Aniden Tom acı içinde göğsünü tuttu.Suddenly, Tom grabbed his chest in pain.
Tom huzur içinde uyudu.Tom slept peacefully.
Misafirlerimiz kısa süre içinde ayrılıyor olacaklar.Our guests will be leaving shortly.
Tom acı içinde kıvranıyordu.Tom was writhing in agony.
Tom birkaç saat içinde normale geri dönmeli.Tom should be back to normal in a few hours.
Peki, kutunun içinde ne var?Well, what's in the box?
Bu ev içinde oturulmaz.This house is uninhabitable.
Dinleyiciler içinde birçok insan şakanı anlamadı.Many people in the audience didn't understand your joke.
Devasa bir deprem şehrin içinden yardırıp gitti.A colossal earthquake ripped through the city.
Bu kent dört yüz yıl içinde büyük bir deprem görmedi.This city hasn't seen a major earthquake in four hundred years.
Geleneksel ahşap evlerin çoğu alevler içinde.Many of the traditional wooden houses are ablaze.
Başkan Tom Jackson nadir olarak toplum içinde görünür.President Tom Jackson rarely appears in public.
Bir saat içinde seni görmek istiyorum.I want to see you in an hour.
Bir saat içinde onları görmek istiyorum.I want to see them in an hour.
Bir saat içinde onu görmek istiyorum.I want to see him in an hour.
Otuz dakika içinde hazır olmak zorundayız.We've got to be ready in thirty minutes.
Altı ay içinde yurtdışına gidecek.She will go abroad in six months.
Saniyeler içinde Dan'ın hayatı sonsuza dek değişecek.Within seconds, Dan's life will change forever.
Arabanın içinde biri yaralandı mı?Was anyone injured inside the car?
Tom bugün daha iyi bir ruh hali içinde mi?Is Tom in a better mood today?
Beş dakika içinde geri gel.Come back in five minutes.
Tom beş dakika içinde burada olacak.Tom will be here in five minutes.
Bir dakika içinde seni tekrar arayayım.Let me call you back in a minute.
Mary içinde Tom'un bir fotoğrafı olan kalp şeklindeki bir madalyon takıyor.Mary wears a heart-shaped locket with a photo of Tom in it.
Beş dakika içinde gidiyoruz.We're leaving in five minutes.
Bunun içinde şişman görünüyor muyum?Do I look fat in this?
Kaşıklar bardağın içinde.The spoons are in the glass.
Bu, konuyu içinden çıkılmaz hale getiriyor.That is complicating the matter.
Tablet içinde, askorbik asid konsantrasyonu çok düşüktür.The concentration of ascorbic acid in the tablet is very low.
Bir hafta içinde bir Bar-Mitzva'ya davet edileceksin.You are invited to a Bar-Mitzva in a week.
Tom muhtemelen bir saat içinde burada olacak.Tom will possibly be here within the hour.
Önümüzdeki on yıl içinde birçok gelişme görmeyi umuyoruz.We hope to see a lot of development over the next decade.
Tom acı içinde inledi ve yardım için bağırdı.Tom moaned in pain and screamed for help.
Evin içinde kimse yoktu.There was no one inside the house.
Sona yaklaşan dünya hakkındaki filmde, ölüm on iki saat içinde kesindi.In the film about the world coming to an end, death was certain within twelve hours.
Tom Mary ile kararlı bir ilişki içinde olmak istedi.Tom wanted to be in a committed relationship with Mary.
Tom açıkça bir belanın içindeydi.Tom was clearly in trouble.
Tom açıkça bir belanın içinde.Tom is clearly in trouble.
Bu mesaj beş saniye içinde kendini yok edecektir.This message will self-destruct in five seconds.
Tom yaralı yarasayı karton kutu içinde evine geri taşıdı.Tom carried the injured bat back to his house in a cardboard box.
Tren beş dakika içinde kalkıyor.The train departs in five minutes.
Tom seyircilerin içindeydi.Tom was in the audience.
Şüphe içinde olduğunuz zaman onu dışarıda bırakın.When in doubt, leave it out.
Yemek yarım saat içinde hazır olacak.The meal will be ready in a half hour.
Haftada kırk saat çalışan hiç kimse yoksulluk içinde yaşamamalı.No one who works forty hours a week should live in poverty.
Bir gün içinde kaç kez yemek yersin?How many times do you eat in a day?
Sen üç ya da dört hafta içinde buna alışacaksın.You'll get used to this in three or four weeks.
Altı yıl içinde, bugün söylediğini hatırlayacak mıyız?In six years, will we remember what you said today?
Tom gerçekten iyi bir ruh hali içinde gibi görünüyor.Tom seems to be in a really good mood.
Lütfen huzur içinde yiyeyim.Let me eat in peace, please.
Okul defteri, çantanın içinde.The notebook is in the briefcase.
Dizüstü bilgisayar, çantanın içinde.The notebook is in the briefcase.
O binanın içinde gir. Daha sonra ne yapacağını sana söyleyeceğim.Go inside that building. I will tell you what to do next.
Tom bir varilin içinde nehirden aşağıya doğru yüzdü.Tom floated down the river in a barrel.
Benim işim üç ay içinde başlıyor.My job starts in three months.
Kale acil onarım ihtiyacı içindedir.The castle is in need of urgent repairs.
Arizona'nın içinden hangi nehirler akar?What rivers run through Arizona ?
Tom bir şok içinde.Tom is in for a shock.
Bu bir veya iki gün içinde bitmiş olacak.It'll be finished in a day or two.
O bir kimononun içinde gerçekten güzel görünüyor.She really looks beautiful in a kimono.