Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde tıbbi imkansızlıklar had safhada yaşanmaktadır.Die medizinische Lage in der Demokratischen Republik Kongo ist sehr schlecht.
Bu onun dört yıldır sevmeden yaptığı öğreniminin durmasına imkan tanıdı.Er trat an, um das nachzuholen, was ihm vier Jahre zuvor nicht gelungen war.
Bunu sana açıklamam imkansız.C'est impossible pour moi de te l'expliquer.
Bu hesap makinesi bölme işlemi yapmaya imkan tanımıyor.Cette calculatrice ne permet pas d'effectuer des divisions.
Onu yapmak imkânsız.Il est impossible de le faire.
Makinelerin insanların yerini alması imkansızdır.Il est impossible de substituer des machines aux humains.
Onunla iletişim kurmayı imkansız buldum.J'ai constaté qu'il était impossible de le contacter.
İnsan, hayal edilmesi imkansız olan şeyleri yapabilir.L'homme est capable de faire ce qu'il est incapable d'imaginer.
İki gün içinde bunu bitirmek imkansız.C'est impossible de le terminer d'ici deux jours.
Zor olanı anında yaparız. İmkansız olan biraz zaman alır.Ce qui est difficile, nous le faisons immédiatement. Ce qui est impossible prend un peu plus de temps.
Hiçbir şey bir Tanrı için imkansız değildir.Rien est impossible pour un dieu.
Sen imkansızsın!Tu es impossible !
Güneş olmadan hayat imkansızdır.Sans le soleil, la vie est impossible.
Bir kara deliği doğrudan gözlemlemek imkânsızdır.Il est par définition impossible d’observer directement un trou noir.
Tamir edilen köprü, Japon kuvvetlerinin ve zırhlı trenlerinin ilerlemesine imkân sağladı.La réparation du pont permet aux troupes et aux trains blindés japonais de continuer leur avancée.
Uygulama, kullanıcıya seçilen birtakım şehirlerin hava durumunu görme imkanı verir.L'application permet à l'utilisateur de voir la météo de plusieurs villes sélectionnées.
Büyüyen ünü sayesinde 1870'li yıllarda bol bol seyahat etme imkanı buldu.Sa réputation grandissante lui permit d'effectuer de nombreux voyages dans les années 1870.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Cette option présente pour vous une valeur ajoutée nette de 10 €.
Oxford öğrencilerinin eğitimleri sırasında maddi destek için değerlendirebilecekleri pek çok imkân mevcuttur.De nombreuses formes de soutien financier existent pour ceux qui veulent étudier à Oxford.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Évidemment, nous ne pensons pas que nous aurions pu le faire sans lui".
Dizanterili bir odada bu kadar uzun süre hayatta kalmayı başarmak imkânsızdı.Il est impossible de rester longtemps dans la salle de dysenterie.
Kopyalanması neredeyse imkansız.L'émission d'un duplicata est de fait impossible.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Non concédée, elle a été construite par l'État.
Park alanında kamp yapma imkânı mevcuttur.Il est possible de camper dans le parc.
Onu birisiyle karşılaştırmanıza imkân yoktur.On ne peut le comparer à personne.
Arbitraj imkânı yoktur.Il n'y a pas d'arbitre.
Vostok aracının yörüngesini değiştirme imkânı yoktu, sadece doğrultu değiştirebiliyordu.Vostok ne pouvait pas changer d'orbite, seulement d'attitude sur son orbite.
Akorları değiştirmek başlarda imkansız görünüyordu.Dès les premiers essais des modifications se révélèrent indispensables.
Böyle bir imkânı da bütün yazılımların hepsi sağlamıyor.Probablement pas pour tous les auteurs.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Je ne peux pas penser à une meilleure raison de voir le film en entier.
“Ama bu imkansız.” dedim.C'est une impossibilité ».
Ulaşım imkânı sağlamasının ötesinde otomobil, ulaşım konusunda kültürel yaklaşımları da kökünden değiştirir.Au-delà des moyens de transports, l'automobile bouleverse l'approche culturelle des modes de déplacements.
Belirli tip yanlışlıklardan meydana gelen hataları bir daha oluşmalarını imkansız kılarak yok ederler.Elle ne peut pas détecter certains types d'erreurs.
