Davulun sesi uzaktan hoş gelir.The grass is always greener on the other side of the fence.
O, hoş görünen bir çaydanlık!That's a nice-looking teapot!
Hoşça kal.Goodbye!
Böylesine hoş bir sürprizle karşılaştığımdan beri uzun zaman oldu.It's been a long time since I had such a pleasant surprise.
Nanako gerçekten de hoş, değil mi?Nanako is really cute, isn't she?
Kulaklarının arkasını kaşıdığımda kedim bundan hoşlanıyor.My cat likes it when I scratch her behind the ears.
Sonsuza dek hoşça kal!Goodbye for ever!
Hoşça kal ve tüm balıklar için teşekkürler!So long, and thanks for all the fish!
Açıkçası, o adamdan hoşlanmıyorum.Frankly, I don't like that man.
Ondan hoşlanıyorsun, değil mi?You like her, don't you?
Alice hoş kokulu bir parfüm kullanıyor.Alice is wearing a sweet-smelling perfume.
Sana söylemem gereken bir şey var ve bundan hoşlanmayacağını biliyorum.There's something I need to tell you, and I know you're not going to like it.
Sizin gibi hoş insanlara rastlamak enderdir.It's rare to meet nice people like you.
Ondan hoşlandın mı?Did you like that?
Ondan hoşlanmıyorsan ,öyleyse gidebilirsin.If you don't like it then you can leave.
Başlangıçta ben ondan hoşlanmadım ama şimdi hoşlanıyorum.In the beginning I did not like him, but now I do.
O her zaman bir şey tartışmak için hazır görünüyordu ve çok hoşgörülüydü.He always appeared to be ready to discuss anything and was very tolerant.
Kendine hoş bir adam buldun.You found yourself a nice guy.
Malezya'daki gençlik Kore ve Japonya'daki ünlülerden gerçekten hoşlanıyor.The youth in Malaysia really like Korean and Japanese celebrities.
O ayrılırken her zaman insanlara hoşça kal demeyi unutur.He always forgets to say goodbye to people when leaving.
Tom modern sanattan hoşlanır.Tom appreciates modern art.
Keiko bize her zamanki gibi hoş bir gülümseme gösterdi.As always, Keiko showed us a pleasant smile.
Şarkı söyledik ve bundan hoşlandık.We sang and we loved it.
Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim.Thank you very much for sending me such a nice present.
O, kent yaşamından hoşlanmadı.She didn't like city life.
Herkes Jessie'nin senden hoşlandığını biliyor.Everyone knows that Jessie has a thing for you.
Aile arasında olmak hoş.It is nice to be among family.
Bu restorandaki atmosfer hoş.The atmosphere in this restaurant is nice.
Küçük çocuklar taşınmaktan hoşlanırlar.Small children like to be carried.
Tom evinde koyu renklerden hoşlanmaz.Tom doesn't like dark colors in his home.
Onlar birlikte oynamaktan hoşlanırlar.They enjoy playing together.
Evin içi hoş ve ılıktı.It was nice and warm inside the house.
Kediler ıslanmaktan hoşlanmazlar.Cats don't like to get wet.
Çoğu genç yetişkin geceleyin dışarı çıkmaktan hoşlanır.Most young adults enjoy going out at night.
Hoşgörüsüzlük hoşgörülmeyecek.Intolerance will not be tolerated.
Onlar gitmeden önce onlara hoşça kal demeye git.Go say goodbye to them before they leave.
Hoşunuza gitmezse o zaman bırakabilirsiniz.If you don't like it then you can quit.
Bill ve John konuşmak için ayda bir kez bir araya gelmekten hoşlanıyorlar.Bill and John like to get together once a month to talk.
Evimize hoş geldin, küçük erkek kardeşim!Welcome home, little brother!
O balık yemekten hoşlanmaz.He doesn't like to eat fish.
Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it.
Ondan hiç hoşlanmadım ve de asla hoşlanmayacağım.I have never liked her and I never will.
Bu çiçek çok hoş kokuyor.This flower smells so nice.
Onunla konuşmak hoştu.It was nice to speak with her.
Önce bu biradan hoşlanmayabilirsin. Bu sonradan kazanılan bir tat.You might not like this beer at first. It's an acquired taste.
Çinli bayan arkadaşlarımın onları disipline sokmamdan hoşlandıklarını biliyorum.I know that my Chinese female friends enjoy my disciplining them.
Onun hakkında hoşlanmadığım bir şey var.There is something about him I don't like.
Onda hoşlanmadığım bir şey var.There is something about him I don't like.
O, dili ne kadar iyi bilirse ondan o kadar az hoşlanır.The better he knows the language, the less he likes it.
Tütün içmekten hoşlanır.She likes to smoke tobacco.
O, polisiye hikâyeler okumaktan hoşlandı.He enjoyed reading detective stories.
Ondan hoşlanmadı ve kızdı.They did not like it and were angry.
O, seyahat etmekten hoşlanmadı.He did not like to travel.
O, sorumluluktan hoşlanmadı.He did not like responsibility.
Sorumluluktan hoşlanmazdı.He did not like responsibility.
O, bundan hoşlanmadığını söyledi.He said he didn't like this.
Amerikalılar yeni plandan hoşlanmadılar.The Americans did not like the new plan.
Hamilton, Adams'tan hoşlanmadı.Hamilton did not like Adams.
Taft ondan hiç hoşlanmadı.Taft did not like it at all.
Sen garipsin - Senden hoşlanıyorum.You're weird - I like you.