P312 Kendinizi iyi hissetmezseniz, ZEHİR MERKEZİNİ veya doktoru/hekimi arayın.P312 Bei Unwohlsein Giftinformationszentrum / Arzt / … anrufen.
Bunlar koku, tat ve dokunma hissetme duyularını sağlarlar.Sie verlassen sich hauptsächlich auf Geruch und Gehör.
Herhangi bir yere tam olarak ait hissetmiyorum.Dabei hat er sich nirgends besonders ausgezeichnet.
O yüzden biz de sorumlu hissettik kendimizi.Und ich bin insofern für mich verantwortlich.
Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır.Dort ist sie erschrocken über nie erlebte Eindrücke.
Bu tuzak bizim ısı olarak hissettiğimiz şeydir.Diese Wechselwirkung ist es, was wir als Gravitation wahrnehmen.
Şu anda hissettiklerim aynen bunlar.Dieses Gefühl habe ich heute noch.
Ancak zarın şansı simgelemesinden dolayı şans faktörü de kendisini hissettirmektedir.Er glaube jedoch, dass ein Mann selbst der Schmied seines Glückes sein müsse.
Kura çekimini izledim ve SSC Napoli’nin çıkacağını hissettim.Als Titelverteidiger startete die SSC Neapel.
Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister.So erklärte er etwa, dass jeder, den er in seinen Schriften erwähnt, unsterblich würde.
Eğer iyi hissetmeni engellemesini isteseydim onu dikenli olarak falan yaratırdım.Hätte ich nicht gewollt, dass es sich gut anfühlt, dann hätte ich Stacheln oder so drangebastelt.
O, bana kendimi bir kadın gibi hissettiriyor."Er schuf sie als Mann und als Weib.'
Muhtemelen İmparatorluk'un batı sınırlarında bir şeylerin eksikliğini hissetmişti.Es wird vermutet, dass im schmalen Vorjoch an der Westwand eine Empore eingebaut war.
Ben sadece İsa Meryem'i hissettim, aman tanrım korkunç bir acı.Die brüderliche Predigt unsers Jesu Christi; eine Trauungspredigt.
Kendini kutsanmış hissettiriyor.Eisenbart gibt sich gnädig.
Bu olaydan sonra kendisini "daha büyümüş-olgunlaşmış" hissettiğini söylemiştir.Sie selbst sei, sagt sie, damals noch gewachsen.
Bu zor görevi de hissettiği o büyük kızgınlık yüzünden alır.Du kommst zu uns, weil du dabei so ein kribbeliges Gefühl in dir spürst.
AA, alkolik tanımını şöyle yapmaktadır: Kendini alkole karşı güçsüz hissetmek ve hayatını artık yönetememek.Wir gaben zu, dass wir dem Alkohol gegenüber machtlos sind – und unser Leben nicht mehr meistern konnten.
Bu sebepten dolayı her zaman hissettiğimi aktarmaya çalıştım.Im Ernst: Ich denke immer wieder darüber nach, was hat dich so fasziniert?
Turnuvada aşırı yağmurlu geçen 1974 yazı da etkisini hissettirdi.Ebenfalls zur eher tristen Atmosphäre des Turniers trug der verregnete Sommer im Jahr 1974 bei.
Onu tabletleri yazmaya sürükleyen kendisini suçlu hissetmesidir.Ein Grund, weshalb er Tabletten nehmen muss.
İkili ilk defa orada birbirlerine bir şeyler hissetmeye başlarlar.Beide Seiten erkannten sich erstmals gegenseitig an.
Ve diğer insanlara da aynı şeyleri hissettirmek istiyorum.Für Menschen galt ihm sinngemäß das Gleiche.
Yine de kendini en çok sahnede rahat hissetmiştir.Diese gilt in der Szene als gemäßigter.
O an kendimi P. Diddy gibi hissettim.Als stilprägend galt damals Papa Wemba.
İlerde Mülkiye'nin içerisinde kendini çok daha iyi hissettirecektir.Unter seinen Nachkommen wird der Hof erblicher Besitz.
Hafiflik ve barış konumunu hissetmeye başladığınızda sadece gözlerinizi kapatın ve düşüncelerinizi seyredin.Wenn ich die Augen schließe fühle ich deine Liebe und deine Küsse.
İkisinin de geçmişlerine dair hatırlayamadıkları ama hissettikleri giz nedir?Sie haben keine Erinnerung mehr an ihre Vergangenheit, und wissen auch nicht, wie sie hierher gelangten.
