Zor hayatlar güzel insanlar doğurur.Las vidas difíciles hacen a las personas hermosas.
Genel olarak sağlıklı bireyler hayatları boyunca farklı türde savunmalar kullanır.Las personas sanas normalmente utilizan diferentes defensas a lo largo de la vida.
Hepsi kendi hayatları için oynamaktadır."Cada cual que atienda su juego».
1796 yılında babası ve kız kardeşi Nanette hayatlarını kaybettiler.En 1796 murieron su hermana Nanette y su padre.
229) Suetonius, On iki Sezar'ın Hayatları, Nero'nun hayatı 38 (c.229) (en inglés) Suetonius, The Lives of Twelve Caesars, the Life of Nero, 38 (c.
Aralarında liseyi konu alan birkaç manga bulunmasına rağmen çoğunluğu yetişkin kadınların hayatlarını anlatır.Aunque algunas cubren temas de mujeres de instituto, la mayoría cubren las vidas de mujeres adultas.
Yüzlerce de kişi hayatlarını kaybetti.Cientos de personas perdieron sus vidas.
Philipakopoulos ile hayatlarının sonuna kadar o evde yaşadılar.Ella y Philipakopoulos vivirían en esa casa para el resto de sus vidas.
Plutarch, Paraler Hayatlar" Sezar'ın Hayatı.Plutarco, «Vida de César», Vidas paralelas.
Masum hayatlara zarar vermekten kaçınılmalıdır.Que se pueda evitar un perjuicio a terceros inocentes.
Babasıyla beraber hayatlarını barlar ve meyhanelerde şarkı söyleyerek kazanmışlardır.Ella y su padre a veces cantaban en algunos bares y tabernas para aumentar sus ingresos.
Artık insanların hayatlarını yazmayacağım.Yo ya no confío en la gente.
Araştırmalara göre insanların %50'den fazlası hayatlarında en az bir kere déjà vu durumunu yaşamıştır.Se estima que más del 50 % de las personas la padecen en algún momento de su vida.
Özel hayatları da gayet sıkı kurallara bağlı idi.Incluso la vida privada de un soldado estaba regulada por rigurosas normas.
The Age of Grief adlı romanı, 2002 yılında Diş Doktorlarının Gizli Hayatları filmine uyarlandı.Así mismo, en 2002, su novela corta The Age of Grief fue adaptada en la película The Secret Lives of Dentists.
Hiperürisemisi olan kişilerin yaklaşık %10'unda, hayatlarının bir döneminde gut gelişir.Ejemplo hipotético: 10% de los habitantes de este pueblo tendrá un resfriado en algún momento durante su vida.
Seks hayatları ise kendi başlarına yaşadıkları tecrubelerden ibaret sadece (!).Esas lágrimas, las lágrimas son un regalo que los humanos solo tienen).
Âilelerin karşı çıkmalarına rağmen 23 nisan 1844 günü hayatlarını birleştirdiler.Creyendo que los disidentes estaban conspirando contra su vida, Smith los excomulgó el 18 de abril de 1844.
Yaşayan canlılarla simbiyozdurlar dolayısıyla onlar olmadan hayatlarını sürdüremezler.Los insectos no pueden sobrevivir sin sus simbiontes.
Dünya genelinde, toplumun %10'undan fazlası hayatlarının bir döneminde migrenden etkilenmektedir.Se trata de una enfermedad común que afecta a una de cada 10 personas en algún momento de su vida.
Sincaplar televizyon hayatlarına Dave Seville ile “The Ed Sullivan Show”'da kukla oyunu olarak başladılar.Empezaron su carrera de niños apareciendo en programas de televisión estadounidenses "The Ed Sullivan Show".
Rose ve Norah hayatlarını düzeltmek için zorlu mücadelelere gireşeceklerdir.Harold y Rose luchan por superar su enfermedad.
Karakterleri hayatlarını bitirmeyi dilerler ama beklenen son hiç gelmez.Decide qué acciones requieren tus tareas cuando aparecen — no cuando expiran.
Suetonius, Sezarların hayatları hakkında, "Caligula", LVI.Suetonio, Vidas de los Césares, «Calígula».
Bakü'de 20. yüzyılın başlarında, Bakü milyonerlerini ve iş hayatlarını ele alıyor.La película muestra el Bakú de principios del siglo XX, la vida de los millonarios y obreros de Bakú.
"Arkamda bıraktığım şeylerin kendi hayatları var.Las causas que dan sentido a su vida.
İkisi de birbirlerine uzun bir konuşma yaptıktan sonra hayatlarında yer vermişlerdir.Ambos se sorprenden al encontrarse después de tantos años, pero cada uno vuelve a su casa.
Philipakopoulos ile hayatlarının sonuna kadar o evde yaşadılar.Lei e Philipokopoulos vissero in quella casa per il resto della loro vita.
İşçilerin hayatları zorluklarla doluydu.Le vite dei lavoratori erano molto dure.
