Çünkü çocuklar, ben en çok sizin sevginizle öyle oluyorum ve beni en iyi hissettiren bu.Zamierzam być sobą, ponieważ to, co faceci kochają najbardziej, to właśnie sprawia, że czuję się najlepiej.
O anlık Amerikan askerleri kendilerini şanslı hissettiler.Teraz Amerykanie mogli być dumni.
"Sadece hissettiğim tek şey.Tylko ciebie chcę.
Kura çekimini izledim ve SSC Napoli’nin çıkacağını hissettim.Dobra gra zaowocowała transferem do Włoch do SSC Napoli.
Bir an iç çeker gibi oldu; tam bir agnostik olsam da, o an ruhunun ayrıldığını hissettim.Wtedy on westchnął i – chociaż jestem niewierzący – poczułem, że to była chwila, w której jego dusza odeszła.
Hüzün dolu kalbini hissettirmek için sevgili eşinin ruhuna seslenir.Przyszłam, aby pocieszyć twoje udręczone serce!
Hiçbir zaman da duygularını hissettirmemiştir.Nigdy jednak nie wyraża słowami swych uczuć.
Michael Fader'ın anlattığına göre: Hepimiz bu boktan sıkıldığımızı hissettik.Współwłaścicielka Anna Bistroń mówiła wtedy: „Jesteśmy wszyscy rozgoryczeni.
Björk, Matthew Barney'den ayrıldıktan sonra hissettiği duyguları bu albümde anlattığını belirtti.Björk powiedziała, że album ten wyraża jej uczucia przed i po jej rozstaniu z artystą Matthew Barneyem.
O an kendimi P. Diddy gibi hissettim.Na jego czele stanął K. P. Osipow jako dyktator.
Ve diğer insanlara da aynı şeyleri hissettirmek istiyorum.Namawia innych do tego samego (ang.).
Kendini kutsanmış hissettiriyor.Udziela się dobroczynnie.
Kesinlikle öyle hissettirdi."Po prostu to czuję”.
Bu da zaten 1920 yılındaki “Klingsors letzter Sommer” eserinde kendini iyice hissettirmiştir.Następnie zostało wydane już pod nazwiskiem autora w antologii Klingsors letzter Sommer w roku 1920.
Müzik adına bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim, ama ne yapacaktım?Wiedziałem, że nie umiemy robić nic innego, niż grać muzykę, więc byłem przerażony.
"Karsu'da kendimi Britney Spears gibi hissettim".Wystąpił w teledysku Gimme More Britney Spears.
Kutsal Ruh, Tanrı'nın kendi varlığını insanda hissettirmesidir.Duch Święty to działalność Boga wśród ludzi.
Buna rağmen ustasının diğer yaşayan varlıklar için hissettiği derin duygulardan yoksundur.Czy mogłoby Mu brakować cech, których wymaga od swych stworzeń?
Bu tavrı annesi öldüğü ve kendini yalnız hissettiği içindir.Jej rodzicom z płaczem oświadczyła, że dopiero co zmarła jej matka i że została sama.
Ailesi çok zengindir, lakin dostlarının arasında bunu hissettirmiyor.Jest bardzo związany z rodzicami, jednak stara się nie okazywać tego przy przyjaciołach.
Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuştur ve bunu günlüğüne aktarmıştır.Do końca życia nie powiedziała co się stało na wyspie, lecz zapisała to w swoim pamiętniku.
Senin sözlerin onu çok daha iyi hissettirdi.Twoje słowa spowodowały że poczuł się dużo lepiej.
Gördüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin yaratıcısı O'dur.Allt är skapat i och genom Honom (v.
O yüzden biz de sorumlu hissettik kendimizi.I det avseendet är jag enbart ansvarig inför mig själv.
Kesinlikle öyle hissettirdi."Det kändes verkligen som det."
İlk önce seni iyi hissettirirler, ama sonra üzgün.De övermannas först av sorg och sedan av lycka.
İlerde Mülkiye'nin içerisinde kendini çok daha iyi hissettirecektir.Under en tid ägde han gården Wärsta i Närke.
Müzik adına bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim, ama ne yapacaktım?"Jag visste vad jag ville göra för typ av musik och hur jag ville att albumet skulle låta.
O, bana kendimi bir kadın gibi hissettiriyor."Men på samma gång känner jag att jag blivit en bättre kvinna av det."
