Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü.Creció en un ambiente confortable, liberal y laico.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Ellos pueden ser agresivos con extraños.
Osmanlılar, adada varolan tüm dinlere karşı saygı ve hoşgörü göstermiştir.Tolerancia y respeto por las diversas religiones de la isla.
Bütün bunların dışında dürüstlüğü, yumuşaklığı ve hoşgörüsü ile de olağanüstü bir insandı.Y mucho más extraordinario fue su equanimidad y paciencia.
Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır.Los acólitos son personajes de soporte.
Farklı dini grupların arasındaki ilişkiler genellikle hoşgörülüdür.Le differenti comunità religiose hanno tra di loro un rapporto generalmente tollerante.
483: Hıristiyanlara Hoşgörü Fermanı verildi.1855: Concessione al sig.
Aynı zamanda hoşgörüsü ile bilinirdi.Era anche appassionato di chiaroveggenza.
Diğer dinlere büyük bir hoşgörü gösterildiği görülmektedir.Le altre religioni sono tollerate.
İngiliz tarihçi Edward Gibbon, M.S. 160 civarından itibaren daha hoşgörülü bir dönemin başladığını belirtir.Secondo lo storico del XVIII secolo Edward Gibbon vi fu una maggiore tolleranza a partire dal 160.
Onlara da aynı hoşgörü gösteriliyordu.Ugualmente decisivo era nei confronti dei pazienti.
Tom'un anne babası çok hoşgörülüdür.Родители Тома очень снисходительны.
Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü.Она выросла в свободной творческой обстановке.
Hoşgörü, insanların onaylamadıkları davranışlara veya eylemlere müdahale etmemeleri gerektiği inancıdır.Мурджииты считали такой переход невозможным, так как вера не зависит от дел верующего и не уменьшается.
Çocuklara karşı çok hoşgörülüdür.Очень терпелива к детям.
Saygı, birlik ve hoşgörü bilincini ve mesajlarını iletmek için kıyafetleri kullanmak.Использование одежды для осознания и понимания уважения, единства и терпимости.
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Милосердие к детям.
Genelde hoşgörülüdürler.عادة غير صبور.
İlk halife, tavrını Kuran ayetlerinde belirtilen hoşgörü üzerine kurmuştur.صلاح الأولى والآخرة في تفسير القرآن.
2014 Mevlana Hoşgörü ve Barış Ödülleri'nde yılın en iyi grup ödülüne layık görülmüştür.في عام 2014 حصلت على لقب سفيرة النوايا الحسنة للتسامح والسلام.
Saygı, birlik ve hoşgörü bilincini ve mesajlarını iletmek için kıyafetleri kullanmak.Usa roupas para transmitir conscientização e mensagens de respeito, unidade e tolerância.
Farklı dini grupların arasındaki ilişkiler genellikle hoşgörülüdür.A relação entre as duas torcidas é, de forma geral, pacífica.
Bu, bize bu yöre insanlarının çok hoşgörülü olduğunu göstermektedir.Que aparentemente, é considerado muito perturbador para o público de hoje.
Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü.Cresceu num ambiente familiar liberal.
Tapınağa dört yandan girişler bulunmaktadır ki bu hoşgörü ve açıklığın önemini simgeler.De tempel heeft vier ingangen, die het belang van goedkeuring en openheid symboliseren.
İlk halife, tavrını Kuran ayetlerinde belirtilen hoşgörü üzerine kurmuştur.De soera spreekt reeds in de eerste aya over hen.
Atmosferik kirliliğe hoşgörülüdür.Er is enige tolerantie voor vervuiling.
Daha hoşgörülü oldu.Ze werd toldeclarant.
Bu reorganizasyon bir dini hoşgörü üzerine dayanmaktaydı.Deze liefdadigheid kwam voort uit godsdienstige overtuiging.
Çocuklara karşı çok hoşgörülüdür.Tegenover kinderen is hij echter erg zachtaardig.
Dikenli Köyü halkı; içten, samimi, hoşgörülü ve hazırcevaptır.De dorpsbewoners van Saeftinghe zouden ijdel en hoogmoedig geweest zijn, wat een hoofdzonde is.