Diğerlerinin hepsi hayatlarını kaybetmişlerdi.Tutti gli altri persero la vita.
Onların yaşam koşulları acımasız ve hayatları öteki kölelerden daha kısaydı.Le loro condizioni di vita e di lavoro non erano molto diverse da quelle degli schiavi.
Öğlen saatlerinde Guns N' Roses'ın performansı sırasında iki seyirci ezilerek hayatlarını kaybettiler.2 persone morirono tra il pubblico durante l'esibizione dei Guns N' Roses.
Hepsi kendi hayatları için oynamaktadır."Per molti aspetti, lui sta combattendo per la sua stessa vita».
İlişkileri daha da ilerledi ve hayatlarının sonuna kadar birlikte oldular.Alla fine, si sposano e passano il resto della loro vita insieme.
Fakat aniden gelen bir mektup hayatlarını altüst etmektedir.Da qui in poi una serie di eventi inspiegabili sconvolge la sua vita.
Birçok kurtarıcı ailesi öldürülmüş olan çocukları alıp hayatlarını kurtardı.Molti degli abitanti si rifugiarono sulle montagne e quelli che furono catturati furono ridotti in schiavitù.
Plutarch, Paraler Hayatlar" Sezar'ın Hayatı.Plutarco, Vita di Pompeo; Vita di Cesare.
Bohemund’un teklifiyle halk hayatlarının bağışlanması karşılığında haraç ödemeyi kabul etti.La Boeing sperò di compensare le perdite con il settore civile.
İçlerinde bazıları ise bir şeyler yazmak yerine hayatlarını romanlara yaklaştırmayı tercih ettiler.Preferì tuttavia dedicarsi piuttosto a tradurre scritti altrui, che a comporre opere sue.
Hayatlarındaki, aşklarındaki ve işlerindeki azimlerini görmek bana ilham veriyor."E conosceva tutto quello che c'era da conoscere riguardo all'amore e i suoi intrighi."
Ama bu çocukların hemen hepsi genç yaşta hayatlarını kaybettiler.Insieme, inoltre, hanno perso delle persone care durante la loro infanzia.
Film daha çok iki kadının hikâyesi ve hayatlarının gittiği yönle ilgilenir.Il film tratta la storia di 11 donne e il loro intrecciarsi.
Nihayetinde, Veloso ve Gil sürgün hayatlarını İngiltere'nin Londra şehrinde geçirdiler.Gil e Veloso devono riparare in esilio a Londra.
Hayatlarımız çok farklı olabilirdi.Le date effettive potrebbero essere state diverse.
Lucy gelecekte veteriner olup hayvanların hayatlarını kurtarmayı düşlüyor.Люся мечтает стать ветеринаром и спасать животных.
Tıp bilimi insanların hayatlarını kurtarır.Медицина спасает людей.
Philipakopoulos ile hayatlarının sonuna kadar o evde yaşadılar.В этом доме они прожили с Филипакопулосом до конца её жизни.
Babasıyla beraber hayatlarını barlar ve meyhanelerde şarkı söyleyerek kazanmışlardır.Вместе с отцом они иногда зарабатывали на проживание пением в барах и тавернах.
Hatta arada sırada insanların hayatlarını kurtarmaya başlamıştır.Но иногда могут и спасти жизнь.
Her ikisi de 13 yaşlarındayken blink-182 coverlarıyla başladılar müzik hayatlarına.Когда обоим было по 13, друзья перепевали песни Blink-182 с разными составами группы.
Galaksilerin pek çoğu hayatlarında en az bir kez çarpışmaya maruz kalır.Большинство галактик, вероятно, за время жизни испытывают по крайней мере одно значительное столкновение.
İşçilerin hayatları zorluklarla doluydu.Социальная жизнь была полна трудностей.
Orlov ve eşi ABD’de gizli ve mütevazi hayatlarına devam edecektir.Орлов вместе с женой продолжали жить тайно, на нелегальном положении, и скромно в Соединенных Штатах.
Kırlangıçlar hayatlarını sıcak bölgelerde geçirirler.Птицы улетают в тёплые края.
Öğüt verici bilgileri ile insanların hayatlarında daha kolay bir yaşam için uğraş vermişlerdir.Он посвятил свою жизнь науке в надежде сделать жизнь людей лучше.
Daha fazla şiddetten kaçınmak, hayatları korumak ve sükuneti tesis etmek için her şey yapılmalı."Чтобы они продолжали существовать, каждое поколение должно охранять их и вкладывать в них новую жизнь».
Ancak hayatlarından memnundurlar.Она вполне довольная своей жизнью.
"Arkamda bıraktığım şeylerin kendi hayatları var.«Сюжеты я беру из своей же жизни.
Bir gülüş uğruna harcanmış hayatların muhasebesini tutmaya mecalim kalmadı artık.Уверяю вас, вы теряете со мной время, которое могли бы провести, наслаждаясь её улыбками.
Kurtarıcılarında hayatları zordu.Спасители рисковали жизнью.