Bununla birlikte, daha karmaşık işlerde kullanılan iletkiler daha hassas şekilde ölçeklendirilmiş olabilir.Sem dúvida, questões tão complexas como essas mereceriam tratamento mais aprofundado.
Machi, sessiz, çekingen, hassas ve yalnız bir karakterdir.Tonho é tímido, humilde, sincero.
(Tabloda kalın yazılan değerler hassastır.)As legendas na coluna da direita são meramente descritivas.)
Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım.Nosso fenômeno não é genital, mas de sensibilidade, de atitude.
Apple Kalemi, iPad Pro'ya özel hassas kalemdir.Torna mais fácil o desenho electrónico no iPad Pro.
Reddedilmeye aşırı hassasiyet.A Grande Recusa Hoje.
Gündüz kelebeklerinin duyargaları (anten) çıplak olduğundan bu hassaslıktan mahrumdurlar.Bij hun dagelijkse kleding hoorde een muts gemaakt van huiden.
Sağ üstteki zehirli zakkum ise uyku ile ölüm arasındaki hassas bağlantıyı simgeliyor.De oleander rechtsboven symboliseert de fragiele relatie tussen de slaap en de dood.
Buna karşın genç filizler baharda soğuğa karşı hassastır.De hoornaar is gevoelig voor kou in de lente.
Aslında onlar, zamanlarının manastır çevresinin hassasiyetlerinin büyük kısmını seslendiriyorlardı.Ze brachten er een tijd samen door in gebed; regelmatig werd een periode van vasten ingelast.
( Derinlik, insanın en kapsamlı gereksinimlerine olan hassaslığında yaratılan dengeden söz eder.(Verlichting is het uittreden van de mens uit de onmondigheid die hij aan zichzelf te wijten heeft.
Ancak Türkiye’deki durumları daha hassastır.De situatie in Bangladesh is mogelijk nog schrijnender.
Yönlendirme sistemi daha hassastır.De verbinding is licht-gevoelig.
Çeşitli hassas davalara bakmıştır.Hij werd met verschillende gevoelige opdrachten belast.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Als kind was hij zeer verlegen.
Ayrıca koku ve tat alma duyuları da hassastır.Ook zijn geur en smaak minder intensief.
Hadislerin aktarılması ve derlenmesi, ilk dönemden itibaren üzerinde hassasiyetle durulan bir konu olmuştur.Het terugfokken van het oerrund was evenwel vanaf het begin een wetenschappelijk omstreden zaak.
Gece kelebeklerinin işitme ve koku alma duyuları da çok hassastır.Waterbuffels horen en ruiken ook goed.
Ama ben doğuştan çok olağandışı derecede hassas ve gerginim.Lecz z natury jestem wrażliwy... nerwowy w bardzo nietypowym stopniu.
Apple Kalemi, iPad Pro'ya özel hassas kalemdir.Apple Pencil to stylus jedynie dla iPadów Pro.
Ayrıca ismi konusunda çok hassastır ve ismiyle dalga geçilmesinden hiç hoşlanmaz.Jest drażliwy i nie lubi jak ktoś sobie z niego żartuje.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Był chorowitym, delikatnym i wrażliwym chłopcem.
Hassas cihazlar nakliyat, kullanım ve saklama süresince korunmalıdır.Karta charakterystyki musi być zawsze dostępna podczas ich transportu, używania i przechowywania.
Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar.Okropny i długo utrzymujący się zapach można wyczuć z odległości 1 km.
Bu da çok hassas hesaplamalar ve tecrübe gerektirmektedir.Wymaga to dużych zasobów obliczeniowych oraz czasu.
Oksijen izotopu, oksijeninin iki izotopu arasındaki oranın hassas ölçümü üzerine kuruludur.Dodatkowo teoria ta nie wyjaśnia podobnego stosunku procentowego izotopów tlenu na obu ciałach.
Nâzım'ın Hiroşima'ya olan hassasiyeti dikkat çekicidir.Podróż do Rosji wywarła ogromne wrażenie na Hippelu.
Daha hassas deneylerin çalışmaları hala yürütülmektedir.W specjalistycznych badaniach eksperckich są stosowane bardziej złożone techniki badań emocji.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).Lesionerna kan vara smärtsamma eller ömma (30 %) och kan uppträda utanför könsorganen (2–7%).
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Detta kan bero på en ökad känslighet för en västerländsk livsstil hos vissa etniska grupper.
