Ana içeriğe geç
Sözlük

hissetti ile cümle

hissetti kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Hissettiğim acı bu sorumsuz eylemin için seni lanetleyecek."הדורות הבאים יקללו אותך בקברך על פעולתך זו".
Tartışmasız bir kulüp hiti olacaktır ama çok tahmin edilebilir hissettiriyor," yazdı.זה להיט מוחלט בתור להיט מועדונים, אך זה מרגיש קצת צפוי ומשעמם."
Fizikçiler kendilerini bir talep içerisinde bulmuş hissettiler.חוגי האינטלקטואלים מצאו עצמם במצב של התלבטות.
Tom soğuk yağmuru yüzünde hissetti.טום חש בגשם הקר הניתך בפניו.
O yüzden biz de sorumlu hissettik kendimizi.В това отношение съм отговорна единствено пред себе си.
Müzik adına bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim, ama ne yapacaktım?Според него Групата трябва да мисли единствено за музиката и аз бих направил всичко за да бъде така.
Dışarıdan gelenlere hiç yabancılık hissettirmezler.Няма доверие на непознати.
Ailesi çok zengindir, lakin dostlarının arasında bunu hissettirmiyor.Тя е много богата, макар че тя никога не кани никого у тях.
Cinsel kimlik, kişinin romantik ve cinsel çekim hissettiği kişilerle ilgili kendisini nasıl tanımladığıdır.С него се описва начинът, по който даден човек се възприема от гледна точка на своята полова принадлежност.
Bir yandan da ona karşı hissettikleri öfkenin rüyasını görürler.Тя с вълнение си спомня за чувствата си към него.
Ne hissettiğini tam olarak biliyorum.Знам точно как се чувстваш.
Bu sene Rodwell, Kameny'nin belirttiği kurallardan kendini kısıtlanmış hissettiğini hatırladı.Rodwell se sjeća da se te godine osjetio sputanim pravilima koje je postavio Kameny.
O zaman grubu oluşturmakla iyi ettiğimizi hissettik" demiştir.Tad smo počeli vjerovati da smo učinili dobru stvar time što smo u sastavu."
Onun hakkında kendimi bölünmüş hissettim, acıdım.Moji osjećaji u vezi njega su podijeljeni, žalim ga na neki način.
O an kendimi P. Diddy gibi hissettim.Taj njegov stil, postao je poznat kao Bo Diddley beat.
İtalya'daki durumun iyi olduğunu hissettiğinde Almanya'ya dönmeye karar verdi.Zbog stanja u zemlji, odlučio se vratiti u Njemačku.
Bu sertlik içinde hissettiği güvensizliğin bir maskesi."Ta snaga je zapravo maska za njezinu ranjivost koju osjeća iznutra."
O, bana kendimi bir kadın gibi hissettiriyor."Za mene je ona prava žena".
Ve diğer insanlara da aynı şeyleri hissettirmek istiyorum.Koristiti iste injekcije s drugim osobama.
Kıdem olarak diğerlerinin üstünde olmasına rağmen bunu mesai arkadaşlarına pek hissettirmez.Međutim, ostatak društva besprijekorno ju voli unatoč njezinim manama.
Kura çekimini izledim ve SSC Napoli’nin çıkacağını hissettim.Pri oslavách výročia prišiel na Tehelné pole SSC Neapol.
Michael Fader'ın anlattığına göre: Hepimiz bu boktan sıkıldığımızı hissettik.Spisovateľ Robert Sabatier vyhlásil: V tento deň všetci smútime.
Dışarıdan gelenlere hiç yabancılık hissettirmezler.K ľuďom cudzím však býva nedôverčivý.
Tüm söyleyebileceğim, onu gördüğüm, hissettiğim, kokladığım, tattığımdır.Básnik Autenty píše výhradne to, čo zažil, videl, cítil, sníval a prežíval.
Kendimi rüyada gibi hissettim.Potem sem igral kot v sanjah.
Kendimi diğer insanlardan farklı hissettiğime inanmıyorum.Ne verjamem, da čutim drugače, kot ti ljudje.
Bu olaydan sonra kendisini "daha büyümüş-olgunlaşmış" hissettiğini söylemiştir.Dejala je, da samo sebe po nesreči prepričuje, naj »odraste«.
Şimdilik buradaki enerji iyi hissettiriyor.Pri tem se sprošča energija.
Bu kaybın hüznünü hep hissetti ve eserlerine yansıttı.Odzval se je na vsakokratne dogodke in občutja, ter jih po svoje ubesedil.
