imkânı ile cümle
imkânı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Fakat bazen tek bir "seyrek çözüm" bulma imkanı da vardır.No entanto, em alguns casos é possível encontrar apenas uma solução.
Yazılım geliştiricilerinin çoğu zaman kernel (İS) kodunun tamamına erişim imkanı vardır.Os desenvolvedores de Software têm muitas vezes acesso a todo o kernel (SO) de código fonte.
Bu oyun içi paralar oyunculara ücretsiz kasa alma imkanı sunar.Em troca, ele permite que o jogador tenha nada nas garagens de graça.
Bu son aile, Túrin Turambar ve grubuna Amon Rûdh'da barınma imkânı sağladılar.Eles deram abrigo a Túrin Turambar e seu grupo em sua casa em Amon Rûdh.
Park alanında kamp yapma imkânı mevcuttur.É possível acampamento no local.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.A partir daí, permanece em contacto com o público continuadamente.
Fakat, Selçuklu ordusunun daha fazla hareket imkanı vardı.O hospital de Xexuão tinha ainda menos recursos.
Büyüyen ünü sayesinde 1870'li yıllarda bol bol seyahat etme imkanı buldu.A crescente reputação de Boudin permitiu-lhe viajar bastante na década de 1870.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!".E nessa capacidade, Halloween não decepciona".
İnternet tarayıcıları için hazırlanan bazı eklentiler, Google Çeviri'ye kolay erişim imkanı sağlamaktadır.Extensões para navegadores permitem fácil acesso ao Google Tradutor a partir do navegador.
İlk kapalı devre televizyonların en büyük problemi video görüntülerinin kayıt edilebilme imkanın olmamasıydı.Por sorte, a câmera não era a única fonte de registro de imagens.
Pazarlarda tüketiciler yüksek kaliteli ürünü düşük fiyata bulma imkânı sağlarlar.Muitos turistas param para comprar os produtos por preços acessíveis.
O nedenle zengin bir iş imkanı sunar.É um excelente negócio que o enriquece.
Araziler az verimli ve sulama imkanı yoktur.Felizmente possui baixa virulência e nenhum potencial invasivo.
Kolay ganimet imkanı bölgeye çok sayıda Viking savaşçısının akmasına yol açar.As subidas das águas poderia danar numerosos sítios arqueológicos da região.
Merkez bankalarının amacı gelir artışını ve iş imkânını artırmaktı.Sua fusão ocorreu a fim de aumentar a altura e o poder do membro.
Bumba yelken direğine 180 derece dönüş imkânı sağlayan bir mafsal ile bağlanmıştır.Então o navio viu-se forçado a realizar uma virada de 180 graus.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Eu não poderia ter ido sem ele."
Farklı teknikler denemek, atlayışçılara daha uzun uçuşları tatma imkânı verdi.Ao mesmo tempo, técnicas mais seguras permitiram o transporte de longa distância.
Bu imkânı olmayan bir şeydi.Mas o que parecia impossível aconteceu.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.Zijn vrouw spoort hem echter aan standvastig te blijven.
Uğur Bayar) İmkanı Yok (söz.Ook hoeft dan geen tol (Maut) betaald te worden.
Arbitraj imkânı yoktur.Er is geen scheidsrechter.
378'e gelindiğinde Valens doğudaki üssü Antakya'dan batıya ilerleme imkânı buldu.Begin 378 was Valens zelf in staat om vanuit zijn oostelijke basis in Antiochië naar het westen te marcheren.
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Zo valt hij van onder gezien niet op in vergelijking met de zee.
Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu.Hij genoot duidelijk van het contact met het publiek.
Adaylar sınav sonuçlarını ÖSYM'nin resmi internet sitesinden görme imkanına sahiptir.Kijkers kunnen aanwijzingen van de serie onderzoeken op de officiële webpagina's.
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.Wij zullen hen bewijzen dat er geen zoeter geluk is dan dat van een kind.
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Ieder die in aanraking met dit goedje komt doet alles omgekeerd.
Ayrıca, televizyona fotoğraf yayınlama imkanı mevcuttur.Ook kunnen deze digitale foto's worden vertoond op de televisie.
