Bir ya da iki dakika içinde iyi olacağım.I'll be all right in a minute or two.
Otuz dakika içinde orada olabilirim.I can be there in thirty minutes.
Yaklaşık otuz dakika içinde senin mekanında olacağım.I'll be at your place in about thirty minutes.
Üç saat içinde bir uçağı yakalamak zorundayım.I have to catch a plane in three hours.
Tom kutuyu açmak istemiyor fakat onun içinde ne olduğunu biliyor.Tom doesn't want to open the box, but he wants to know what's inside it.
Neden böyle kötü bir ruh hali içindesin?Why are you in such a bad mood?
Neden böyle iyi bir ruh hali içindesin?Why are you in such a good mood?
Bu akşam neden böyle kötü bir ruh hali içindesin?Why are you in such a bad mood this evening?
Bugün neden böyle kötü bir ruh hali içindesin?Why are you in such a bad mood today?
Bir ay içinde, hava şimdi olduğu kadar sıcak olmayacak.In a month, the weather won't be as hot as it is now.
Güneş yaklaşık 5 milyar yıl içinde kırmızı bir dev olacaktır.The sun will become a red giant in about 5 billion years.
Onu birkaç yıl içinde görmedim.I haven't seen him in a few years.
Biraz sonra gidiyorum çünkü otobüsüm yarım saat içinde hareket ediyor.I'm leaving soon because my bus goes in half an hour.
Bir saat içinde karanlık olacak.It'll be dark in an hour.
Üç hafta içinde görüşürüz.See you in three weeks.
Mary o elbisenin içinde harika görünmüyor mu?Doesn't Mary look great in that dress?
Nefesli enstrümanlar içinde en mükemmeli insan sesidir.The human voice is the most beautiful of all wind instruments.
Tom’un da içinde olduğu talihsiz bir olaya hepimiz tanık olduk.We are all witnessed the unlucky incident included Tom.
İşletmeler, son 52 ay içinde 9.7 milyondan fazla özel sektör istihdamı yarattılar.Businesses have created more than 9.7 million private sector jobs in the past 52 months.
Soyulmuş ve doğranmış patatesleri kaynayan su içinde 20 dakika pişir.Cook the peeled and chopped potatoes for 20 minutes in boiling water.
Eski paralar gizemli mezar içinde bulundu.Ancient coins were found inside the mysterious tomb.
Ben bir hafta içinde bu anlaşmayı kapatmak zorundayım.I have to close this deal within a week.
Bir hafta içinde bu işlemi kapatmak zorundayım.I have to close this transaction within a week.
Bu işlemi bir hafta içinde kapatmalıyım.I must close this transaction within a week.
Bir hafta içinde bu anlaşmayı kapatmalıyım.I must close this deal within a week.
Bir hafta içinde bu anlaşmayı bitirmek zorundayım.I have to conclude this deal within a week.
Ben bir hafta içinde bu işlemi sonuçlandırmak zorundayım.I have to conclude this transaction within a week.
Bir hafta içinde bu işlemi tamamlamam gerekir.I need to complete this transaction within one week.
Ben yaklaşık iki hafta içinde gelirim.I will come in about two weeks.
Kuzeyden gelen uçan sincaplar ağaçların içinde yuva yapar.Northern flying squirrels nest inside trees.
İyi eğlenceler! Bir saat içinde görüşürüz.Have fun! See you in an hour.
Ağır bir içki içtikten sonra Tom bir sersemlik içinde uyandı.Tom woke in a stupor after a night of heavy drinking.
Neredeyse Uzayın tüm yönlerinde hareket edebilirsin ancak zaman içinde hareket edemezsin.You can move about in all directions of Space, but you cannot move about in Time.
Tom'a herkesin içinde gülündü.Tom was laughed at in public.
Biri iyi bir ruh hali içinde.Somebody's in a good mood.
Sessizlik içinde yediler.They ate in silence.
Ben refah içinde yaşamıyorum.I'm not living on welfare.
Onlar bir dakika içinde dışarıda olmalı.They should be out in a minute.
Tom neredeyse şok içindedir.Tom is almost in shock.
Seni tekrar kontrol etmek için bir saat içinde döneceğim.I'll be back in an hour to check on you again.
Ben gerçekten böyle acı içinde sizi görmekten nefret ediyorum.I really hate to see you in such pain.
Tom yere çömelmiş, acı içinde kıvranıyordu.Tom is crouched on the floor, writhing in pain.
Aniden Tom acı içinde göğsünü tuttu.Suddenly, Tom grabbed his chest in pain.
Tom hiç ciddi bir ilişki içinde olmadı.Tom has never been in a serious relationship.
Tom'un yaşamı tehlike içinde.Tom's life's in danger.
Hayatımız sürekli olarak tehlike içinde.Our lives are constantly in danger.
Sen büyük bir tehlike içindesin.You're in great danger.
Tom suyun içinde kaldı.Tom stayed in the water.
Bir saat içinde onu Tom'a göstermek istiyorum.I want to show it to Tom within the hour.
Eğer bir şey olursa üç saniye içinde evde olacağız.If anything happens, we'll be in in three seconds.
Tom gündelik elbiselerinin içinde.Tom is in casual clothes.
Tom sınıf arkadaşları ile iyi ilişkiler içindedir.Tom is on good terms with his classmates.
Tom son üç hafta içinde neredeyse bana hiçbir şey söylemedi.Tom has barely said anything to me in the last three weeks.
Onların hepsi işbirliği içinde.They're all in cahoots.
Birkaç gün içinde ona sahip olacağım.I'll have it in a couple days.
Yakın temas içinde kalalım.Let's stay in close contact.
Bu gençken içinde yaşadığım mahalle.This is the neighborhood I lived in when I was younger.
Tom bu gece içinde uçacak.Tom is flying in tonight.
Ben Tom'un onun içinde olduğunu düşündüm.I thought Tom was in on it.
Ben tamamen senin içindeydim.I was totally into you.