Bir saat içinde seni tekrar arayacağım.I'll call you up again in an hour.
Bir saat içinde oraya varacağız.We'll arrive there within an hour.
O, bir saat içinde dönecek.He will be back in an hour.
Bir saat içinde ödevimi bitirmem gerekiyor.I must finish my homework in an hour.
Bir saat içinde onu bitireceğim.I'll finish it in one hour.
Bir saat içinde sana geleceğim.I will come to you in an hour.
Bir saat içinde seni arayacağım.I will call you in an hour.
Bir ay içinde geri gel.Come back within a month.
Bir ay içinde İngilizce öğrenmek imkansızdır.It's impossible to learn English in a month.
11 saat içinde, 7.30 gibi San Francisco'ya varacağız.In 11 hours, we will arrive in San Francisco around 7:30.
10 dakika içinde döneceğim.I'll be back in ten minutes.
Bu on yıl içindeki en kötü fırtına.This is the worst storm in ten years.
On yıl içinde şehrimiz çok değişecek.In ten years our town will change a lot.
On yıl içinde onun hakkında çok şey öğrenmiş olacağımı umuyorum.I hope I'll have learned a great deal about it in ten years.
On yıl içinde ilk kez Japonya'dan ayrıldım.I left Japan for the first time in ten years.
On gün içinde ilk kez yağmur yağdı.It rained for the first time in ten days.
"Bir dakika içinde döneceğim,"diye ekledi."I'll be back in a minute," he added.
"Otobüsler bir saat içinde ne sıklıkta çalışırlar?" "Her otuz dakikada.""How often do the buses run in an hour?" "Every thirty minutes."
Firefox'un bir gün içinde 8 milyon kez indirilmiş olduğunu söylüyorlar.They say that Firefox is downloaded over 8 million times a day.
Kalabalık, panik içindeydi.The crowd was in a panic.
Ordu, devlet içinde bir devlettir, çağımızın kötülüklerinden biridir.An army is a nation within a nation; it is one of the vices of our age.
Güzel hava sayesinde, tüm ürünleri bir gün içinde hasat edebildik.Thanks to the nice weather, we were able to harvest all of the crops in a day.
Prens ve prenses tezahürat yapan kalabalığın içinden geçtiler.The prince and princess made their way through the cheering crowd.
Onun yüksek maaşı onun konfor içinde yaşamasını sağladı.His high salary enabled him to live in comfort.
Bu otuz yıl içinde yaşadığımız en sıcak yaz mevsimi.This is the hottest summer that we have had in thirty years.
Geçen yaz oldukça soğuktu, ve pirinç ekini on yıl içinde en kötüydü.It was exceptionally cold last summer, and the rice crop was the worst in 10 years.
Dün gece içinde uyuduğum yatak çok rahat değildi.The bed I slept in last night wasn't very comfortable.
Ben New York'a ilk gittiğimde, bir şaşkınlık içindeydim.When I first got to New York, I was in a daze.
Televizyonda annemizin bürosunu alevler içinde gördük.On TV we saw Mummy's office in flames.
Biz işi bir gün içinde yapmak zorundayız.We have to do the work in a day.
Doğayla uyum içinde yaşamayı öğrenmeliyiz.We must learn to live in harmony with nature.
Biz birkaç saat içinde Atlantik'i uçtuk.We flew the Atlantic in a few hours.
Biz barış içinde yaşarız.We live in peace.
Huzur içinde yaşıyoruz.We live in peace.
Hepimizin içinde, Tom açık ara farkla en iyi yüzücüydü.Of us all, Tom was by far the best swimmer.
Onunla iyi ilişkiler içindeyim.I am on good terms with him.
Köpeğim ve kedim birbirleriyle uyum içinde yaşarlar.My dog and cat live in harmony with each other.
Uçağım bir saat içinde hareket edecek.My flight will depart in an hour.
Üç yıl içinde kızımın ne kadar uzun olacağını düşünüyorsun?How tall do you think my daughter will be in three years?
Onun bu işi bu kadar kısa bir süre içinde bitirebileceğini ummuyorduk.We did not expect him to finish the task in so short a time.
Bir hafta içinde kitabı okumayı bitireceğim.I will finish reading the book in a week.
İşi bir hafta içinde bitireceğim, yani, 5 Mayıs'ta.I'll finish the work in a week, that is, on May 5th.
İşi birkaç gün içinde bitirmem mümkün değil.I could not possibly finish the work in a few days.
Onunla yakın ilişkiler içindeyim.I was on close terms with him.
Ben bu işin içinde yer almak istemiyorum.I don't want to be involved in this affair.
Hepsinin içinde en az havuçları severim.I like carrots least of all.
Kısa sürede herkesin içinde konuşmaya alıştım.I soon got accustomed to speaking in public.
Roy'un herkesin içinde bir şarkı söylediğini hiç duymadım.I have never heard Roy sing a song in public.
Bir saat içinde oraya varamam.I cannot get there in an hour.
Bir hafta içinde eve dönmek zorundayım.I must return home within a week.
Ben konfor içinde yaşıyorum.I live in comfort.
Evin içinde bir şeyin dolaştığını hissettim.I felt something move in the house.
Bavulumu toplamakla meşguldüm, çünkü iki gün içinde Fransa'ya gidiyordum.I was busy packing, because I was leaving for France in two days.
Ben rahat içinde yaşamak istiyorum.I want to live in comfort.
Beş gün içinde işi bitireceğim.I will finish the work in five days.
Birkaç gün içinde arabanı tamir ettirmeliyim.I must have my car fixed in a few days.
Onu bir kalabalığın içinde tanıyabilirim.I can recognize him even in a crowd.
Onu kalabalığın içinde kaybettim.I lost him among the crowd.
Toplum içinde konuşmaya alışkın değilim.I'm not used to speaking in public.
Hayatımı kaybetme tehlikesi içindeydim.I was in danger of losing my life.