Toplumda Hoşgörü hakim olmalıdır.V budúcnosti by mala pamiatka slúžiť verejnosti.
Bu kitabe bölgeyi ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlamaktadır.Ta napis dokazuje obstoj strpne uprave Seldžukov, ki so zasedali regijo.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Lahko je drugačna ureditev pri tujcih.
Tüm Ege köylerinde olduğu gibi Irlamaz'ın insanları da hoşgörülü ve sıcak kanlıdır.Tako kot na vseh otokih so bili tudi tukaj boji zagrizeni in krvavi.
"Vakıflar "hoşgörüyü" yeniden inşa etti". (yardım)Podprl je cerkvena prizadevanja za ohranjanje »božjega miru« (treuga Dei).
Theodosius hanedanının diğer imparatorlarından farklı olarak tüm Hıristiyan mezheplerine hoşgörü göstermiştir.Jis, priešingai nei Teodosų šeima, toleravo visas krikščionių sektas.
Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü.Jis augo meniškoje ir pasiturinčioje aplinkoje.
Atmosferik kirliliğe hoşgörülüdür.Netoleruoja užteršto oro.
Dinlere karşı da hoşgörülüydü kendisi.Tema usupoliitika oli samuti väga tolerantne.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.A jeho touha je zachránit islám od obrazů netolerance v přátelsky dětském formátu.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Ele sonha em salvar o Islão da imagem de intolerância, tudo num formato acessível aos mais novos.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.El își dorea să separe Islamul de imaginile intoleranței, într-un format atractiv pentru copii.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Et son désir est de sauver l'Islam de ses images d'intolérance, tout ça dans un format pour enfant.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Nayef Al Mutawa, który chce obronić islam przed wizerunkiem nietolerancji, w formie przyjaznej dzieciom.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Och hans önskan är att rädda islam från intoleranta bilder, allt i barnvänligt format.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Y él desea rescatar el islam de imágenes de intolerancia todo eso en un formato accesible a los niños.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Η επιθυμία του είναι να σώσει το Ισλάμ από εικόνες μισαλλοδοξίας, πάντα σε μία μορφή φιλική προς τα παιδιά.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Він хотів позбавити Іслам від образів нетерпимості, у зручному для дітей форматі.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Копнежът му е да спаси исляма от образи на нетолерантност, изцяло в приятелски настроен към децата формат.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak. Bunu çocuklar için uygun bir formatta yapıyor.Он хотел избавить Ислам от образов нетерпимости, в форме, удобной для детей.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.그의 희망은 이슬람교를 편협한 이미지로부터 벗어나게 하고
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.Nayef Al Mutawa, ktorý túži zachrániť Islam od obrazov neznášanlivosti.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.Zijn verlangen is de Islam te redden van beelden van intolerantie.
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.והשאיפה שלו היא לחלץ את האיסלם מתפיסות של חוסר סובלנות,
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.ورغبته هي إنقاذ الإسلام من صور التعصب،
Al Mutawa'nın amacı İslam"ı hoşgörüsüzlük imajından kurtarmak.イスラム教を不寛容の イメージから救うのが彼の狙いです
Ancak aynı zamanda, evrensel değerlere açık, dünya ile bağlı ve dışarıya hoşgörülü olmalı.하지만 동시에, 변화는 보편적 가치들에 열려있고, 세계와 연결되어 있으며, 외부에 관용적이기도 합니다.
Ancak aynı zamanda, evrensel değerlere açık, dünya ile bağlı ve dışarıya hoşgörülü olmalı.Водночас будучи відкритими та толерантними до світової громадськості.
Ancak aynı zamanda, evrensel değerlere açık, dünya ile bağlı ve dışarıya hoşgörülü olmalı.ובאותו זמן, פתוח לערכים אוניברסליים, מחובר אל העולם, סובלני כלפי מה שבחוץ.
Ancak aynı zamanda, evrensel değerlere açık, dünya ile bağlı ve dışarıya hoşgörülü olmalı.ولكنه في الوقت نفسه يجب أن يكون منفتحا على القيم العالمية، ومرتبطا بالعالم ومتسامحا مع الخارج.
Ancak aynı zamanda, evrensel değerlere açık, dünya ile bağlı ve dışarıya hoşgörülü olmalı.世界の価値観に通じ 異文化に寛容であるべきなのです これがまさに
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.25日よりも前だったら
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.A szélsőség toleranciává alakult át.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Ekstremisme menjadi toleransi.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Ekstremizm stał się tolerancją.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.El extremismo se volvió tolerancia.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Extremism blev tolerans.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Extremisme werd tolerantie.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Extremismul devenise toleranță.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Extremismus ist zu Toleranz geworden.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.극단주의는 관용이 되었습니다.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.L'estremismo è diventato tolleranza.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.L'extrémisme est devenu la tolérance.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.O extremismo tornou-se tolerância.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Sự cực đoan trở thành sự khoan dung.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Z extrémizmu sa stala tolerancia.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Ο εξτρεμισμός έγινε ανοχή.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Екстремизмът се превърна в толерантност.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.Экстремизм стал терпимостью.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.מהפך מושלם.
Aşırılık hoşgörüye dönüşmüştü.التطرف اختفى وحل بدلا منه السماحة
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Ele folosesc negocierea și toleranța în locul răspunsurilor armate.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Elles utilisent la négociation et la tolérance plus souvent que la force.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Họ dùng thương lượng và sự khoan dung nhiều hơn là vũ khí.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.그들은 무력을 사용하기 보다는 협상과 관용을 더 많이 사용합니다.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Mereka lebih sering menggunakan perundingan dan toleransi daripada senjata.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Posługiwały się znacznie częściej negocjacją i tolerancją niż siłą.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Sie verwenden dafür häufiger Verhandlungsgeschick und Toleranz als Waffen.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Tárgyalással és toleranciával dolgoznak sokkal inkább, mint fegyveres tevékenységgel.
Askeri bir müdaheleden çok pazarlık ve hoşgörüyü kullanıyorlar.Usan la negociación y la tolerancia en vez de la respuesta armada.