imkânı ile cümle
imkânı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Mit der Wende kam das Aus für den staatseigenen Betrieb.
Oyunda araba modifiye etme imkânı olacak.Eine Anpassung der Fahrzeuge wird ebenfalls im Spiel möglich sein.
Kullanıcılara 7 gün 24 saat internet erişim imkânı da verilmektedir.Interessierte können nun 24 Stunden sieben Tage in der Woche Uhren und Schmuck auch online bestellen.
"Goodbye" prime time canlı TV de "Teo!" adlı programda canlı performans imkanı sağladı.1. Good Luck, Father Ted Ted bekommt die einmalige Chance, im Fernsehen aufzutreten.
Sınırlı hareket imkanından dolayı piyon, satrancın en zayıf taşıdır.Wegen seiner begrenzten Zug- und Schlagmöglichkeiten gilt der Bauer als schwächster Stein im Schach.
Kendi başarısını ölçebilme imkanı sağlar.Über dein Glück entscheidest du.
Uğur Bayar) İmkanı Yok (söz.Auch die Besitzungen im Sanntal blieben nicht verschont.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.Da verrät er sich versehentlich vor seiner Frau, die es ausplaudert.
Silvan'dan rahatlıkla ulaşım imkânı vardır.Potenzial habe Cleveland jedenfalls genug.
Ancak, Organhafte mimari de serbest davranabilme imkânı vardır.Allerdings kann der Spender selbst anonym bleiben.
Erken tarihlerde babasının bahçesinde çalışma imkanı bulmuştur.Es ist anzunehmen, dass er bereits früher in dem Atelier des Vaters gearbeitet hatte.
Ayrıca telgrafhaneler de işgal altına alınmış ve resmî makamlar arasında iletişim imkânı kalmamıştı.Außerdem unterstanden Telegrafen der Regierung und keine private Gesellschaft war erlaubt.
Böylelikle kullanıcı sunucu üzerinde çok daha fazla kontrol imkanına sahiptir.Von dort aus hatte er eine bessere Kontrolle über seine Alloden.
Gecekonduların yayılımı iş imkânı olan büyük şehirlerde (İstanbul, İzmir, Ankara, Adana gibi) yoğunlaşmıştır.Es liegt in der Ortschaft (småort) Husby in der Gemeinde Strängnäs.
Bu yüzden askerlerin birçoğu sahili görme imkânı bile bulamamıştır.Viele haben einfach noch keinen schwarzen Offizier gesehen.
Bu nedenle, insan ırkına teknolojik ilerleme imkânını kısıtlamışlardır.Insgesamt würde die Menschheit daher durch Rassenmischung in ihrer Qualität gemindert.
Önceki konu ve değişikliklere erişim imkânı.Bemerkenswert ist die Entwicklung vor und nach dem Eigentümerwechsel.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Kaum einer kann die Illusion des Films erkennen.
Daha fazla Coins (Altın) demek, daha fazla bir şeyler alma imkânı demektir.Leons Frau benötigt mehr Geld, um sich teurere Sachen leisten zu können.
Bio-bio Nehri ve milli park Laguna del Laja, birçok gezi imkânı sunar.Der Río Bío-Bío sowie der Nationalpark südlich des Sees Laguna de La Laja bieten sich für Ausflüge an.
1993 yılında Doğu Avrupa'da komünizmin çökmesi birçok yeni ülkeyle rekabet etme imkanı verdi.Nach dem Zusammenbruch des Kommunismus in Osteuropa konnte er dort viele neue Auslandsgemeinden gründen.
Okul 630 çocuğa eğitim ve 26 öğretmene güvenilir bir iş imkânı sağlıyor.Die Universität beschäftigt über 30 Lehrkräfte und verfügt über ein internes Qualitätsmanagementsprogramm.
Uygulama, kullanıcıya seçilen birtakım şehirlerin hava durumunu görme imkanı verir.L'application permet à l'utilisateur de voir la météo de plusieurs villes sélectionnées.
Büyüyen ünü sayesinde 1870'li yıllarda bol bol seyahat etme imkanı buldu.Sa réputation grandissante lui permit d'effectuer de nombreux voyages dans les années 1870.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Cette option présente pour vous une valeur ajoutée nette de 10 €.
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.Évidemment, nous ne pensons pas que nous aurions pu le faire sans lui".
Burası yalan çünkü her şey devlet imkânıyla yapıldı.Non concédée, elle a été construite par l'État.
Park alanında kamp yapma imkânı mevcuttur.Il est possible de camper dans le parc.
Arbitraj imkânı yoktur.Il n'y a pas d'arbitre.
