Cami ve devamlı imamı vardır.Postoje privremeni i trajni zavjeti.
İmamlığı Diyanete bağlı bir imamlık değildir.Nesukladnost je neispunjavanje zahtjeva.
Dini günler; Muharrem (asma imamu) ve Xızır oruç tutulan dönemler.Največje reke so Njemen (Nioman), Pripjat (Prypiać) in Dneper (Dniapro).
Cami ve devamlı imamı vardır.Tam je sedaj tudi redno bogoslužje in verouk.
Babası eğitim almamış bir köy imamı idi.Njegov oče je bil tkalec brez meščanske izobrazbe.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Pri usmerjenosti k biti vera ni verovanje v neke določene zamisli.
Okullarımızın imam hatip olmasını, elimizden gitmesini istemiyoruz Çocuklarımızı mahvettirmeyeceğiz!Nočemo biti mamini sinčki, nočemo biti ekonomsko odvisni, nočemo biti mladoletni.
Caminin günümüzdeki imamı Kafkasya Başmüftüsü Allahşükür Paşazade'dir.Kōkaku dinastijos imperijos filialo įkūrėjas šiuo metu yra soste.
Bazı okulların imam hatibe çevrilmesi.Panenteistinės yra kai kurios hinduizmo mokyklos.
İmamlığı Diyanete bağlı bir imamlık değildir.Selles mõttes pole lubaduse pidamine absoluutne kohustus.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Așa o putere a putut da acestui cuvânt. L-a umplut pe bătrânul imam de o profundă mâhnire.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.C'est le pouvoir qu'il a réussi à donner à ce mot. Et ça a empli ce vieil homme, ça l'a empli de tristesse.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Det var kraften i det ordet som han kunde ta. Och det fyllde denna gamla imam, det fyllde honom med stor sorg.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Ese era el poder de la palabra que fue capaz de instaurar. Esto entristecía profundamente al viejo imán.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Es war die Macht eines Wortes, das er ausführen konnte. Es erfüllte diesen alten Imam mit großer Trauer.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.그것이 바로 말의 힘이었고 빈 라덴은 그 힘을 빌어 행동할 수 있었던 것입니다. 이 나이 많은 이맘은 그로 인해 매우 슬퍼합니다.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Taka była potęga słowa wypowiedzianego przez niego. Wypełniało to starego imama wielkim smutkiem.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.To byla ta síla slova, kterou dokázal vytvořit. A to naplnilo starého imáma, naplnilo ho to obrovským smutkem.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Zozeer nam hij dat woord in bezit. Dat vervulde deze oude imam met diepe treurnis.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Αυτή ήταν η δύναμη που αυτός είχε προσδώσει στη λέξη. Αυτό προκαλούσε τεράστια λύπη σ' εκείνο το γέρο ιμάμη.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Вот какую силу он смог придать этому слову. И этот старый имам преисполнился великой печали.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.Това беше силата на думата, която той произнасяше. Това много натъжаваше възрастния човек.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.זה היה הכוח שהוא הצליח לתת למילה. וזה מילא את האימאם הזקן בצער רב.
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.هذه كانت قوة الكلمة التي استطاع أن يصنعها و قد ملأت نفس هذا الإمام الشيخ، ملأتها بحزن عظيم
Bu, kendisinin bir kelimeye yüklediği bir güçtü ve bu güç bu yaşlı imamı üzüntüye boğmuştu.この年老いたイマームは悲しみに暮れました 彼は言いました ビン・ラディンの数ある犯罪の中でも
Din adamı Imam Tawhidi bir tweet paylaştı:El clérigo Imam Tawhidi tuiteó:
Din adamı Imam Tawhidi bir tweet paylaştı:L'imam Tawhidi a tweeté :
Din adamı Imam Tawhidi bir tweet paylaştı:Священнослужитель имам Таухиди отметил в Twitter:
Ey insanlar, hepiniz necissiniz, imamınız da libassız Abbas'tır!"Imam kamu adalah Abbas!"
Ey insanlar, hepiniz necissiniz, imamınız da libassız Abbas'tır!" O fakire saldırıp yaka paça dışarı attılar.Они напали на него, ударили его и выгнали.
Ey insanlar, hepiniz necissiniz, imamınız da libassız Abbas'tır!"¡su Imam es Abbas!".
"Eyyuhen nas, entumun encas, imamuküm Abbas bila libas-"Oh gente, son unos inmundos,
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Acum un an, am fost în Tunis și am întâlnit imanul unei moschei minuscule, un bătrân.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Byl jsem před rokem v Tunisu a potkal jsem imáma velmi malé mešity, starého muže.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Een jaar geleden ontmoette ik in Tunis de imam van een kleine moskee, een oude man.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.För ett år sen var jag i Tunis, och jag träffade imamen från en väldigt liten moské, en gammal man.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Một năm qua tôi đang ở Tunis, tôi gặp một Thầy tế của một đền thờ nhỏ, một ông lão.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Rok temu w Tunezji spotkałem imama z małego meczetu, starszego mężczyznę.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Un anno fa ero a Tunisi e ho incontrato l'imam di una moschea davvero piccola, un uomo vecchio.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Vor einem Jahr war ich in Tunis und habe den Imam einer sehr kleinen Moschee getroffen, einen alten Mann.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Πριν ένα χρόνο ήμουν στην Τυνησία, και γνώρισα τον ιμάμη ενός πολύ μικρού τζαμιού, έναν γέρο άνθρωπο.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Год назад я был в Тунисе и встретил имама очень маленькой мечети, старика.
Geçtiğimiz sene Tunus'taydım. Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Преди една година бях в Тунис и се срещнах с имама на много малка джамия, който беше възрастен човек.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Als ich eine Schule in einem Flüchtlingslager eröffnen sollte, ging ich zum Imam.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Amikor a menekülttáborban kellett iskolát nyitnom, elmentem, hogy találkozzam az imámmal.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Când a trebuit să deschid şcoala în tabăra de refugiaţi, am mers să discut cu imamul.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Cuando tuve que abrir la escuela en el campo de refugiados, fui a ver al imán.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Kiedy musiałam otworzyć szkołę w obozie dla uchodźców, poszłam na spotkanie z imamem.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.제가 난민캠프에 학교를 열어야 했을때 저는 이맘을 찾아갔어요
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Quand j'ai dû ouvrir l'école dans le camp de réfugiés, je suis allée voir l'imam.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Quando dovevo aprire la scuola nel campo per rifugiati, sono andata dall'imam.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Toen ik de school moest openen in het vluchtelingenkamp, bracht ik een bezoek bij de imam.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Όταν έπρεπε να ανοίξω το σχολείο στον προσφυγικό καταυλισμό, πήγα να δω τον ιμάμη.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Когато отворих училище в един бежански лагер, отидох да видя имама.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.Когда открывала школу в лагере для беженцев, я встретилась с имамом.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.כאשר היה עליי לפתוח בית ספר במחנה פליטים, הלכתי לאימאם (מנהיג דתי מוסלמי).
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim."عندما إفتتحت المدرسة في معسكر اللاجئين, "ذهبت لرؤية الإمام.
Mülteci kampında bir okul açmam gerektiğinde, imam'ı görmeye gittim.イマームに会いに行きました 私は彼に言いました。「私は信者です この悲惨な現状の中で
Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.15年前に彼は孫娘を 「ジハード」と名付けました
Orada çok küçük bir caminin ihtiyar imamı ile tanıştım.Hace un año estuve en Túnez y conocí al imán de una mezquita muy pequeña, un hombre mayor.