Tom kesinlikle hoş bir adamdı.Tom certainly was a nice guy.
Tom kesinlikle Mary ile konuşmaktan hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom certainly seems to enjoy talking with Mary.
Tom kesinlikle köpeği ile yüzmekten hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom certainly seems to enjoy swimming with his dog.
Tom kesinlikle Mark Twain'i okumaktan hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom certainly seems to enjoy reading Mark Twain.
Tom kesinlikle Mary'nin şirketinden hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom certainly seems to enjoy Mary's company.
Tom kesinlikle geçen cuma gecesi partiden hoşlanıyor gibi görünüyordu.Tom certainly seemed to enjoy the party last Friday night.
Tom kesinlikle hokkabazlığı kolay gösterir.Tom certainly makes juggling look easy.
Tom kesinlikle hoşnut görünüyor.Tom certainly looks very content.
Tom kesinlikle Mary'nin hoşlandığı tek adam değildir.Tom certainly isn't the only man that Mary likes.
Tom bunu kesinlikle hoş karşılar.Tom certainly is a good sport about it.
Tom kesinlikle o eski fagottan hoş bir ses çıkarır.Tom certainly gets a nice sound out of that old bassoon.
Tom kesinlikle hoş bir araba sürer.Tom certainly drives a nice car.
Tom ne yaparsa yapsın, Mary'nin ondan hoşlanmayacağı sonucuna vardı.Tom came to the conclusion that no matter what he did, Mary wouldn't like it.
Tom karate hocasına "sensei" diyor.Tom calls his karate teacher Sensei.
Tom birkaç günden sonra koşudan gerçekten hoşlanmaya başladı.Tom began to really enjoy jogging after a few days.
Tom Mary'den gittikçe hoşlanmaya başladı.Tom began to like Mary more and more.
Hem Tom hem Mary o filmden hoşlandılar.Tom and Mary both enjoyed that movie.
Tom'un gerçekten hoşlandığı tek restoran caddenin karşısındakidir.The only restaurant that Tom really likes is the one across the street.
Tom tuvalet kapağını açık bıraktığında Mary bundan hoşlanmaz.Mary doesn't like it when Tom leaves the toilet seat up.
Sanırım Tom senden hoşlanıyor.I think Tom likes you.
Sanırım Tom Mary'den hoşlanıyor.I think Tom likes Mary.
Sanırım sonunda Tom Mary'nin gerçekten ondan hoşlanmadığını anlayacak.I imagine that Tom will eventually figure out that Mary doesn't really like him.
Bob ve Nora, hoşça kalın.Goodbye, Bob and Nora.
Arkadaşın çaydan hoşlanır mı?Does your friend like tea?
Yang arkadaşımdan hoşlanmıyor.Yang doesn't like my friend.
Öğrenciler okuldan hoşlanmıyorlar.The students don't like school.
Golf hoşlanmadığım spordur.Golf is the sport that I don't like.
İyi olmadığım bir başka şey hokkabazlıktır.Juggling is another thing I'm not very good at.
Kanada'ya Hoş geldiniz!Welcome to Canada!
Bu gece kim hokey oynuyor?Who's playing hockey tonight?
Bu hoşuna gider mi?Does that float your boat?
O, gerçekten hoşuna gider mi?Does she really float your boat?
Klasik müzikten hoşlanırım!I do like classical music!
Tom diğer insanların tenis oynamalarını izlemekten hoşlanır.Tom likes to watch other people play tennis.
Bundan hoşlanıyorsun, değil mi?You're enjoying this, aren't you?
Neden hoşça kal demedin?Why didn't you say goodbye?
Tom'a yalan söylemekten hoşlanmıyorum.I don't like lying to Tom.
Hoşça kal diyecek kimsem yok.I have no one to say goodbye to.
Tom'un benden hoşlanmadığını söylediğini biliyorum.I know that Tom says he doesn't like me.
Size takılmak hoşuma gidiyor.I like hanging out with you.
Hazırlıklı olmaktan hoşlanırım.I like to be prepared.
Saçından hoşlanıyorum.I like your hair.
O film hoşuma gitti.I liked that movie.
Hikayen hoşuma gitti.I liked your story.
Tom'un Mary'ye davranma tarzından hâlâ hoşlanmıyorum.I still don't like the way Tom treats Mary.
Sanırım senden hoşlanıyorum.I think I like you.
Tom ve Mary'nin böylesine hoş bir çift olduğunu düşündüm.I thought Tom and Mary made such a nice couple.
Ben senin Tom'dan hoşlanmadığını söylediğini düşündüm.I thought you said you didn't like Tom.
Tom'a Mary'nin ondan hoşlanmadığını söyledim.I told Tom Mary didn't like him.
Hobi olarak dil öğreniyorum.I learn languages as a hobby.
Gerçekten biradan hoşlanıyor gibi görünüyorsun.You really seem to like beer.
Sen gerçekten ıspanaktan hoşlanmıyor gibi görünüyorsun.You really seem to dislike spinach.
Boston'a hoş geldiniz.Welcome to Boston.
Hoşlansak da hoşlanmasak da o toplantıya katılmak zorundayız.Like it or not, we have to attend that meeting.
Ne kadar hoş!How lovely!
İnsanlarla kendi ana dillerinde konuşmaktan hoşlanırım.I like to talk to people in their native languages.
Birlikte zaman geçirmekten hoşlanacağın ünlü bir kişiyi seçebilsen, bu kim olurdu?If you could choose one famous person you'd like to spend time with, who would it be?
O yaşlı adam gerçekten hoş.That old guy is really nice.
Ne! Holk'un bir oğlu mu vardı? Fakat o evli değildi.What! Holk had a son? But he was not married.
Yüksek sesle horluyordu.He was snoring loudly.