Onu hayal kırıklığına uğratma.Don't disappoint him.
Onun konuşmasıyla hayal kırıklığına uğradım.I was disappointed with his speech.
Ben onun evlilik yaşamına hayal kırıklığına uğradım.I was disillusioned at his married life.
Onun konferansı bizi hayal kırıklığına uğrattı.His lecture disappointed us.
Onun mektubu gelmedi, hayal kırıklığına uğradı.To her disappointment, his letter didn't come.
Hayali sonunda gerçek oldu.His dream has finally come true.
Onun hayali gerçek oldu.His dream came true.
Hayali Amerika'da kimya okumak.His dream is to study chemistry in the US.
Hayali, İsviçre'ye gitmek.His dream is going to Switzerland.
Onun hayali gerçekleşmiştir.His dream has become a reality.
O her zaman hayal kuruyor.He is always day-dreaming.
Haberi duyduğunda biraz hayal kırıklığına uğradı.He was somewhat disappointed to hear the news.
O, kimsenin hayal edemeyeceği en büyük sıkıntıya katlandı.He put up with the greatest hardship that no one could imagine.
Bir pilot olma hayalinden vazgeçti.He gave up his dream of becoming a pilot.
Çağrılmaması onu hayal kırıklığına uğrattı.He was disappointed at not being invited.
Davet edilmediği için hayal kırıklığına uğradı.He was disappointed at not being invited.
Büyük hayallerle Tokyo'ya geldi.He came up to Tokyo with a big dream.
Bir astronot olmayı hayal ediyor.He is dreaming of becoming an astronaut.
O, işler umduğu gibi sonuçlanmadığı için hayal kırıklığına uğradı.He was disappointed that things didn't turn out as he'd hoped.
Sonuçlarda hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor.He seemed disappointed at the results.
O, evi hakkında hayal kurdu.He dreamed about his home.
Onun çok canlı bir hayal gücü var.He has a very vivid imagination.
Onun zengin bir hayal gücü var.He has a rich imagination.
Onun geniş bir hayal gücü var.He has a rich imagination.
Onun büyük bir hayal gücü var.He has a rich imagination.
Hayalperest bir çocuktu.He used to be an imaginative boy.
O, oğlundan hayal kırıklığına uğramış görünüyor.He seems disappointed with his son.
O, hayalini gerçekleştirdiği için mutluydu.He was happy to realize his dream.
Zarfı sadece hayal kırıklığına uğratmak için açtı.He opened the envelope only to be disappointed.
O bir hayalperesten başka bir şey değil.He is nothing more than a dreamer.
O, çok hayalleri olan bir çocuktur.He is a boy with many dreams.
Hayaletlerin varlığına inanıyor.He believes in the existence of ghosts.
O, ebeveynlerini hayal kırıklığına uğratmamak için çok çalışıyor.He is studying hard in order not to disappoint his parents.
Onun hayalleri gerçekleşti.Their dreams came true.
Birbirleriyle hayal kırıklığına uğradılar.They are disappointed with each other.
Oğullarının hayal kırıklığına uğradılar.They are disappointed in their son.
Sen onun ne kadar mutlu olduğunu hayal bile edemezsin.You cannot imagine how happy she was.
Onun evli olduğunu duymamız bizi hayal kırıklığına uğrattı.We were disappointed to hear that she had married him.
Onun aklı bir aktris olma hayalleri ile doludur.Her mind is filled with dreams of becoming an actress.
Onun hayali Paris'i ziyaret etmek.Her dream is visiting Paris.
Onun hayali bir hemşire olmaktı.Her dream is to become a nurse.
Onun hayali Dünyayı gezmektir.Her dream is to travel around the world.
Bir hayalet görmüş gibi görünüyordu.She looked as if she had seen a ghost.
O, sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu.She seemed disappointed at the result.
O sonuç nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştı.She was disappointed with the result.
O bazen hayal ve gerçeği karıştırır.She sometimes mixes up fancies with realities.
Sanki bir hayalet görmüş gibi görünüyordu.She looked as though she had seen a ghost.
O kısaca bir hayalperest.She is, in a word, a dreamer.
Bir prenses olduğunu hayal etti.She dreamed that she was a princess.
O, hayalet gibi görünüyordu.She looked ghostly.
O, oğlunun intihar edeceğini hayal bile etmedi.Little did she dream that her son would commit suicide.
O bir hayalet görmüş gibi görünüyor.She looks as if she had seen a ghost.
O hayalet görünce şaşırmıştı.She was amazed at the sight of the ghost.
O aşkta hayal kırıklığına uğradı.She was disappointed in love.
Onlar bir gün oy verme hakkını elde edeceklerini hayal etti.They dreamed they'd gain the right to vote someday.
Amacım onu hayal kırıklığına uğratmak değildi.I did not mean to disappoint her.
Maalesef, onun hayali gerçekleşmedi.Sadly, his dream didn't come true.
Durgun olan çocuk bir hayal dünyasında yaşamaya daha meyillidir.The inactive child is far more inclined to live in a world of fantasy.
Kız kardeşimin gençliği ve hayalleri var.My sister has youth and dreams.
Hayalinizin gerçekleşmesinden çok memnum.I'm very pleased that your dream came true.