Haydi söyleyin, Bir kez daha, hissederek.Ze zeggen dan: "us", gaan staan en buigen nog een keer.
Maydee o günlerde kendisini çok yalnız hisseder.Wel kwam Mysore steeds verder alleen te staan.
İnsan etrafının bir kuş sürüsü ile çevrildiğini hisseder.Rechts een groep mensen rondom een vogelmand.
Karanlığın değil, sonsuz bir beyazlığın içine çekilmiştir; kendini bir “süt denizinde gibi” hisseder.Toch beweert de man dat hij niets ziet behalve wit, alsof hij "in een melkzee is ondergedompeld".
Herkes bu yüzünü gizleyen genç hanımın bir yabancı olmadığını hissederler.Zij weten echter niet dat de agent die de leiding heeft over deze missie zelf een alien is.
Kan gördüğüm zaman, kendimi kötü hissederim.Wanneer ik bloed zie, voel ik me slecht.
Doktor bir şey yapamayacağını hisseder, ama Clara bir şey yapmaları gerektiğini söyler.Godzą się, ale Lucy czuje, że musi coś zrobić.
Bu yüzden kendisini bazen aptal hisseder.Z tego powodu uważano go czasem za bzika.
Aniden alçaldığınızı hissedersiniz.Nagle odetchnąłem.
Draco, aynı zamanda ağrı hisseder gökten düşer ve yakalanır.Drake traci przytomność, a po ocknięciu się przecina go i spada na ziemię.
Çünkü onun farklı biri olduğunu hisseder.Czuję się, jakbym zamieniała się w kogoś zupełnie innego.
O andan sonra Rocky hayata yeniden dönme ihtiyacı hisseder.Od tej pory Brody postanawia zmienić swoje życie.
Genellikle keyifsiz hissederim.Często są one niesformalizowane.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Jest w stanie wyczuwać emocje innych.
Georg kendini odadan atılmış hisseder.Georg känner sig förvisad från rummet.
Çünkü onun farklı biri olduğunu hisseder.Han vet att han är annorlunda.
Haydi söyleyin, Bir kez daha, hissederek.Först en gång, sedan en gång till.
Genellikle keyifsiz hissederim.Den är oftast mycket orädd.
Setsuna ise hançerin kendisinden çıkarıldığını hisseder, vakti de daralıyordur, hızlıca geri dönmek ister.Brouček konstaterar lättad att han har kommit tillbaka till sin egen tid, och börjar genast skrodera.
Kendini çok üzgün ve ızdıraplı hissederken şöyle dedi: "Baba, mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın.Jarlen svarade: «Illa har din far det ställt på ön, om du nu skall dö.»
Fritz görünür şekilde bozulur ve yalnız bırakılmış hisseder.Seldon verkade vara rädd och mer eller mindre lade sig.
Daha sonra İsa ile birlikte çarmıha gerilmiş ve ölmüş hisseder.De förnekade följaktligen även att Jesus skulle ha blivit korsfäst och dött.
Ben, şiir yazmaya başlamadan önce hisseder, sonra yazarım.På fritiden började han skriva, först dikter, senare noveller.
Bu yüzden kendisini bazen aptal hisseder.Han är ganska okänslig ibland.
Doktor bir şey yapamayacağını hisseder, ama Clara bir şey yapmaları gerektiğini söyler.Det vill hon dock inte, men hon förstår att Edward skulle göra vad som helst för henne.
Aniden alçaldığınızı hissedersiniz.Plötsligt blir det åska.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Våra sinnens olikheter.
Sık sık Miles, Chip ve Alaska'nın planlarından dışlanmış hisseder.Часто почувається «викинутим» із планів Майлза, Чіпа та Аляски.
Yoksa ayıplanır, aşağılanır, kişi kendini suçlu hisseder.Гопники самостверджуються, принижуючи, кривдячи, ображаючи інших людей.
Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder.Сходжу з поїзда, а мене болять вуха.
Harika bir şey olacağını içinde hisseder ama ne zaman gerçekleşir bilmez.Він знає час, коли вона повинна прийти, але не знає день, коли це відбудеться.
Bu yüzden kendisini bazen aptal hisseder.Іноді він здається навіть дурним.
Rachel onun çocukların babası olmadığı gibi bir rahip bile olmadığını deral hisseder.Роберту невідомо, що він не батько жодному з своїх дітей.
Georg kendini odadan atılmış hisseder.Ґеорґ відчуває, що батько хоче вигнати його з кімнати.
Genellikle keyifsiz hissederim.Зазвичай безсимптомний.
Haydi söyleyin, Bir kez daha, hissederek.(Історична) Ой ішов я вулицею раз, раз.
Eğer parçayı hissedersem kaydederim.Коли を використовується як частка, записується o.
Çünkü onun farklı biri olduğunu hisseder.Protože je jiný.
Hasta kendini çok kötü hisseder, komaya girer ve ölebilir.Dochází k demenci, později pacient upadá do kómatu a umírá.
O diğerlerinin acılarını hisseder.Nepřipouští strádání jiných.
Genellikle keyifsiz hissederim.Tím ji většinou znehybní.
Birbirlerinden habersiz, başkalarıyla olsalar da hep bir eksiklik hissederler.Když budou myslet na ostatní - bude ho pořád dost.
Haydi söyleyin, Bir kez daha, hissederek.Am mai spus o dată, mai tare.
Bir an Onun oğlu olduğunu hisseder.După puțin timp, acesta observă că este prizonier.
Mide dolu hissederken tatlı yeme.Nu confundați cu Plăci aglomerate.
Aniden alçaldığınızı hissedersiniz.Deodată se sperie.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Reprezintă emoțiile omului.
O arada Kimberly kötü bir şeyler olacağını hisseder.Eközben Kyle rájön, hogy mi a baj.
Çünkü onun farklı biri olduğunu hisseder.Ez azt jelentette, hogy ő valamiképp egyedi.
Sebastian kılıcı hisseder.Péter, a kard Szt.
O yokken, arkadaşlarının ondan uzaklaştığını hisseder.Hazatérése után, barátai elfordultak tőle.
Bu yüzden kendisini bazen aptal hisseder.Nádorként néha túlkapásokra is ragadtatta magát.
Eğer görüldüğünü hissederse, hareketsiz durur.Ha kézbe vesszük, mozdulatlanul fog állni.
O andan sonra Rocky hayata yeniden dönme ihtiyacı hisseder.Ettől a pillanattól fogva Rosie élete teljesen megváltozik.
Çünkü onun farklı biri olduğunu hisseder.Hän kokee olevansa muunsukupuolinen.
Haydi söyleyin, Bir kez daha, hissederek.Once More, with Feeling) kanssa.
Bu yüzden kendisini bazen aptal hisseder.Toisinaan hän on yksinkertaisesti idioottimainen.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Toisten tunteet ovat tärkeitä.
O andan sonra Rocky hayata yeniden dönme ihtiyacı hisseder.Pian tämän jälkeen Rocky alkaa suunnitella paluuta kehään.
Yoksa ayıplanır, aşağılanır, kişi kendini suçlu hisseder.Syytetty ja häpäisty Väinämöinen suuttuu ja häpeää.