Aslında onlar, zamanlarının manastır çevresinin hassasiyetlerinin büyük kısmını seslendiriyorlardı.Under sin exil ägnade han stor del av sin tid åt sitt måleri.
Öngörülen fonksiyonların hassasiyetle gerçekleştirilme derecesini belirler.De dielektriska egenskaperna bestämmer hur känsligt ytan påverkas.
Peter Borwein yüksek hassasiyetli sayısal hesaplamalar için uygun çok hızlı yakınsak seriyi göstermişti.Peter Borwein har härlett en effektiv metod för numerisk räkning av etafunktionen.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.Vid viloplatsen kan den tidvis falla i ett stelt tillstånd (torpor).
Müzikte dalgın bir hassasiyet vardır." şeklinde anlatır.Hon har oroligt konstnärsblod i sig, säger hon.
Erozyona hassas olan bölgelere yerleştirilir.Skydd av ekologiskt känsliga områden.
Çeşitli hassas davalara bakmıştır.Vi är känsliga för olika stämningar.
Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından hassas türler arasına alınmıştır.Detta trots att vattendomstolen och de stora naturskyddsorganisationerna hade accepterat en exploatering.
Daha sonra, termometrenin icadından sonra, hassas sıcaklık ölçülebildi.Senare, efter att termometern uppfunnits, kunde man börja mäta temperatur hos olika fluider.
Operasyonun yöntemine bağlı olarak, hassasiyet mümkün olduğunca korunmaya çalışılmaktadır.De som bestämmer sig för att använda narkotika ska veta hur man gör det på ett så säkert sätt som möjligt.
Kuşlar bu toksik bileşiğe özellikle hassas durumdadır.Птахи також здаються особливо чутливими до цієї токсичної складової.
Örnek bir uygulama olarak, bir kamyonun yerini hassas olarak belirleme problemini düşünün.Як приклад застосування, розгляньмо задачу визначення точного положення вантажівки.
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Це може бути зумовлене підвищеною чутливістю до західного стилю життя у певних етнічних групах.
Gereksinim analizi, pek çok hassas psikolojik becerinin katıldığı uzun ve yorucu bir süreç olabilir.Аналіз вимог може бути довгим та важким процесом що вимагає використання тонких психологічних навичок.
Çünkü Elia’nın hassas bir sağlığı vardı.Втім, Єлена страждала від слабкого здоров'я.
Ancak Türkiye’deki durumları daha hassastır.Ще гіршою є ситуація в Таїланді.
Genellikle vadeli seçici ses hassasiyetinin yerine kullannılır.Термін часто використовується як синонім терміну селективна звукова чутливість.
Oldukça geniş olan sahil şeridinin yüzde 5'i ekolojik hassasiyeti olan sulak alanlardan oluşur.Майже 5 % усієї берегової лінії Греції займають екологічно-чутливі водно-болотні території.
Bu, diş kolelerindeki hassasiyetin mekanizmasıdır.Це відчуття і буде порогом чутливості зуба.
Bazı politik hassas noktalara ise hiç değinmemiştir.Однак, вони не згодні в деяких ключових питаннях політики.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).Léze mohou být bolestivé či citlivé (30 %) a mohou se vyskytovat i mimo genitálie (2–7 %).
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Může tomu tak být v důsledku zvýšené citlivosti některých etnických skupin na západní životní styl.
Apple Kalem, basınç hassasiyeti ve açı algılama özelliğine sahiptir.Pencil Apple je určen pro tvůrčí práci a má citlivost na tlak a detekci úhlu.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Jako kluk byl velice plachý a samotářský.
Çok yüksek bir hassasiyete sahiptir.Má velmi citlivý nos.
Büyük hassas kulakları, uçmasını sağlayamayacak kadar küçük kanatları vardır.Samička má štít světle hnědý a kratší křídla, která ji neumožňují létat.
Yönlendirme sistemi daha hassastır.Převod řízení je strmější.
Malzeme bu özelliğinden dolayı “gerilim şiddeti hassasiyetli polimer” olarak nitelenmektedir.Mezi jeho díla hodnocená jako kontroverzní patří například „líbající se policisté“.
Mikrofonların bazen hassasiyeti ses yansımasıyla artar.Zřídka se stává, že samice také odpovídají zvukem.
Almanya'daki sigara karşıtı bu hassaslık 20. yüzyılın başlangıcında ortaya çıktı.Protikuřácké hnutí existovalo v Německu již na začátku 20. století.