Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır.A nemfémek jellemzően diamágnesesek.
Bekleyelim de Görelim Hoşgörü ^ "Hangi Parçayı Kim Çaldı?".Néző, türelmes füllel jöjj, segédkezz, És ami csonka itten, az egész lesz.”
Sekterce tutumlar yerine sosyalist hümanizmanın hoşgörüsü seçti.A kényelmesség helyett inkább a spirituális egészséget választották.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Az idegenekkel szemben tartózkodóan viselkedhet.
Uygurlar, kendi dinleri dışında diğer dinlere hoşgörülü olmuştur.Remélem a Queen az alkotói szféráján kívül tudja tartani a frusztrációit.
Hem Hristiyanlara, hem de Yahudilere olan hoşgörüsüyle tanınırdı.Hän myös suhtautui suvaitsevaisesti kristittyihin ja juutalaisiin.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Vieraita kohtaan se voi olla pidättyväinen.
Dinlere karşı da hoşgörülüydü kendisi.Hän kannatti myös suvaitsevaisuutta toisinajattelijoita kohtaan.
Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır.Diatsiriinit ovat diatsoalkaanien isomeereja.
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Lapsille se on kuitenkin lempeä.
Bazı gençler hoşgörülecekleri ümidiyle böyle bir günahı göze alabilirler.Hän haluaa selvittää edes osan synneistään tällä tavalla.
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Τραυλισμός στα παιδιά.
Theodosius hanedanının diğer imparatorlarından farklı olarak tüm Hıristiyan mezheplerine hoşgörü göstermiştir.Σε αντίθεση με τους Αυτοκράτορες της Δυναστείας του Θεοδοσίου, ανέχθηκε όλες τις Χριστιανικές αιρέσεις.
Bilinmeyen nedenlerden dolayı, her nasılsa, kasım geldiğinde ona çok daha az hoşgörüyle bakılıyordu.Af ukendte årsager var han i november meget mindre velkommen.
483: Hristiyanlara Hoşgörü Fermanı verildi.483: Bekendtgørelse om tolerance overfor kristne.
Yeni imparator Gallienus, Hristanlığa yönelik bir hoşgörü fermanı ilan etti.Helt fra starten af har grev Coudenhove-Kalergi talt for et Europa med klar vægt på kristendom.
Farklı dini grupların arasındaki ilişkiler genellikle hoşgörülüdür.Forholdet mellem tilhængerne af de to religioner var dog i reglen fredeligt.
Bilinmeyen nedenlerden dolayı, her nasılsa, kasım geldiğinde ona çok daha az hoşgörüyle bakılıyordu.Av ukjente årsaker var han i november blitt meget mindre velkommen.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Den kan være litt mistenksom overfor fremmede.
Burada hoşgörüsüzlüğün ve katliamın korku verici yüzünü gördü.Han håndterte tålmodig og hensynsfullt hustruens anfall og raseriutbrudd.
Buna göre, Kilise tam olarak organize olmadan önce, erken Orta Çağ toplumu hoşgörülüydü.I tidlige middelaldersamfunn, før den kristne kirke ble helt organisert, var det tolerante tider.
Toplum bütün dinlere hoşgörülüdür.Vievannskar er obligatorisk i alle kirker.
Daha hoşgörülü oldu.Ia menjadi lebih toleran.
Gey topluluğuna gösterilen hoşgörüsüzlüğü reddediyorum.""Aji Damai Deklarasikan Yogya Kota Toleran".
Aksine; kendisini çeşitli eksikliklere karşı artan hoşgörü şeklinde gösterir.Yang kedua, menolak kesyirikan dengan berbagai macam bentuknya.
Onlara da aynı hoşgörü gösteriliyordu.Dia sangat perhatian sama Mana.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Có thể dè dặt với người lạ.
Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır.Các loài chỉ thị là các điều kiện môi trường đo được.
Atmosferik kirliliğe hoşgörülüdür.Cấm gây ô nhiễm môi trường.