Mahalleye iki adet yoldan ulaşım imkânı vardır.Il n'y a que deux voies d'accès à la zone.
Bir güç, bebeği öldürmek için tüm imkânlarını seferber etmektedir.Tous ses muscles essaient de faire naître le bébé.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.Dès lors, tout divorce devient impossible.
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Un droit devant lequel tout le monde soit égal.
Bu durumda doğması imkânsızlaşır, o halde cinayeti nasıl işleyebilir?Mais est-ce bien un assassinat ? et si oui, comment aurait-il commis ce meurtre impossible ?
Buna rağmen yine de köy insanın elindeki imkânlarla ihtiyaclarını görüyorlar.Pourtant, les fugitifs trouvent auprès de la population des alentours de quoi subvenir à leur besoin.
Gençlik çağlarından itibaren yazmaya başlamış, ancak kitaplarını yayınlama imkanı bulamamıştır.Avant la guerre, il commence à écrire mais aucun de ses textes n'a été publié.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Ces dernières peuvent toutefois susciter la jalousie de leurs collègues.
Döneminde Çin, Dünya Ticaret örgütü'ne üye olmuş, Uzaya kendi imkânlarıyla uydu gönderen üçüncü ülke olmuştur.En 2003, la Chine devient la troisième nation à envoyer un homme dans l'espace par ses propres moyens.
Sokaklardan cesetlere basmadan geçebilmek imkansız hale gelmişti.Des photographies de cadavres ne pouvaient pas passer.
Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi.Il est facile de s'y procurer légalement armes et munitions.
Bu da, daha kaliteli çelik üretimine imkân sağlamaktadır.Il va permettre de fabriquer des aciers de très bonne qualité.
Ayrıca kurumların basın yayın müdürlüklerinde de çalışma imkanlarına ulaşabilirler.De même, le sont les employés d'une agence de presse si elle est agréée.
Bu çölü geçmek imkânsızdır.Le passage à gué est impossible.
Malign tümörü oluşturan hücreler o kadar farklılaşmışlardır ki orijinlerinin ne olduğunu söylemek imkânsızdır.Celles-ci ont tellement pâli avec le temps, qu'il est impossible de s'imaginer leur teinte d'origine.
Bundan dolayı eğitim imkânları yetersiz kalmaktadır.Pour cela, la formation semble ne pas suffire.
Bu nedenle ulaşım imkanları iyi bir konumdadır.Les routes d'accès sont de bonne qualité.
Kanak Çayı ve Yahyasaray sulama barajı sulu tarıma imkan vermektedir.Plan d'eau et digues du Salat au centre-ville.
Arrow'un İmkansızlık Kuramı Yaptığım açıklama yanlıştır.Voir aussi théorème d'impossibilité d'Arrow.
Fakat roktan önce pek hareket etme imkanı olmadığından oyunun başında pek etkili değildir.Bien qu'ayant débuté très tôt la guitare il n'a pas eu de succès immédiat.
Modern toplumsal yapı içindeki bireylerin direkt olarak siyasi surece katılmaları imkansızdır.Elle est en effet la seule de la Maison Blanche à s’impliquer directement dans la vie politique.
Maalesef ölümcül hastalık bu planların gerçekleşmesine imkân vermemiştir.Sa disparition brutale ne permit malheureusement pas la réalisation des projets.
Yayılma ve çoğalma imkânları en fazla olan talli bitkilerdir.Sauvegarde et multiplication de plantes en voie d'extinction.
Bu nedenle kaçan Haçlı süvariler kendilerini toparlama imkanı bulamadılar.Aucun des soldats sikhs piégés ne réussit à s'échapper.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Il existe deux approches pour démontrer l'inexistence d'une solution.
Ayrıca çevredeki lokantalar, taze balık yeme imkânını sunarlar.Petit village de pêcheurs où il est possible d'acheter du poisson frais chaque jour.
1916 kışı son derece sert geçmekteydi ve mücadele yapılması neredeyse imkânsızdı.L'hiver 1916 fut particulièrement rigoureux, gelant le matériel.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
imkan ile cümle - Sayfa 22 - imkan kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App