatività generale, l'antigravità è impossibile eccetto che in circostanze forzate.
Tilmun Adası ulaşılması neredeyse imkânsız bir yerdedir.Viaggiare fuori provincia divenne quasi impossibile.
Belirli tip yanlışlıklardan meydana gelen hataları bir daha oluşmalarını imkansız kılarak yok ederler.È molto improbabile che gruppi diversi facciano gli stessi errori.
Merkez bankalarının amacı gelir artışını ve iş imkânını artırmaktı.Il compito delle banche centrali si estese alla domanda di occupazione e di crescita dei redditi.
Köyde kurulan şantiyeler iş imkanı sunmaktadır.Intervento in Il Welfare State possibile.
Fakat Moğolistan arazisi ulaşıma imkan vermemektedir.La Crown Estate non può prestare denaro.
Bu takım uydular düşük maliyetle uzay erişim imkanı sağlamaktaydı.Questa forza avrebbe sicuramente aumentato il potenziale di supporto a corto raggio per le unità di sbarco.
“Ama bu imkansız.” dedim.È assolutamente impossibile."
Yani mükemmel doğrusallıkta olmaları imkansızdır.Come essere felici in un mondo imperfetto.
Chayyah ruhun ilahî yaşam gücünün idrak edilmesine imkân veren parçasıdır.Chayyah (חיה): la parte dell'anima che permette di acquisire consapevolezza della forza vitale divina.
Öğlen uykusuna yatmak için gölgeli köşe bulabilmak imkânsizdir.L'assunzione del farmaco alla sera può determinare un ritardo nell'addormentarsi.
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Ogni fila è sfalsata rispetto a quella su cui si appoggia.
Bu kavanoz ovalanarak üretilen elektriğin depolanmasına imkan sağlamaktadır.Queste curve sono utili nella scelta delle unità di produzione di energia elettrica da fornire.
Çünkü Angband, Ered Engrin’in kuzey tarafındaydı ve oraya ulaşmak imkânsızdı.Si trovava a settentrione degli Ered Engrin, all'estremo nord della Terra di Mezzo.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Tutti i provvedimenti sono presi con decreto ministeriale.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Quando comincia a saltellare è praticamente impossibile fermarlo.
Termometre "üçüncü sistem" olarak kullanılır ve bir sıcaklık ölçeği oluşturulmasına imkan verir.Viene chiamato "raffreddamento" perché si può associare una temperatura interna al pacchetto.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Ora il suo rientro in scena è veramente impossibile.
İmkansız Poetika.Una poesia indimenticabile.
İlk kapalı devre televizyonların en büyük problemi video görüntülerinin kayıt edilebilme imkanın olmamasıydı.Il primo scherzo riguarda un'improbabile trasmissione televisiva per anziani.
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.Ted.: "Un uomo impossibile" ^ Trad.
Mahallede yapılan tarım işletmeleri köy ve ilçe halkına iş imkânı sağlamaktadır.La facile raggiungibilità del quartiere rappresenta un plus per aziende e pubblico.
Çünkü bazen gerçekleşmesi imkansız olan zaman aralıklarında geçen hikâyeler bulunur.A volte però, nel corso di queste missioni, sembra accadere qualcosa di oscuro.