Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bak, bu imkansız.Okay, that's impossible.
Buna rağmen, dört yıl sonra yaklaşık 3.000 kişiye iş imkanı yarattık.Still, four years later we have created jobs for about 3,000 people.
Bununla kafanızı karıştırmak istemiyorum. Çünkü,bu biraz soyut ve imkansız.And I don't want to confuse you with that, because it's abstract and impossible.
Bunun gerçekleşmesine imkan yoktu.There is no possibility that this was going to happen.
Ya da dile sahip olmasına imkan tanıyan, beynindeki özel bir şey olabilir.Maybe it's something special in his brain that allows him to have language.
Ya da alet yapmasına veya matematiğe imkan tanıyan, beynindeki özel bir şey...Maybe it's something special in his brain that allows him to make tools or to have mathematics.
Dr. Sue gelişebilmesi için bu tür bir meraka imkan tanımanın önemli olduğunu düşünüyor.Dr. Sue thinks it's important to allow such curiosity to flourish.
Gerçekten neler olup bittiğini bilmek imkansız.It's impossible to really know what's going on.
Yaşadığı yerde okula gidecek para bulması imkansız.She's at a place where she can't find money to go to school.
Fakat onlara size az çalıştığınızı söylemeye imkan vermeyin.But don't let them tell you [that] you don't work hard.
Tai Shan biraderlerle görüşeceğim ...ve ölümcül parmak Wan Hau Ba'la buluşacağım yenilmemiz imkansızI am meeting the Tai Shan brothers ...and Deadly Fingers Wan Hau Ba We won't fail
Ve onceden boyle birsey imkansizdi.Example:
Ve, başka türlü bir bakteri hayatının imkansız olduğunu varsaydık.And so we wanted to think if there couldn't be a different way that bacteria live.
Yani, eğer bilgisayara ulaşma imkânı varsa, birbirlerine öğreteceklerdir, zekâ da dâhil.So if they have access to the computer, they will teach themselves, including intelligence.
1994'ten beri kaydettiğimiz ilerlemeye inanmak neredeyse imkansız.It's almost impossible to believe the progress we've made since 1994.
Hepimizi beslemek, giydirmek, ve barındırmak ve makul hayatlar yaşatmak imkansız olduğundan değil.It's not that it's not possible to feed, clothe and house us all and have us live decent lives.
Tamamen imkansız değil ama çok uçuk olurIt's not wholly inconceivable but it's a hell of a stretch.
Oraya gidecek imkanımız var.We have the means to go there.
Hatta daha doğmadan kürtajla öldürüldüler. güçbela imkanlarla.Girls get aborted before they're even born when there are scarce resources.
Elinizdeki kısıtlı imkanları kullanmalıyız.You need to use scarce resources.
Dai Manju gibi imkanları kullanmazsak boşa gidecek demektir.It's a waste of resources if you don't use someone like Dai Manju.
Varlık ve imkanlarla büyümedim, ya da bir sosyal sınıf mensubu da değildim.I wasn't raised with wealth or resources or any social standing to speak of.
3D kameranız var, öyleyse 3 boyutlu görme imkanınız var.You have a 3D camera, so you get a 3D view.
Yani bu bütün köy için sulama imkanı mı verir?So that would produce irrigation for the entire village?
Bu bize onların en derin düşüncelerine ulaşabilme imkanı verdi.This gave us access suddenly to their innermost thoughts.
Çocuklarınızın kendi kendilerine yetişmelerine imkan tanıyın.Enlist the children in their own upbringing.
Çünkü şu anda elimizde olan bilgilerle neler olacağını bilmemiz imkansız.Because, with our present knowledge, we have no idea what would happen.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.And it's not very promising for life, since most of it consists of rock and metal, mostly rock.
Sonuçta bunu geniş çaplı yapmanın imkanı var.So all in all, it's possible to do this in large scale.
Yani ses kayıdı yapma imkanı var ama gerçek konularda gerçekten belalı bir iş.So audio is possible to put up, but the rights issues are really pretty thorny.
