Burası hoş ve sakin.It's nice and quiet in here.
Hoş bir sürprizdi.It was a nice surprise.
Annem televizyondan hoşlanmaz.My mother does not like television.
Annem televizyon izlemekten hoşlanmaz.My mother does not like to watch the television.
Sanırım ondan hoşlanmıyorsun.I guess you don't like him.
Tlaloc seyahat etmekten hoşlanır.Tláloc likes travelling.
Arkamdan benim hakkımda konuşan insanlardan hoşlanmıyorum.I don't like people who talk about me behind my back.
Başkalarının acı çekmelerini izlemek, neden bu kadar hoşumuza gidiyor?Why do we feel schadenfreude over others' suffering?
Hoş geldin, Meruert.Welcome, Meruert.
Ne kadar hoşgörüsüzlüğe katlanmaya hazırız?How much intolerance are we prepared to tolerate?
Ondan hoşlanmıyor musun?Don't you like that?
Gerçekten onlardan hoşlanmıyor musun?Do you really not like them?
Ben ondan çok hoşlanıyorum.I like her a lot.
Seninle her şey hoş, sensiz her şey boş.Anything is blissful with you. Nothing is meaningful without you.
Hey, gerçek dünyaya hoş geldin.Hey, welcome to the real world.
O hoşlanmadığım bölüm.That's the part I don't like.
Tom'un hoşlanmadıklarına yaptığı şey budur.That's what Tom does to those he doesn't like.
Tom'un benden hoşlanmadığını zaten biliyorum.I already know that Tom doesn't like me.
Sen adımı söylediğinde bu gerçekten hoşuma gidiyor.I really like it when you say my name.
Bizim mütevazı evimize hoş geldiniz.Welcome to our humble home.
Buradaki dostça atmosferden hoşlanıyorum.I like the friendly atmosphere here.
Tom'un orada olmasından hoşlanmıyorum.I don't like Tom in there.
Ben her zaman şarap ve peynirden hoşlanırım.I always like wine and cheese.
Böyle hoş bir tabloya ödemek için küçük bir fiyat.It's a small price to pay for such a nice painting.
Yalan söylemekten hoşlanmadığımı biliyorsun.You know I don't like lying.
Ben çok fazla plan yapmaktan hoşlanmam.I don't like to plan too much.
Tom, çok fazla konuşması hariç hoş bir adam.Tom is a nice guy, except that he talks too much.
Birbirimizden hoşlanıyoruz.We dig each other.
Ben ölü bedenlere dokunmaktan hoşlanmıyorum.I don't like touching dead bodies.
İğnelerden hoşlanmamI don't like needles.
Tom uzun vedalardan hiç hoşlanmadı.Tom never did like long goodbyes.
Böyle kendi başınıza gitmenizden hoşlanmıyorum.I don't like you going off on your own like this.
Bunun senin hoşuna gitmeyeceğinden eminim.I'm sure you won't like it.
Bu çok hoş.This is pretty much it.
Tom onun hakkında çok hoştu.Tom was very nice about it.
Tom bunu hoş karşılamıştı.Tom was a good sport about it.
Bundan hoşlanmayacağına eminim.I'm sure you won't enjoy it.
Gerçekten daha hoşgörülü olmak zorundayız.We really have to be more tolerant.
Bilirsin, Tom'un gerçekten senden hoşlandığını düşünüyorum.You know, I think that Tom really liked you.
Tom'un sana dokunmasından hoşlanmıyorum.I don't like Tom touching you.
Tom gördüklerinden hoşlandı.Tom liked what he saw.
Tehlikeli bir şekilde yaşamaktan hoşlanıyorsun.You do like living dangerously.
Sanırım, Tom, Mary'den hoşlanıyor bile.I think Tom even likes Mary.
Senin hoş bir adam olduğunu söyleyebilirim.I can tell you're a nice guy.
Sen patronunun hoş bir adam olduğunu söyledin.You said your boss was a nice guy.
Tom hoşgörülü, değil mi?Tom is tolerant, isn't he?
Tom hoş, değil mi?Tom is pleasant, isn't he?
Kızlardan hoşlanmıyor musun?Do you not like girls?
Pinikten hoşlanacağını düşünüyorum.I think you'll enjoy the picnic.
Piknikten hoşlanacağınızı düşünüyorum.I think you'll enjoy the picnic.
Sözümün kesilmesinden hoşlanmam.I don't like to be interrupted.
Hoş görünüyorsun.You do look nice.
Herkes gerçekten hoştu.Everyone's been really nice.
Tom'un filmden hoşlanmadığını düşündüm.I thought Tom wouldn't enjoy the movie.
Tom bana kızgın olduğu zaman bundan hoşlanmam.I don't like it when Tom is mad at me.
O dükkanda hoşlandığın bir şey bulabilirsin.You might find something that you like in that store.
Tom, Mary ve John'un dövüşmesini izlemekten hoşlanıyor gibi görünüyordu.Tom seemed to enjoy watching Mary and John fighting.
Sanırım bu kitaptan hoşlanacaksın.I think you'll enjoy this book.
Bu kitaptan hoşlanabileceğini sandım.I thought you'd might enjoy this book.
Tom bundan hoşlanabilir ama hoşlanacağını sanmıyorum.Tom might like it, but I don't think he will.