Küreselleşme ve sosyal hoşgörü de artmaktadır.グローバリゼーションと社会的寛容も増加している。
Toplum bütün dinlere hoşgörülüdür.すべての宗教が平和を主張している。
Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır.実験生物は大腸菌。
Hoşgörüyü ve güven veren duyarlılığı anımsatır.見た目は穏やかで安心感さえ覚えさせる。
Babasından farklı olarak Erdebil şeyhlerine hoşgörü göstermiyordu.恥ずかしがり屋の父親と違い、羞恥心はない。
Bekleyelim de Görelim Hoşgörü ^ "Hangi Parçayı Kim Çaldı?".5.見つけたら「欠片みーつけた!」と叫ぶこと。
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.子供に対しても寛容である。
Aksine; kendisini çeşitli eksikliklere karşı artan hoşgörü şeklinde gösterir.しかしそんな彼女には様々な困難が容赦なく降りかかる。
Bekleyelim de Görelim Hoşgörü ^ "Hangi Parçayı Kim Çaldı?".堅曰:「吾相待何如,而起此意?」暐飾辭以對。
İlk halife, tavrını Kuran ayetlerinde belirtilen hoşgörü üzerine kurmuştur.當時,他的第一首作品是庾澄慶的《愛你的記憶》(收錄於其【讓我一次愛個夠】專輯)。
Genelde hoşgörülüdürler.一般耐受性良好。
Bundan sonra 'Institut für eine Offene Gesellschaft' (IOGE; Hoşgörü bir Toplum için Enstitü) kurudu.其间发起成立学术社团“渝社”。
483: Hristiyanlara Hoşgörü Fermanı verildi.483: 기독교 관용 포고령 발표.
Genelde hoşgörülüdürler.흔히 부평초라고 한다.
Hoşgörülükte deniz gibi ol.בים כמו באהבה.
CİHATLI mahallesinin sakinleri hoşgörülü ve saygılıdır.מרחבים בטוחים מציעים נחמה וכבוד.
Dinlere karşı da hoşgörülüydü kendisi.אנחנו היינו יותר סלחנים כלפי הלאומיות.
483: Hristiyanlara Hoşgörü Fermanı verildi.483: Едиктът за толерантността е издаден, за да разреши християнството.
10 Nisan 2016 tarihinde Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar adlı bir siyasi parti kurdu.През месец февруари 2016 г. учредява партия, наречена ДОСТ (Демократи за отговорност, свобода и толерантност).
Tayland'da LGBT bireylere karşı da büyük bir hoşgörü gösterilmektedir.Същевременно в юдаизма има и течения, отнасящи се по-толерантно към хомосексуалните.
Dişiler genelde baskın ve sosyal açıdan hoşgörüsüzdür.Женските типично са доминантни и социално нетолерантни.
Atmosferik kirliliğe hoşgörülüdür.Реакция при замърсявания на околната среда.
Birlikte yaşadığı çocuklara karşı hoşgörülüdür, ama yabancı çocukların kendisine yaklaşmasına izin vermez.Моята синовна молба е да не оставяш на чужди хора да се грижат за него.
Hoşgörü, insanların onaylamadıkları davranışlara veya eylemlere müdahale etmemeleri gerektiği inancıdır.Bilo da vjeruju u đavla ili boga, oni se odriću razuma."
Çerkeslerde inanç ve hoşgörü ^ Tavkul, Ufuk (1998).Strah i prezir u Las Vegasu (1998.)
Bu dönemden sonraki mütevali halifeler Hristiyanlığı hoşgörüp, Ermenilere büyük oranda özerklik vermiştir.Od tad vladajuće kalife toleriraju kršćanstvo i daju Armencima široku autonomiju.
Dolayısıyla halk arasında hoşgörü, sevgi ve saygı kazandı.Zbog takva odnosa, stekao je ljubav i poštovanje tamošnjeg stanovništva.
Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü.Rastao je u liberalnoj sredini.
Baze gençler hoşgörülecekleri ümidiyle böyle bir günahı göze alabilirler.Ach, môj Bože, ako sa kresťania vôbec môžu oddávať takým nehanebnostiam!
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Veľká trpezlivosť voči deťom.
Dinlere karşı da hoşgörülüydü kendisi.Rozhodujúca je ich tolerancia k samotnému násiliu.