Bu nedenle şehir merkeziyle ulaşım imkânı oldukça kolaydır.Door deze metroverbinding is het veel makkelijker om het centrum van de stad te bereiken.
Ayrıca İngiltere'de kadın öğrencilere erkeklerle eşit hakta öğrenim imkânı tanıyan ilk üniversitedir.De universiteit was de eerste in het Verenigd Koninkrijk die vrouwen op gelijke wijze toeliet als mannen.
Depolama imkanı olmadığından sabah çıkan balık mezat usulü bekletilmeden satılmaktadır.Men dient vissen die na een positieve uitslag overleven niet weg te geven of te verkopen.
Üstelik, online forumda fikir alışverişinde bulunma veya soru sorma imkanı vardır.Ook is de lijst online te raadplegen en kunnen suggesties worden gedaan.
Nadya da herkes gibi bu kitaplara devrimciler sayesinde ve yeraltı kütüphanelerinde ulaşma imkanı buluyordu.Bijgevolg hadden revolutionairen dergelijke boeken verzameld en ze in ondergrondse bibliotheken gehouden.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Als grond wordt onteigend, wordt alles wat daar vast op staat eigendom van de overheid.
Bu rol ona, Friends dizisinin başrol oyuncularından biri olma imkânını sağladı.Hierin speelde ze het vriendinnetje van een van de hoofdrolspelers.
Köyün gençleri iş imkanı olmayınca büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır.De jeugd trekt naar de grote steden bij gebrek aan werk.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Ik kan niet weg zelfs als ik dat zou willen."
Bu rolünde olan başarısı, ona birçok hayran getirmekle birlikte, yeni projelerde çalışabilme imkanı da sundu.En het lukt hem wonderwel, hij mag aan het programma deelnemen.
Bu senin yegâne imkâniyetin.Dit is je enige kans.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Mogłem, ale nie chciałem.”
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Nie występują jedynie w pełnosłonych morzach (z wyjątkiem jednego gatunku).
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Wszystkie te atrybuty były związane z władzą.
Belli bir miktar karşılığında 1000 kredi alıp bunu sunulan seçenekler arasında harcama imkanı mevcut.Dopiero gdy uzbiera się tysiąc szylingów, można wystąpić o pożyczkę.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Tytułu nie da się zrozumieć, oglądając film.
İnkâr edememe, size daha sonra o işleme kimlerin katıldığını kanıtlama imkânı verir.Później dodał do tego Kto jest zdolny to przyjąć?
İktidar imkanı kaldırılırdı.Władza naiba była absolutna.
Yaptığı ticaretler, ona Burgonya Düklüğü ile iletişim kurma imkanı vermiştir.Skontaktował się z nim, po czym umożliwił mu ucieczkę posyłając chleb z pilnikiem.
Bir hizmet imkânım olursa yaparım.Gdy trzeba było coś robić, robiłem.
İmkanı olsa bile rakibin eli alması şart değildir.Organ koncesyjny nie tylko może ale musi dokonać wyboru koncesjonariusza.
Sistem, aynı anda sınırsız sayıda kullanıcıya erişim imkânı vermektedir.W aplikacji użytkownik ma dostęp do nieograniczonej ilości elementów.
Bu versiyon ayrıca kablosuz ağ üzerinden multiplayer oynama imkanı sağlar.Pozwala także na sieciową rozgrywkę wieloosobową, czego nie oferowała podstawowa wersja.
Oyunda araba modifiye etme imkânı olacak.Możliwość naprawienia samochodu w boksie.
Yıllarca Avrupa’da yaşamış, kadınları tanıma imkânı bulmuştur.Przez wiele lat mieszkał w Europie, zdobywając naukowe doświadczenie.
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.Miałam szczęście Go poznać.
Bir daha kalkınma imkâni bulamadı ve hanlığın merkezi olamadı.Nie chciała być na jego utrzymaniu i nie odpowiadała jej rola gospodyni domowej.
Bölünmüş ekranla çoklu oyuncu oynama imkânı.Det går att spela två spelare split-screen.
Bu madde gereği, anayasanın değiştirilmesi imkânı yasama organına sunulmuştur.Efter det tar kammaren ställning till det eventuellt ändrade lagförslaget.
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Detta har gjort att all användning har belagts med myndighetskrav.