Neredeyse imkansızdı.It was literally impossible.
Oyunların herşeyi başaramadığımız zaman hissetmeyi imkansızlaştırmasına ne dersiniz?What about games makes it impossible to feel that we can't achieve everything?
Benim Ha Ni' min görüşmede yenilmesine imkan yok.There is no way my Ha Ni can fail that interview.
Böylece önceden tedavi için kaydettiklerimize imkân veriyor.So it allows for the recovery of what we've stored before.
Ordaki her şeyi yapmamıza imkan sağladı.It allowed to do all those things there.
Bugün imkansız olan bir şey -- fosil enerjiye bağımlılığımızdan kurtulmak.What is today completely impossible -- get rid of our dependency on fossil energy.
İnsanlar imkansız olduğunu söyleyecekler ve tam da bu yüzden bunu yapmaya çalışıyoruz.People will tell you it's impossible, and that's exactly why we try to do it.
Dün tanıştığımız aynı çocuk olduğuna inanmak neredeyse imkansız.It's almost impossible to believe it's the same boy we met yesterday.
O kadar yükseklikte hareket imkanı çok kısıtlıydı.It was just too hard to maneuver any other way up there.
Yukarı tırmanıp onu kurtarmamıza imkan yoktu.There was no way we could get up high enough to rescue him.
Ancak bu hesaplamaları akıldan yapmak neredeyse imkansız.But it's nearly impossible to actually do it in your head.
Hatta, böyle bir yapının olmasının bile imkansız olduğunu düşünmüşlerdi.And indeed they thought that anything like this structure was impossible per se.
Peki bu imkansız hiperbolik yapı nedir?So what is this impossible hyperbolic structure?
Şimdi, matematikçilerin bunun imkansız olduğunau düşündüğünü söylemiştim.Now, I said that mathematicians thought that this was impossible.
Bu alet size aynı anda birden fazla nokta işaretleme imkanı veriyor.This thing allows you to have multiple points at the same time.
Size imkansız olduğu söylenen birşeyi yapmak istiyorsunuz.You're driven to do something that everyone has told you is impossible.
Buna olumlu bir şekilde bakmanın da imkanı var:There's an optimistic way of viewing it, is like,
İnsani bir hareket-- iki eli kullanarak veri girişi yapmayı da imkansız kılıyor.Human gesture -- which made the fabulous two-handed data input completely impossible.
Çekiçleyin, ya da benim yaptığım gibi ayakkabı ile vurun üstüne, çünkü kurması gerçekten imkansız.Hammer it together with a shoe, if you're me, because they're impossible to assemble.
Ve bu adamla birlikte olmanın imkanı yok.And you don't stand a chance with this man.
Bunu yapmamın imkanı yok.No way I'm doing that.
Bir çok açıdan, düş kurma cürretimiz imkan sınırlarını zorlamamıza yardım ediyor.In many ways, our audacity to imagine helps push the boundaries of possibility.
İmkansız, deli olma.You're crazy.
Seninle konuşmak imkansız.There's no talking to you!
Ancak, bunları gerçekleştirecek imkanların mevcut olduğu söylenemez.But we don't necessarily have the means to do so. So there are challenges to be met.
Sınır tanımayan iletişim gücü dünyayı farklı bir şekilde düzenlememize imkan sağlıyor.But the power to communicate across borders allows us to organize the world in a different way.
Bazı şeyler imkansız görünebilir.Sometimes you think things are impossible.
İmkansızı çözmeye çalışarak, imkansızı mümkün kılarsınız.By tackling the impossible, you make the impossible possible.
Hükümetlere şu andaki gibi iletişim kurmalarına izin vermemize imkan yok.There is no way that we should allow government to communicate the way they communicate.
Bu, bana kalırsa, bizlere bir topluluk olarak tüm dünyayı temelde değiştirme imkanı tanıyor.That, in my view, gives us the first opportunity as a community to fundamentally change the world.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod