Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Sedan gingo Mose och Aron åstad och församlade alla Israels barns äldste.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Szedłszy tedy Mojżesz z Aaronem, zgromadzili wszystkie starsze synów Izraelskich.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Tedy šel Mojžíš s Aronem, a shromáždili všecky starší synů Izraelských.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Und sie gingen hin und versammelten alle Ältesten von den Kindern Israel.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Vậy , Môi-se đi cùng A-rôn , nhóm lại các trưởng_lão dân Y-sơ-ra-ên .
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Vậy, Môi-se đi cùng A-rôn, nhóm lại các trưởng lão dân Y-sơ-ra-ên.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Zo gingen Mozes en Aäron samen terug naar Egypte en riepen de leiders van het volk Israël bijeen.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Υπηγαν λοιπον ο Μωυσης και ο Ααρων και συνηγαγον παντας τους πρεσβυτερους των υιων Ισραηλ
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.И пошел Моисей с Аароном, и собрали они всех старейшин сынов Израилевых,
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.Тогава Моисей и Аарон отидоха та събраха всичките старейшини на израилтяните;
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.וילך משה ואהרן ויאספו את כל זקני בני ישראל׃
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.ثم مضى موسى وهرون وجمعا جميع شيوخ بني اسرائيل.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.摩 西 亞 倫 就 去 招 聚 以 色 列 的 眾 長 老
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar.摩西 亞倫 就 去 招聚 以色列 的 眾長 老
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.De stadsbestuurders voerden de opdracht van de koningin uit.
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.그 성 사람 곧 그 성에 사는 장로와 귀인들이 이세벨의 분부 곧 저가 자기들에게 보낸 편지에 쓴 대로 하여
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.Perintah Izebel itu dilaksanakan oleh para pemimpin dan tokoh-tokoh masyarakat Yizreel
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.ויעשו אנשי עירו הזקנים והחרים אשר הישבים בעירו כאשר שלחה אליהם איזבל כאשר כתוב בספרים אשר שלחה אליהם׃
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.那 些 與 拿 伯 同 城 居 住 的 長 老 貴 冑 得 了 耶 洗 別 的 信 、 就 照 信 而 行
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar.那些 與拿伯 同城 居住 的 長老 貴冑 得 了 耶洗別 的 信 、 就 照 信 而行
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:Ale on opustil radu starců, kterouž dali jemu, a radil se s mládenci, kteříž s ním zrostli a stávali před ním.
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:Ale opustil radu starcov, ktorú mu dali, a radil sa s mládencami, ktorí rástli s ním a ktorí stáli pred ním.
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:왕이 노인의 교도하는 것을 버리고 그 앞에 모셔 있는 자기와 함께 자라난 소년들과 의논하여
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:ויעזב את עצת הזקנים אשר יעצהו ויועץ את הילדים אשר גדלו אתו אשר העמדים לפניו׃
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:ויעזב את עצת הזקנים אשר יעצהו ויועץ את הילדים אשר גדלו אתו העמדים לפניו׃
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:فترك مشورة الشيوخ التي اشاروا بها عليه واستشار الاحداث الذين نشأوا معه ووقفوا امامه
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:王 卻 不 用 老 年 人 給 他 出 的 主 意 、 就 和 那 些 與 他 一 同 長 大 、 在 他 面 前 侍 立 的 少 年 人 商 議
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:王 卻 不 用 老 年 人 給 他 出 的 主 意 、 就 和 那 些 與 他 一 同 長 大 在 他 面 前 侍 立 的 少 年 人 商 議
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:王 卻 不 用 老年人 給 他 出 的 主意 、 就 和 那些 與 他 一同 長大 、 在 他 面前 侍立 的 少年人 商議
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı:王 卻 不 用 老年人 給 他 出 的 主意 、 就 和 那些 與 他 一同長大 在 他 面前 侍立 的 少年人 商議
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.A všetci starší toho mesta, najbližší zabitému, umyjú svoje ruky nad jalovicou, sťatou v doline.