"Sadece hissettiğim tek şey.Jaz sem tisti, ki si ga pravkar zaužila.'
Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister.Človek si želi biti nesmrten, zato verjame v nesmrtnost.
Onun hakkında kendimi bölünmüş hissettim, acıdım.Jis visiškai sumalė mane į miltus ir aš jaučiausi labai nusivylęs.
Kendimi rüyada gibi hissettim.Ir pražuvo kaip sapnas.
Sahnede neler hissettiğini ve nasıl çalıştıklarını inceledik.Kokį vaidmenį institucijos atlieka tarptautinėje arenoje ir kaip jos veikia?
İlk önce seni iyi hissettirirler, ama sonra üzgün.Iš pradžių ji būna gaubta, vėliau paplokščia.
Ve diğer insanlara da aynı şeyleri hissettirmek istiyorum.Šie savo ruožtu privalo padaryti tą patį kitiems trims.
Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister.Karalius prisimena, jog kitoje Mirties jūros pusėje gyvena nemirtingas žmogus.
Tom'un nasıl hissettiğini anlayabiliyorum.Aš galiu suprasti, kaip Tomas jaučiasi.
Ne hissettiğimi biliyorum.Aš žinau, ką jaučiu.
"Gerçekten nasıl hissettiğini biliyorum." " Hayır, bilmiyorsun!""- Aš tikrai žinau, kaip tu jautiesi." "- Ne, tu nežinai!"
Tüm söyleyebileceğim, onu gördüğüm, hissettiğim, kokladığım, tattığımdır.Aga igal juhul mulle näib, et ma näen, ma kuulen, mul on soe.
Infinite sadece bir egzersizmiş gibi hissettim."Ma tundsin, nagu "Infinite" oleks vaid demo, mille ma olin välja surunud."
Onun hakkında kendimi bölünmüş hissettim, acıdım.Ta sai aru, et ta oli jumalat pahandanud ning oli selle üle õnnetu.
İlk önce seni iyi hissettirirler, ama sonra üzgün.Alguses käitub Vova hästi, kuid siis muutub ta tüütuks.
Ailesi çok zengindir, lakin dostlarının arasında bunu hissettirmiyor.Poiss on rikas, kuid tunneb puudust oma vanemate tähelepanust.
O yüzden de hissettikleri duygu pişmanlık değil, hayal kırıklığıdır.Sellepärast kahetsus ei ole pelk tunne ega pelk hoiak.
Kura çekimini izledim ve SSC Napoli’nin çıkacağını hissettim.Oma kodumänge peab staadionil SSC Napoli.
Bu olaydan sonra kendisini "daha büyümüş-olgunlaşmış" hissettiğini söylemiştir.Pärast seda on ta avalikult tunnistanud, et tunneb ennast palju õnnelikuma.
Michael Fader'ın anlattığına göre: Hepimiz bu boktan sıkıldığımızı hissettik.Näiteks solvab ta kõigi kuuldes Anne Undlat, vihjates, et too pole kuigi ilus.
Her öğrenci kendini hazır hissettiği zaman final sınavına girebilmektedir.Toetuse saamiseks peab üliõpilane õpingute ajal läbima kõik eksamid.
Çünkü çocuklar, ben en çok sizin sevginizle öyle oluyorum ve beni en iyi hissettiren bu.Minu lapsed on mulle nii väärtuslikud just sellepärast, et ma armastan neid.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.50세의 한 사업가분이 직장에서 자신은 더이상 동료가 없다고 저에게 한탄을 하셨습니다.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.50ročný podnikateľ sa mi sťažoval, že má pocit, akoby jeho kolegovia už ďalej neboli v práci.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.50-летний бизнесмен жаловался мне на то, что он у него больше нет коллег.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.En 50-årig affärsman beklagade sig för mig, det känns som att han inte har några kollegor på jobbet längre.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.Eräs 50-vuotias liikemies valitteli minulle, että hänestä tuntuu, ettei hänellä ole enää työkavereita.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.Jeden padesátiletý podnikatel si mi stěžoval, že mu připadá, že už v práci nemá žádné kolegy.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.Một thương gia 50 tuổi than vãn với tôi rằng ông không thấy mình có đồng nghiệp ở nơi làm việc nữa
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.Um homem de negócios de 50 anos queixou-se de que sente já não ter colegas no trabalho.
50 yaşında bir iş adamı artık iş yerinde iş arkadaşları yokmuş gibi hissettiğinden yakındı.Un empresario de 50 años se quejaba de que siente que ya no tiene colegas en el trabajo.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod