imkânı ile cümle

imkânı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Europeana farklı kültürel ve tarihsel miras enstitülerinden farklı türde içeriğe erişim imkanı sağlamaktadır.Europeana oferă acces la diferite tipuri de conținut din diverse instituții deținătoare de patrimoniu.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Dar nu am avut timp să-l fac”.
Böylece Mickey selefi olduğu Oswald'a flirt etme konusunda benzeme imkanı buldu.Cum a reușit el să depășească măsurile de securitate din jurul lui Oswald?
Bunların yanı sıra, sitelerde bloglar, mesajlaşma imkânı, bilgi ve dosya paylaşım imkânı bulunmaktadır.Datele sunt disponibile online pentru cercetare, schimb de date și partajare.
Bu bölümde, oyuncuya kendi oyun senaryosunu yaratma imkanı vermiştir.Autorul își imaginează posibilitatea de a scrie o piesă de teatru.
Sen böyle bir şeyin imkanı var mı zannediyorsun?Tu crezi că așa ceva este posibil?
Tom'un yarışı kazanmasının imkanı yok.Nu există nici o posibiltate ca Tom să câștige cursa.
Seni burada yalnız bırakmamın imkanı yok.În nici un caz nu am să te las singură aici.
Onun nereye gittiğini bilmenin imkanı yok.Nu există nici o cale de a ști unde a plecat.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Ez akár százszoros nagyítást is lehetővé tesz.
Yan açılardan dahi mükemmel netlikte izleme imkanı sunar.Innen maradhatott fenn rendkívül jó jelzőkészsége is.
Çarşı içinde maç izleme imkanı bulmuştum.Egy mérkőzésen dőlt el a továbbjutás sorsa.
Programlar hakkında kısa ön bilgi ve program hakkında resim gösterme imkânı sunmaktadır.Programozási ismeretekkel viszonylag könnyen létre lehet hozni ilyen programot.
Fakat oyun için bir indirme imkanı sunulmamıştır.A játéknak nem jelent meg játékoskeret-frissítése.
Aynı zamanda hizmetlilere hizmet yerini kendi kurma imkanı veriyor.Lehetőség lenne a tulajdonosok saját munkájára is.
Bu yayıncı kuruluşların müsabakaları dış ülkelere satma imkânı da mevcuttu.A szövetség megragadta a lehetőséget, hogy a televíziós jogokat külföldi országokban is értékesítse.
Böylece Lancaster Şehir Konseyinde hiçbir partı için koalisyon kurma imkanı kalmamıştır.Elképzelhetetlen a hamburgi család karácsonyi vacsorája ponty nélkül.
Bu jenerasyon özellikle önceki nesillere göre oyunculara birbirleri ile daha fazla etkileşim imkanı sunmuştur.Mindhárom dalt nehézségük miatt főleg operaénekesektől hallhattuk korábban.
Siperden başın kaldırmasının imkânı da yoktu.A hengerformától nem tudtak elrugaszkodni.
Bu çeşit örnek almayı titiz, tenkitçi bir şekilde inceleme imkânı yoktur.Ellenkező esetben aligha lehetne belőlük előrelátásokat levezetni, és őket tapasztalatilag ellenőrizni.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Tämä olisi kymmenen kertaa aiempaa arvioitua suurempi.
Bu durum terime Ay ve Mars yüzeylerini içerme imkanı verir.Siellä olosuhteet muistuttavat Kuun ja Marsin pintaa.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.En ikinä uskonut, että pystyisin siihen.»
Kimi istasyonlarda ise taban bant elde etmek ve dağıtım yapmak imkânı vardır.Asemalla saattaa olla työpajoja laitteiden kokoamista ja huoltoa varten.
Balığın denizde avlanmasından tüketimine kadar geçen süreçte pek çok kişiye iş imkânı sağlanmaktadır.Tämä jatkuu, kunnes riittävän moni yleisön jäsen on ehtinyt käydä kalamaljassa.
Bunun için mantık dili oluşturmanın imkanını soruşturur.Näin puhutulle kielelle annetaan mahdollisuus rakentua.
Fakat oraya gidiş imkânı bu oyunda yoktur.Alkuperäisessä pelissä ei ole tätä mahdollisuutta.
Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı verildi.Kilpailijat voivat toivoa Big Brotherilta haluamaansa ruokaa.
O zaman daha muntazam deneme yayınlarına başlamak imkanı bulacağız."Mä luulen, että me saatetaan julkaista toi myöhemmin sinkkuna."
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Päätöstä vastustaneitten mielestä tämä tapahtui valtiovallan painostuksen vuoksi.
ROM'lara yapıları itibarıyla veri yazma imkânı yoktur.Romaneja estetään tekemästä virallista asumisilmoitusta.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Menetelmä ei kuitenkaan ollut riittävän tehokas tuottaakseen saippuan valmistuksessa tarvittavan soodan.