Vostok aracının yörüngesini değiştirme imkânı yoktu, sadece doğrultu değiştirebiliyordu.Vostok ne pouvait pas changer d'orbite, seulement d'attitude sur son orbite.
Böyle bir imkânı da bütün yazılımların hepsi sağlamıyor.Probablement pas pour tous les auteurs.
Birebir film üzerine düşen görüntüyü görme imkanımız yoktur.Je ne peux pas penser à une meilleure raison de voir le film en entier.
Ulaşım imkânı sağlamasının ötesinde otomobil, ulaşım konusunda kültürel yaklaşımları da kökünden değiştirir.Au-delà des moyens de transports, l'automobile bouleverse l'approche culturelle des modes de déplacements.
Mahalleye iki adet yoldan ulaşım imkânı vardır.Il n'y a que deux voies d'accès à la zone.
Bu adeti imkânı olan herkes sırasıyla icra eder.Un droit devant lequel tout le monde soit égal.
Gençlik çağlarından itibaren yazmaya başlamış, ancak kitaplarını yayınlama imkanı bulamamıştır.Avant la guerre, il commence à écrire mais aucun de ses textes n'a été publié.
Fakat roktan önce pek hareket etme imkanı olmadığından oyunun başında pek etkili değildir.Bien qu'ayant débuté très tôt la guitare il n'a pas eu de succès immédiat.
Bu nedenle kaçan Haçlı süvariler kendilerini toparlama imkanı bulamadılar.Aucun des soldats sikhs piégés ne réussit à s'échapper.
Ayrıca çevredeki lokantalar, taze balık yeme imkânını sunarlar.Petit village de pêcheurs où il est possible d'acheter du poisson frais chaque jour.
Daha sonra Osmanlıların çekilişi yıllar boyu devam edeceğinden şehri tekrar elde etme imkanı bulamadılar.Il devient évident que les rebelles ne pourront pas tenir la ville longtemps.
Elektronik ticaret imkânı.Accès électronique.
Ve kendilerini büyük ölçüde geliştirme imkanı buldular.Ils ont atteint un niveau de développement élevé.
Mahallenin [[içme suyu şebekesi ve evlerde su imkâni mevcuttur Kanalizasyon altyapısi henuz yoktur.Que ce soit au Dooroy ou au Boɗa'ngal, le mbaroodi Dooroy ne peut habiter que dans un point d'eau.
Böylece icadı üzerinde daha fazla çalışma imkânı buldu ve kostümünü geliştirerek Akbaba kişiliğine büründü.Il intégra une nouvelle fois l'équipe, après avoir amélioré son costume.
Böylece tırmanışçılar sıcak günlerde bile rahat tırmanma imkânı bulur.Les alpinistes doivent toujours enjamber des corps lors de l'ascension.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.Un sauvetage par mutation est donc plus probable.
Dolayısıyla tüketicilere ucuz mal imkanı sağlanmış olacaktır.Cet accumulateur devrait être bon marché.
Adaya tekne haricinde ulaşma imkanı yok.No hay otro modo de llegar a la isla más que por bote.
Hayır, hayır arkadaşım, imkanımız varken onlardan kurtulmamız bizim için en iyisidir" demiştir.Lo que perdura son las buenas acciones que hacemos para nuestros semejantes".
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!".«"No es imposible ganarle a Costa Rica"».
Meetro program içerisinde kullanıcılara kişiselleştirilmiş gruplar yaratma imkânı tanır.Meetro permite al usuario crear grupos personalizados dentro del programa.
Rome: Total War oyunculara tarihî savaşları yaşama ve yeniden senaryo yazma imkanı tanır.Rome: Total War permite a los jugadores luchar en diferentes escenarios históricos.
Aynı zamanda hizmetlilere hizmet yerini kendi kurma imkanı veriyor.En primer lugar, permite que los departamentos de operaciones sirvan a sí mismos.
Elektronik ticaret imkânı.Contratación por vía electrónica.
Arbitraj imkânı yoktur.No se puede someter a arbitraje.
Renkler menüsü kullanıcıya renkleri düzenleme imkânı sunar(Renkler menüsü altında).El menú "Colores" permite al usuario a editar colores (solamente opción de menú en el marco de colores).
Teknik gelişmeler sayesinde, saatlerin mekanizmalarınıda küçültmek imkânı doğdu.Su declive se debió al avance de los relojes mecánicos.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.En el punto final hay una rápida modificación del potencial.
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.En el mar serán frecuentes las nieblas, pero en la tierra cercana no lloverá.
Böylelikle daha önce varlıklarından bile haberdar olmadığı bir grup vampir avcısıyla tanışma imkânı bulur.Descubre el mundo de los vampiros que hasta ese momento desconocía.