Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Mama a spus sa luam toti cina impreuna.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Ma mère a demandé que nous mangions tous ensemble.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Meine Mutter hat gesagt,dass wir zusammen essen sollen.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Mẹ tôi nói hai đứa về nhà cùng ăn tối.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Mia madre ha detto di cenare insieme.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Mijn moeder zei dat we allemaal het avondeten samen moeten eten.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Min mamma sa att vi ska alla äta middag tillsammans.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Η μητέρα μου είπε να πάμε να φάμε όλοι μαζί δείπνο.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.Моя мама сказала, что мы все сегодня обедаем вместе.
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.امي قالت يجب علينا تناول العشى معا
Annem ikimizi yemeğe beklediğini söyledi.行くぞ
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.De fapt, dupa ce a aflat ca am intrat amandoua la Universitatea Parang, n-am mai reusit sa dau de ea.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.Odkedy zistila, že obidve ideme na Univerzitu Parang, nerozprávali sme sa a nemôžem ju zohnať.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.Sebenarnya, sejak dia tahu kita berdua masuk universitas Parang, aku gak bisa menghubunginya sama sekali.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.Thật ra, sau khi biết hai đứa mình vào Đại học Parang, mình chưa hề nói chuyện với cậu ấy.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.Η αλήθεια είναι, από τότε που'μαθε πως οι δυό μπήκαμε στο Παράνγκ, δε μπόρεσα να τη βρώ και να της μιλήσω.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.Всъщност, от както се разбра, че и двете сме приети в Паранг, не мога нито да я намеря, нито да говоря с нея.
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.למעשה, אחרי שהיא גילתה ששנינו נכנסנו פאראנג האוניברסיטה, לא הייתי מסוגלת לדבר או להשיג אותה
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.في الواقع بعد ان تبين باننا سنذهب لجامعه بارانج لم استطع مكالمتها ولا العثور عليها
Aslına bakarsan, biz ikimizin Parang Üniversitesi'ni kazandığımızı duyduktan sonra, O'ndan hiç haber alamadım.だから あんたが事故にあったとき 私ひとりで行ったじゃない
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.De uma forma que nenhum de nós é parecido um com o outro.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.D'une façon telle que pas deux d'entre nous ne sont vraiment pareil.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.En un modo en que, de hecho, no hay dos de nosotros muy similares.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Fakt, że żaden z nas nie jest taki jak inni.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.În sensul că, de fapt, nu exisă două persoane la fel.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.어떤 두 사람도 완전하게 같을 수는 없다는 측면에서 말입니다.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Per questo nessuno di noi è uguale ad un altro.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Unterschiede im menschlichen Wesen, sodass keine zwei von uns ganz gleich sind.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Zo dat in feite geen twee van ons helemaal hetzelfde zijn.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Таким образом, нет одинаковых двух из нас.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Таким чином, що немає двох людей, які були б цілком однаковими.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.Тоест, всъщност няма двама от нас, които да си приличат особено.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.כך שאין שני אנשים שהם בדיוק זהים.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.بمعنى أنه لن تجد بيننا اثنان مساويان لبعضهما البعض.
Aslında ikimizin hiç de aynı olmaması gibi.私たち誰もが 他の誰とも異なる存在であります 私たちは皆
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Azt hiszem, az egyetlen hasonlóság kettőnk közt az volt, hogy hogy mindketten szerettünk önmagunkról beszélni.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Cred că singurul punct comun dintre noi era că amândurora ne plăcea să vorbim despre noi.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Credo che l'unico punto simile tra noi è che a entrambi piace parlare di noi stessi.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Ich denke, die einzige Ähnlihckeit zwischen uns war, dass wir beide gerne über uns selber sprechen.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Jag tror vår enda likhet är att vi båda tycker om att prata om oss själva.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Jedyną naszą wspólną cechą było to, że obaj lubimy mówić o sobie.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Je pense que le seul point commun entre nous est que nous aimons tous deux parler de nous-mêmes.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.제 생각에 비슷한 면이라고는 단지 자기 자랑하는 걸 좋아한다는 것 밖에 없었습니다.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Penso que o único ponto em que havia semelhança era que ambos gostávamos de falar de nós mesmos.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Saya rasa satu-satunya kesamaan di antara kami adalah kami suka berbicara tentang diri sendiri.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Wel praatten we allebei graag over onszelf.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Думаю, что единственное сходство между нами — мы оба любим говорить о себе.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.Мисля, че единствената прилика между нас е, че и двамата обичаме да говорим за себе си.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.אני חושב שנקודת הדימיון היחידה ביננו היא ששנינו אהבנו לדבר על עצמנו.
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.اعتقد ان التشابه الوحيد الذي كان بيننا هو اننا نحب التحدث عن أنفسنا كثيراً
Bence ikimiz arasındaki tek benzer nokta ikimizin de kendimizden bahsetmekten hoşlanıyor olmamızdı.自分のことを話すのが好きなことぐらいです でも彼は確信していました
Bir şey olmuş olmalı. Bu ikimizi ilgilendiren bir mesele.- Majd mi ketten elintézzük a dolgot.
Bir şey olmuş olmalı. Bu ikimizi ilgilendiren bir mesele.سنتكفل بالامر
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.¿A dónde nos lleva esto a nosotros dos con una familia con 3 hijos en medio de todo esto?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Alors où cela nous laisse-t-il avec une famille de trois petits garçons au milieu de tout cela ?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Čo to znamená pre nás dvoch s našou rodinkou troch malých chlapcov?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Co z toho vyplývá pro nás dva s rodinkou s našemi třemi chlapci v ohnisku toho všeho?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Dokąd więc prowadzi to nas dwoje w rodzinie z trójką małych chłopców pośród tego wszystkiego?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Então, onde é que isto nos deixa. a nós os dois, numa família com os nossos três rapazes no meio disto tudo?
Bu çizgilerin en kalın yeri, ikimizin, üç oğlumuzla birlikte bir aile olarak bulunduğu bugün.Jadi di mana kami sekarang dengan keluarga tiga putra kecil kami di antara semua itu?