Tasavvufta Mevlana hoşgörüye örnektir.De Toscaanse zijde oogt vriendelijker.
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Cierpliwy w stosunku do dzieci.
Birlik Varşova Konfederasyonu adı verilen dini hoşgörü doktrini başlattı.W celu zachowania pokoju religijnego w Rzeczypospolitej zredagowano akt konfederacji warszawskiej.
Çerkeslerde inanç ve hoşgörü ^ Tavkul, Ufuk (1998).Cuda i Łaski Boże (Pokorna wierność i mądra cierpliwość) 2008 ↓.
Atmosferik kirliliğe hoşgörülüdür.Jest tolerancyjny wobec toksycznych zanieczyszczeń.
Farklı dini grupların arasındaki ilişkiler genellikle hoşgörülüdür.Konflikty między pojedynczymi osobnikami rozstrzygane są na ogół w sposób pokojowy.
Çok hoşgörülü ve baş etmesi çok kolaydır.Są bardzo tolerancyjne i łatwe w uprawie.
Yabancılara hoşgörüyle davranabilir.Den kan vara reserverad mot främlingar.
Birleştikleri ortak görüşlerden ikisi deizm ve hoşgörüdür.De två försonas och Synnöve ler vid anblicken av detta.
Jacques, hoşgörülü ve yakışıklı bir eğitmen olduğunu gösterir -her şekilde Homer'ın zıttıdır.I Jacques finner Marge en känslosam och charmerande man, alltså raka motsatsen till Homer.
Siyasi kültürün zayıf yönü hoşgörüsüzlüktür.För den kriminalpolitiska strategin, se Nolltolerans.
Genelde hoşgörülüdürler.Зазвичай солітарний.
Tasavvufta Mevlana hoşgörüye örnektir.В Афінах буде все спокійно.
Jacques, hoşgörülü ve yakışıklı bir eğitmen olduğunu gösterir -her şekilde Homer'ın zıttıdır.Жак ввічливий та приємний чоловік — повна протилежність Гомеру у всіх відношеннях.
Daha hoşgörülü oldu.Все було більш прагматично.
Babasından farklı olarak Erdebil şeyhlerine hoşgörü göstermiyordu.На відміну від батька він не відрізнявся особливими даруваннями.
Dinler arası hoşgörü üst düzeydedir.Toleranční modlitebny na Vysočině.
Theodosius hanedanının diğer imparatorlarından farklı olarak tüm Hıristiyan mezheplerine hoşgörü göstermiştir.Joannes na rozdíl od císařů theodosiovské dynastie toleroval všechny křesťany bez rozdílu.
Siyasi kültürün zayıf yönü hoşgörüsüzlüktür.Nejedlého poúnorové působení v oblasti kulturní politiky je chápáno negativně.
Burada hoşgörüsüzlüğün ve katliamın korku verici yüzünü gördü.Proti intoleranci zde bylo stavěno dobro a milosrdenství.
Bekleyelim de Görelim Hoşgörü ^ "Hangi Parçayı Kim Çaldı?"."Které zrcadlo chceš olizovat?" představí díla, ve kterých realita (nebo fikce?) udělala odbočku.
Şehrin idaresini çok hoşgörüsüz sert bir hakim olarak bilinen Angelo'nun eline bırakır.Ca atare, lasă conducerea orașului în mâinile unui judecător foarte strict, Angelo.
Genelde hoşgörülüdürler.Deși în principiu sunt pacifiști.
Gey topluluğuna gösterilen hoşgörüsüzlüğü reddediyorum."Motivul retragerii uneia dintre adversarele Universității Cluj”.
Korkaklara hiçbir hoşgörüm yok.Nu am nici o toleranță pentru lași.
Bu bir hoşgörü.Aceasta este o indulgență.
Sabrı hoşgörü ile karıştırmayın.Nu confunda răbdarea cu toleranța.
Çocuklara karşı hoşgörülüdür.Gyermekekkel türelmes.
Birlik Varşova Konfederasyonu adı verilen dini hoşgörü doktrini başlattı.A vallásszabadságot az úgynevezett varsói konföderáció biztosította.