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.De leiders van de stad zullen vervolgens hun handen wassen boven de jonge koe
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.그 피살된 곳에서 제일 가까운 성읍의 모든 장로들은 그 골짜기에서 목을 꺾은 암송아지 위에 손을 씻으며
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.Lalu semua pemuka dari kota yang paling dekat harus mencuci tangan mereka di atas sapi it
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.וכל זקני העיר ההוא הקרבים אל החלל ירחצו את ידיהם על העגלה הערופה בנחל׃
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.ويغسل جميع شيوخ تلك المدينة القريبين من القتيل ايديهم على العجلة المكسورة العنق في الوادي
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.那 城 的 眾 長 老 、 就 是 離 被 殺 的 人 最 近 的 、 要 在 那 山 谷 中 、 在 所 打 折 頸 項 的 母 牛 犢 以 上 洗 手
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.那 城 的 眾長 老 、 就 是 離被殺 的 人 最 近 的 、 要 在 那 山谷 中 、 在 所 打折 頸項 的 母牛 犢 以上 洗手
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar.그 피살한 곳에서 제일 가까운 성읍 곧 그 성읍의 장로들이 아직 부리우지 아니하고 멍에를 메지 아니한 암송아지를 취하고
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar.והיה העיר הקרבה אל החלל ולקחו זקני העיר ההוא עגלת בקר אשר לא עבד בה אשר לא משכה בעל׃
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar.فالمدينة القربى من القتيل ياخذ شيوخ تلك المدينة عجلة من البقر لم يحرث عليها لم تجرّ بالنير
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar.看 那 城 離 被 殺 的 人 最 近 、 那 城 的 長 老 就 要 從 牛 群 中 取 一 隻 未 曾 耕 地 、 未 曾 負 軛 的 母 牛 犢
Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar.看 那 城離 被 殺 的 人 最近 、 那 城 的 長老 就 要 從 牛群 中 取 一 隻 未 曾 耕地 、 未 曾 負軛 的 母牛犢
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.(104:22) чтобы он наставлял вельмож его по своей душе и старейшин его учил мудрости.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.aby pútal jeho kniežatá podľa svojej vôle a jeho starcov vyučoval múdrosti.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Aby vládl i knížaty jeho podlé své líbosti, a starce jeho vyučoval moudrosti.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Aby władał i książętami jego według zdania duszy swojej, i starców jego mądrości nauczał.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Afin qu`il pût à son gré enchaîner ses princes, Et qu`il enseignât la sagesse à ses anciens.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.ca să lege după plac pe domnitorii lui, şi să înveţe pe bătrînii lui înţelepciunea.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.da bi zvezaval kneze njegove po volji svoji in učil modrosti njegove starejšine.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Ðặng mặc ý người trói buộc quần thần, Và lấy sự khôn ngoan dạy dỗ các trưởng lão.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Ðặng mặc_ý người trói_buộc quần_thần , Và lấy sự khôn_ngoan dạy_dỗ các trưởng_lão .
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.daß er seine Fürsten unterwiese nach seiner Weise und seine Ältesten Weisheit lehrte.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.forat han skulde binde hans fyrster efter sin vilje og lære hans eldste visdom.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.han skulle binda hans furstar efter sin vilja och lära hans äldste vishet.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.han styred hans Øverster efter sin Vilje og viste hans Ældste til Rette.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.Hogy fõembereit tetszése szerint kötöztetheté, és véneit is bölcsességre taníthatá.
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.juga wewenang untuk mengatur para pegawai raja, dan memimpin kaum tua-tua
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.임의로 백관을 제어하며 지혜로 장로들을 교훈하게 하였도다
Önderlerini istediği gibi eğitsin, İleri gelenlerine akıl versin diye.para, a seu gosto, dar ordens aos príncipes, e ensinar aos anciãos a sabedoria.