''Kendimi geleneksel kalıpta zinde hissetmiyordum.Einen Rennstall im klassischen Sinn besaß er nicht.
Bu rejenerasyon Komutan Maxil'in DNA'sı Doktor'a bulaştığı için farklı hissettirmiştir.Captain Helix scheint dabei genauso wie Doctor Who etwas zu verbergen.
Hiçbir zaman da duygularını hissettirmemiştir.Er hat nie seinen Sinn für Humor verloren.
Hissetme kılları da denilen bıyıklar kedigillerin gece aktif olan hayvanlar olduğunu gösterir.Grund für die Namensgebung ist hier, dass diese Männer wie die Tiere Nachts kommen.
Şubat Devrimi (Mart 1917) etkisini daha çok Sankt-Peterburg çevresinde hissettirmiştir.Die Februarrevolution 1917 fand vor allem in Sankt Petersburg statt.
Garson Vera da olanlardan biraz suçluluk hissetmiştir.Gebler erlebte eine Reihe von Ehrungen.
İkizlerden birinin hissettiği bir duyguyu, diğeri de hissetmektedir.Einer der beiden hat die Logik, der andere die Gefühle.
İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Hier darf es kein Mitleid geben.
Gölaud ona neden kendini bu kadar mutsuz hissetiğini sorar.Darauf fragt Sokrates den Mann, warum er sich so verächtlich über die Philosophie äußere.
"İnsanlar bunu kendilerini iyi hissetirmek için, diğer insanları ve de kendilerini güldürmek için yapıyor."Sie bringt andere durch ihre Missgeschicke zum Lachen und kann auch gut über sich selbst lachen.
Başımda yağmur damlası hissettim.J'ai senti une goutte de pluie sur ma tête.
Derin bir üzüntü hissetmeden bu fotoğrafa bakmam mümkün değil.Je ne peux regarder cette photo sans éprouver beaucoup de tristesse.
Bunun hakkındaki hissettiklerini saklama.Ne dissimule pas ce que tu ressens à propos de cela.
O kötü hissetmeye başladı.Il a commencé à se sentir mal.
Başkalarının önemli olarak hissettiklerini küçümser.Il rabaisse les autres pour se sentir important.
Kendimi kötü hissettim ve hastaneye gittim ama kısacası önemli değildi.Je me suis senti mal et me suis rendu à l'hôpital, mais en définitive ce n'était pas grave.
O bugün iyi hissetmediği için, ofise gelemez.Comme il ne se sent pas bien aujourd'hui, il ne peut pas venir au bureau.
Bu ilaç senin daha iyi hissetmeni sağlayacak.Ce médicament te fera te sentir mieux.
Bacağına uzun bir şeyin tırmandığını hissetti.Il sentit quelque chose qui grimpait le long de sa jambe.
Bir yağmur damlası hissettim.Je viens de sentir une goutte de pluie.
Bu iyi hissettirdi.Ça faisait du bien.
O senin ne hissettiğini biliyor mu?Sait-il ce que tu ressens ?
Kötü hissettiğini biliyorum.Je sais que tu te sens mal.
Evde gibi hissetti.Il se sentit comme chez lui.
Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissettim.Ça m'a fait l'effet d'une douche froide.
Tom, daha iyi hissetmediğini söylüyor.Tom dit qu'il ne va pas mieux.
Onların elini sıkmak girişiminde bulundum ama bu hareketimin yersiz olduğunu hissettim.J’ai tenté de leur serrer la main, mais j’ai senti que mon geste était incongru.
Bana nasıl hissettiğinizi söyleyin.Dites-moi comment vous vous sentez.
Bay White kendini suçlu hissetmekte gecikmedi.M. White ne tarda pas à se sentir coupable.
Önemli olan rüzgârı görmek değil, hissetmektir.Ce qui importe, ce n'est pas de voir le vent, mais de le sentir.
O. Gruppe (1906) ve diğerleri ismi “kızgınlık hissetme”yle bağlamışlardır.O. Gruppe (1906) et d'autres préfèrent relier le nom au « juste ressentiment ».
Ancak bu sırada Hanna, Ising için çalışmaya geri dönmek istedi, çok sadık olduğunu hissetti.À ce moment-là, Hanna veut retourner au travail pour les Ising à qui il est très fidèle.