Çünkü çocuklar, ben en çok sizin sevginizle öyle oluyorum ve beni en iyi hissettiren bu.Den är helt enkelt bara en kärlekslåt, typ som 'Jag älskar dig, jag är så glad att jag hittade dig'."
Döngüler olumlu süreçteyse insanın kendisini daha iyi hissettiği söylenebilir.Man lär på olika sätt känna sig själv bättre.
Bir an iç çeker gibi oldu; tam bir agnostik olsam da, o an ruhunun ayrıldığını hissettim.Jag hade sett honom som en märkvärdig man, men i detta moment kände jag mig äcklad.
O an kendimi P. Diddy gibi hissettim.Det tillhörde sedan mågen P. Schönström.
Ve diğer insanlara da aynı şeyleri hissettirmek istiyorum.Він переконує інших людей робити те ж саме.
Kesinlikle öyle hissettirdi."Принаймні це точно саме так відчувалося."
Tüm söyleyebileceğim, onu gördüğüm, hissettiğim, kokladığım, tattığımdır.А так я все бачу, розумію, відчуваю.
Michael Fader'ın anlattığına göre: Hepimiz bu boktan sıkıldığımızı hissettik.Майкл Фейдер згадував: «Ми усі раптом одночасно зрозуміли, що з нас досить.
İlerde Mülkiye'nin içerisinde kendini çok daha iyi hissettirecektir.Проте вже незабаром він впадає в комоподібний стан.
Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister.Він вирішив помандрувати світом у пошуках безсмерття.
Hiçbir zaman da duygularını hissettirmemiştir.Ми ніколи не бачили як вона плаче.
Daha sonra hiç kimsenin ya da benim için hiç kimsenin şanssız olacağını hissettim onun ellerine. "Але я щаслива, що зі мною і з моїми сестрами не вийшло по-поганому.»
Bu sebepten dolayı her zaman hissettiğimi aktarmaya çalıştım.Я хочу, щоб ви відчували страх, який я відчуваю щодня.
Hayranlarımın bu kapağa bakarak 'Onun hissettiklerinin aynısını hissediyorum' demesini istiyorum."Я хочу, щоб мої фанати побачили ці фото і сказали: «Я розумію, що вона відчуває».
Onun hakkında kendimi bölünmüş hissettim, acıdım.Тут Го зумів створити про себе добре враження й тому був помилуваний.
Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim."Уперше мені сумно стало на вчителюванні».
Ben sadece İsa Meryem'i hissettim, aman tanrım korkunç bir acı.Йов зробив цікаві зображення Марії, Ісуса Христа, епізоди з Старого й Нового Заповіту.
Adetlerle birlikte hissedilen acı, diğer insanların hissettiği acılardan anlamayı sağlar.Неприйнятними є розваги, які заподіюють страждання іншим живим істотам.
Baskın etkisi izleyen günlerde de kendini hissettirmeye devam etmiştir.На деякий час під впливом промови навіть починає йому вірити.
Demiryolu hattına yuvarlanan oyuncu, boynunda bir ağrı hissetti.Зустрівши у ліфті сусідку, поскаржився на головний біль.
Tom mutlu hissetti.Том почувався щасливим.
Hatta daha küçük hissettim.Я почувався навіть меншим.
Hatta daha küçük hissettim.Я почувалася навіть меншою.
Tom güvende hissetti.Том почував себе у безпеці.
Garip hissettim.Я почувався незграбно.
Ben harika hissettim.Я почувався чудово.
Kendi kendine eğitilmiş bir müzisyen olarak yeteneklerimle kısıtlandığımı hissettim" dedi.Jako muzikant jsem samouk, a cítila jsem se být omezena svými schopnostmi".
Kendimi diğer insanlardan farklı hissettiğime inanmıyorum.Vidí se odlišným od jiných.
Sahnede neler hissettiğini ve nasıl çalıştıklarını inceledik.Ohromil jej při tom způsob, jakým pracují a vystupují.
Michael Fader'ın anlattığına göre: Hepimiz bu boktan sıkıldığımızı hissettik.Tom Baker řekl: "Strašně těžko se mi poslouchá tato zpráva.
Kura çekimini izledim ve SSC Napoli’nin çıkacağını hissettim.Vicemistrem se stal SSC Neapol.