Ordulardaki bu uygulama çok nadir görüldüğü için kanıtların test edilme imkânı sınırlıdır.Näitä aseita käytetään harvoin rintamalinjassa niiden epätarkkuuden takia.
Fakat roktan önce pek hareket etme imkanı olmadığından oyunun başında pek etkili değildir.Tärkeää tapahtumaa edeltävänä iltana hän ei kuitenkaan lähde minnekään.
1993 yılında Doğu Avrupa'da komünizmin çökmesi birçok yeni ülkeyle rekabet etme imkanı verdi.Το 1993, η κατάρρευση της ΕΣΣΔ στην Ανατολική Ευρώπη έδωσε πολλές νέες χώρες την ευκαιρία να ανταγωνιστούν.
Fakat başlangıçta Street View için Google Maps'e entegre halde Adobe Flash ile kullanım imkanı bulunuyordu.Αρχικά, οι Χάρτες Google χρησιμοποίησαν το Adobe Flash για το Street View.
Ancak bu geri çekilmeye engel olabilmenin imkânı yoktur.Δεν μπορούν να εμποδίζουν αυτή την αντίδραση.
Renkler menüsü kullanıcıya renkleri düzenleme imkânı sunar(Renkler menüsü altında).Το μενού με τα χρώματα επιτρέπει στο χρήστη να επεξεργαστεί τα χρώματα.
O nedenle zengin bir iş imkanı sunar.Ανέπτυξε πλούσια επιχειρηματική δραστηριότητα.
Bu rol ona, Friends dizisinin başrol oyuncularından biri olma imkânını sağladı.Έτσι το μετονόμασε, δίνοντάς του την επωνυμία ενός από τα κορυφαία στελέχη της.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.Ωστόσο, είναι πολύ πιθανόν αυτές οι ταξινομήσεις να αλλάξουν και πάλι στο άμεσο μέλλον.
Düzgün bir planlama yapmanın imkanı kalmamıştı, üretim çarkları işleyemez hale gelmişti.Το σχέδιο αυτό θα είχε πιθανότατα υλοποιηθεί, αν δεν συνέπιπτε μια πολύ άσχημη εποχή για τα κίτρα.
Eğer uygun olmayan durumlarda, örneğin kırsal alanlarda, ücretsiz ulaşım imkanı sağlamaktır.Det er altså kun i nødstilfælde, hvor det f.eks. ikke er muligt, at fremskaffe godkendt sikkerhedsudstyr.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Det kunne jeg på ingen måde have".
Ayrıca pek çok dilde yazım denetimi imkanı da sağlanmıştır.Selvfølgelig finder mange mennesker det også ganske værdifuldt at studere skrevet sprog.
Uğur Bayar) İmkanı Yok (söz.Fast eiendom kan derimot ikke være gjenstand for tilbakeholdsrett.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Det var her det utenkelige skjedde.
Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.Slik ble Goethe allerede som barn blant annet kjent med historien om Dr. Johann Faust.
Üstelik, online forumda fikir alışverişinde bulunma veya soru sorma imkanı vardır.Det er også mulig å delta i online orienteringskonkurranser på Internett.
Bu ona Konstantinopolis'te saray ile temas kurma imkanı verdi.Hun søkte derfor hjelp ved hoffet i Konstantinopel.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Han bekjempet dette ved å erklære all landeiendom som statseiendom.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!".Men jeg tror ikke at Hizbollah vant noen seier i det hele tatt.»
Kentin stratejik konumu Nübye ile Nil Vadisi arasındaki ticaret yollarını kontrol etme imkânı verdi.Kom Ombo-tempelet – Kontrollerte handelsruten mellom Nubia og Nildalen.
Europeana farklı kültürel ve tarihsel miras enstitülerinden farklı türde içeriğe erişim imkanı sağlamaktadır.Europeana gir tilgang til ulike typer innhold fra ulike typer kulturminneinstitusjoner.
Teleskobu olmayanların ya da kullanmayı bilmeyenlerin Dünya’nın döndüğünü bizzat görme imkanı yoktu.Det er ikke en virkelighet Telenor kjenner seg igjen i.
Köy arazisinin % 50 si Uzunlu barajının kanalet sistemi ile sulama imkânına sahiptir.Ca 35% av alle husstander kunne ta inn kanalen.
Önceki konu ve değişikliklere erişim imkânı.Finne nåværende problemstillinger og mulige forbedringer.
Bu şekilde insanlar birbirini görme imkânı bulur.På denne måten kan de kommunisere med hverandre.
İnkâr edememe, size daha sonra o işleme kimlerin katıldığını kanıtlama imkânı verir.Det viser seg senere at det er han som står bak disse hendelsene.
Evlere kadar su alma imkanı vardır.Vannverk pumper vann ut til husholdninger.

İlgili Sayfalar