İnek sütü içer misin?Do you drink cow's milk?
Bu kütüphane, özellikle kör çocuklar için kitaplar içerir.This library contains books specifically for blind children.
Kırmızı kutu yeşil bir küp içeriyor.The red box contains a green cube.
İçecek bir şey almak için kafeye girdim.I am entering the cafe to get something to drink.
İçeri girmezsem sorun yaratır mı?Is it OK if I don't come in?
Tom'un en sevdiği içecek kahvedir.Tom's favorite drink is coffee.
Ben içe dönük biriyim.I am an introvert.
Leyla çok içki içer.Layla drinks a lot.
İçeriden destekli bir iş miydi?Was it an inside job?
Leyla içeriye girdi.Layla went inside.
Sen onu içecek misin?Are you going to drink that?
Tom duvardaki gizli bir kapıdan içeri girdi.Tom came in through a secret door in the wall.
DVD silinmiş ve genişletilmiş sahneler içeriyor.The DVD contains deleted and extended scenes.
İmparatorluk hala Kıbrıs, Girit, Rodos, Malta ve Sicilya adalarını içeriyordu.The empire still included the islands of Cyprus, Crete, Rhodes, Malta, and Sicily.
İçecek herhangi bir şeyin var mı?Do you have anything to drink?
Gerçekten onu içecek misin?Are you really going to drink that?
Bazı içecekler için bize katılmak ister misiniz?Would you like to join us for some drinks?
Artık halka açık yerlerde sigara içemezsiniz.You can't smoke in public places anymore.
Sanırım içeri girmeliyiz.I think we ought to go in.
Leyla içeri girdi.Layla moved in.
İyi bir soru, yanıtın yarısını içerir.A good question contains half the answer.
Siz içeri girmemiz gerektiğini düşünmüyor musunuz?Don't you think we ought to go in?
İçeri girmemiz gerektiğini düşünmüyor musun?Don't you think we ought to go in?
Bunu benim için içeriye götürür müsün?Could you take this inside for me?
Bu yoğurt şişesi laktoz içermez.This bottle of yogurt does not contain lactose.
İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523.
Leyla içki içecek kadar yaşlıydı.Layla was old enough to drink.
Leyla idrarını içemedi.Layla couldn't drink her urine.
Leyla deniz suyu içemedi.Layla couldn't drink seawater.
Sami'nin şiddet içeren fantezileri vardı.Sami had violent fantasies.
Sami'nin şiddet içeren cinsel istekleri porno siteleri tarafından harekete geçirildi.Sami's violent sexual urges were excited by porn websites.
İngilizceyi mükemmel şekilde, kanepede yatarken ve bira içerken öğrendi.He learned English perfectly well, lying on the sofa and drinking beer.
İçecek soğuk bir şey var mı?Is there something cold to drink?
O içeride.He's inside.
Cümle bazı ciddi hatalar içeriyor.The sentence contains some serious mistakes.
O Mary ve Eve'in içeri girdiğini fark etmedi.He didn't notice that Mary and Eve had come in.
Barmen içecekleri karıştırdı.The bartender mixed the drinks.
'Problem' kelimesinin 'şiir' kelimesini içerdiğini fark ettiniz mi?Have you noticed that the word 'problem' contains the word 'poem'?
Akıllı bir insan için tek içecek sudur.Water is the only drink for a wise man.
Tom içeride olabilir. Bir bakayım.Tom may be in. Let me check.
Tom ve ben ikimiz de çok fazla kahve içeriz.Tom and I both drink too much coffee.
Tom nadiren partilerde bira içer.Tom seldom drinks beer at parties.
İçeri girdiğimde Tom odadan ayrıldı.Tom left the room when I came in.
Tom'un yaşı hâlâ içki içemeyecek kadar küçük.Tom is still too young to drink.
Çok şarap içer misin?Do you drink a lot of wine?
Çok bira içer misin?Do you drink a lot of beer?
Ben hemen içeri girmedim.I didn't go in right away.
Tom çok içki içerdi.Tom used to drink too much.
Ben içeri girmedim.I didn't go straight in.
Tom Boston'dan içeri girdi.Tom flew in from Boston.
Ben nadiren bira içerimI seldom drink beer.
Geç gelenler içeriye alınmamıştı.Late-comers were not admitted.
Içeri girme. Ben üzerimi değişiyorum.Don't come in. I'm changing.
İçen kocasını evden attı.She turfed her drinking husband out of the house.
O, İçki içen kocasını evden attı.She threw her drinking husband out of the house.
Genellikle ne tür bira içersin?What kind of beer do you usually drink?
Bir şişe şarap daha içelim.Let's drink one more bottle of wine.
Hadi bir şişe şarap daha içelim.Let's drink one more bottle of wine.
Tom içeri girdiğinde bunu yapacak.Tom will do that when he comes in.
İçecek bir şeye ihtiyacım vadı.I needed something to drink.